Ana səhifə

Yargi kurumlarinin kentsel yerseçİMİ: bursa örneğİ


Yüklə 1.2 Mb.
səhifə1/13
tarix27.06.2016
ölçüsü1.2 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13



YARGI KURUMLARININ KENTSEL YERSEÇİMİ: BURSA ÖRNEĞİ

Yeni Yapılacak Bursa Adliyesi İçin Yerseçimi Konusunda Öneriler

Prof.Dr.Melih Ersoy

Doç.Dr.Adnan Barlas

Doç.Dr.Çağatay Keskinok
(ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü

Öğretim üyeleri)


Haziran 2010


  1. Giriş

T.C. Bursa Barosu Başkanlığı, ODTÜ Rektörlüğü’ne 9.02.2010 Tarih ve 684 sayılı başvusu ile Prof.Dr.Melih Ersoy, Doç.Dr.Adnan Barlas ve Doç.Dr. Çağatay Keskinok’un “Bursa’da Yeni Adliye Binası Yerinin Yerseçimi” konusunda, gerek Büyükşehir Belediye Başkanlığı gerekse farklı kurumlarca ortaya atılan ve gündeme gelen seçeneklerin konusunda Bilirkişiliği talep edilmiştir.


ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, geçmiş yıllarda aldığı kararlarla, Bölüm öğretim elemanlarının, bireylerin ya da şirketlerin dava konusu olsun ya da olmasın, doğal olarak doğrudan özel yararlarla ve özel menfaatin zedelenmesiyle ilişkili imar anlaşmazlıkları ile ilgili olarak özel rapor hazırlanması istemlerine karşılık verilmemesi konusunda ikesel bir tutum geliştirmiştir. Dolayısı ile öncelikle anılan başvuruya verilecek yanıtın söz konusu ilkesel karara aykırı olup olmadığı irdelenmiş ve başvurunun; a) Bursa Barosu gibi kamusal bir kurum tarafından talep edilmesi ve b)raporun yargı kurumlarına yönelik olarak hazırlanacak bir yer seçim belirleme rehberinin Bursa örneği bağlamında hazırlanacak olması nedenleriyle, Bölüm düzeyinde geliştirilen genel etik ilkelere aykırı olmadığı görüşüne varılmış ve talebi ileten Bursa Barosu’na olumlu yanıt verilmiştir.
Bu kapsamda, 2.04.2010 tarihinde Bursa Barosu Başkanlığı yetkilileri ile görüşmeler yapılmış, Yeni Adliye Sarayı yeri ile ilişkili olarak farklı kurumlarca ortaya atılan ya da kamuoyunda gündeme gelen seçenek yerler gezilmiş ve gözlemlerin ışığı altında aşağıdaki kapsamlı inceleme ve değerlendirme hazırlanmıştır.


  1. Yargı Kurumlarının Yer Seçiminde Gözetilmesi Gereken Konu ve İlkeler

Günümüzün çağdaş devlet yapısını belirleyen üç temel erkten biri de Yargı kurumudur. Çağdaş devletin dayandığı erkler ayrımı, kuşkusuz söz konusu kurumların kentsel planlama ve tasarımını yönlendiren en temel ilkeler ve esaslar olmak durumundadır.


Çağdaş devletin bu erkler ayrımı ilkesi basitce bir kurumsal örgütlenme olarak düşülmemelidir. Anılan kurumların mekansal düzeninin ne olacağı konusu, temel sorunsalı mekanının örgütlenmesi ve düzenlenmesi olan şehir planlamasının önemli bir problemidir. Erkler ayrımı, çağdaş devletin en önemli ilkesi ise, o zaman şehirciliğin de, söz konusu erkler arasındaki ayrıma ve bağımsızlığa denk düşecek bir mekan örgütlenmesi ve düzenlemesi anlayışına sahip olması gerekir. Bu çerçevede kentsel planlama ve tasarımın, yasama, yürütme ve yargı erklerinin kentsel mekanda ayrı ayrı vurgulanmasına yönelmesi beklenir. Diğer bir anlatımla, bu kullanımlar ana ilkeye bağlı olarak aynı mekanda aynı yapıda düzenlenemezler. Tersine, kentsel mekanda ayrı ayrı vurgulanmalı ve gösterilmelidirler. Yargı erkinin yaşama geçirildiği yerler olarak bu yapılar ve kurumlar herhangi sıradan bir kentsel kullanım olmayıp çağdaş yaşamın temel kurumlarıdır. Bu nedenle, toplumsal yaşamdaki merkezi önemlerinin mekanda da bu simgeselliği vurgulayacak biçimde, merkezi bir yerde konumlandırılmaları planlama ilkeleri ile uyumlu bir beklentidir. Bu nedenle, çağdaş devleti temsil eden üç kuvvetten biri olarak Yargı kurumunun kentsel yer seçimi ne basitçe bir erişebilirlik konusuna ne de ‘uygun yeterli büyüklükte alanın varlığı’ konusuna indirgenebilir. Yargı kurumlarının kentsel yer seçiminde, erkler ayrımının devletin temel ilkesine dönüştüğü ve ortaya çıktığı o günkü kentsel çevrenin ‘tarihsel mekan’ından koparılmaması gerekmektedir. Yargı kurumunun söz konusu tarihsel kentte geliştirilmesi, temel yaşam ve devlet düzeni ilkesinin mekanda vurgulanması anlamına gelmektedir.
Bu değerlendirmelerin ışığı altında, kentlerimizde, merkezi kamu kurum ve kuruluşlarının, yeni mekan gereksinmeleri gerekçe gösterilerek kent dışında yer seçme eğilimlerini olumlama olanağı bulunmamaktadır.
Yargı Kurumlarının kentsel yerseçimi konusu, kentsel planlama açısından herhangi bir yer seçim konusu değildir. Konu, kentsel mekanda yaşamsal işlevlerin vurgulanması ile doğrudan ilgilidir. Erişebilirlik sorunları önemli olmakla birlikte, konu esas olarak yönetsel ve yargısal kurumların mekansal örgütlenmesi ve mekanda vurgulanması ile ilişkilidir. Bu nedenlerle, yargı organının yer seçimi konusu, tahsis edilebilir bir alanın varlığı konusuna indirgenmemelidir. Kuşkusuz, fiziksel erişebilirlik önemlidir. Ancak en az onun kadar ve onunla ilişkili olarak görsel ve toplumsal erişebilirlik önemlidir. Diğer yandan, erişebilirlik konusunun kapsamlı ele alınışı, yargı organına toplumsal erişebilirliği güçlendirecek ve adaletin ve hukukun tüm yurttaşlar için eşit olarak yararlanılabilecek olduğu temel ilke ve kuralını destekleyecektir.
Diğer yandan, erişebilirlik konusu da salt fiziksel bir konu değildir. Aynı zamanda görsel ve imgeseldir. Bunlar, yargı organının ve ilgili yapısının kentlerde neden merkezi bir konumda yer seçmeleri gerektiğine açıklık getirmektedir. Ayrıca, kent merkezlerine merkezi niteliğini kazandıran şey, yalnızca ticari etkinliklerin yoğunlaşması değildir. Kaldı ki, son yıllarda büyük alan gerektiren alışveriş merkezlerinin ortaya çıkışı kent merkezi dışındaki ticari etkinliği güçlendirmektedir. Bu da kent merkezlerinin güçsüzleşmesine yol açmaktadır. Bunların yanı sıra, kamu kurum ve kuruluşlarının mekan gereksinmeleri gerekçe gösterilerek kentsel merkezlerin dışında yer seçme yoluna gitmeleri kentsel merkezlerin güçsüzleşmesi ve çöküşüne katkıda bulunmakta ve kentsel merkezler ve kent omurgalarının oluşturulmasını önlemektedir. Yalnızca “kullanılabilir arazi/arsanın varlığı” kıstasını esas alan ve kendi başlarına, özellikle kent çeperlerinde yer seçerek kent çevresine saçılan kurum ve kuruluşlar, bulundukları bölgede ve çevrelerinde belirli kullanımları ister istemez çekmekte, bunun sonucunda da rastlantısal ve kendiliğinden –ancak planlı değil- bir kentsel çevrenin oluşumuna yol açmaktadırlar.
Bu nedenle, kentlerin ana (nazım) planlarında öngörülmüş olan ve -kamusal ve resmi kurumları kendi içlerinde barındırması doğası gereği olan- merkez ve alt merkezlerle ilişkilendirilmemiş olan yer seçim kararlarının, plansız gelişmeleri özendirmesi kaçınılmaz gözükmektedir. Diğer yandan, kamu kurum ve kuruluşlarının birbirlerine mekansal yakınlıklarının işlevselliği de göz ardı edilmemelidir. Yönetsel ve yargısal birimlerin çevredeki perakende ticaret birimleri ve diğer kent merkezi kullanımları ile birlikte iyi tasarlanmış kentsel omurgaların öğelerini oluşturmaları, kent meydanı ve diğer toplanma alanları çevrelerinde biraraya gelişleri ve bu şekilde kentin simgesel mekanlarını oluşturmaları şehircilik ilkeleri açısından yeğlenmesi gereken yaklaşımlardır. Özetle, Adliye Sarayı vb kullanımların simgesel potansiyeli yadsınamaz. Yargı kurumlarının –kentsel ölçekte kademelenmelerine bağlı olarak- dile getirilen tartışma çerçevesinde kentsel merkez ve alt merkezlerle eklemlenme ve bütünleşme düzeyleri şehirciliğin önemli bir problemi olmak durumundadır.
Bu nedenle alan kullanımlarının ardışıklığı, ana/toplutaşın sisteminin parçası olabilme özellikleri önemlidir. Yargı kurumlarının yerseçiminde, kentsel merkezle ilişki en önemli konudur. Diğer yandan, yargı kurumlarının, olanaklar elverdiği ölçüde bir yerleşke/saray/külliye anlayışı ile, ilişkili olduğu diğer kullanımlarla birlikte düşünülmesi, planlanması ve tasarlanması yeğlenmelidir. Bu yaklaşım, uygun alan bulma konusunda her zaman sorunlu olan kent merkezlerinde dahi yer seçiminin etki ve sonuçlarının basitçe bir servis ya da inşaat alanı yaratmanın ötesinde düşünülerek yakın bölgedeki işlevsel dönüşümlerin düzenlenmesi, tasarımların gerçekleştirilmesi gibi konularla birlikte ele alınması anlamına gelir.
Bu açıklamalara karşın, bu yapılar, servis yaklaşımı, toplu taşın erişim olanakları, otopark gereksinmesinin karşılanmasına izin veren bir açıklık ve genişlik olanaklarına sahip olmalıdır.
Diğer yandan, Adliye Sarayı gibi kullanımların merkezi kullanımlar olmalarını niteleyen diğer önemli özellikleri de, bu kullanımların çevrelerinde belirli etkiler yaratıyor olmaları ve ilişkili oldukları kullanımları çevrelerine çekmeleridir. Bu nedenle, yalnızca tahsis edilecek bir arazi parçasının varlığı nedeniyle alınacak yer seçim kararlarının kent içinde var olan ve planla öngörülen dengeleri bozması kaçınılmaz gözükmektedir. Adliye Sarayı örneğinde, bu tür etkilerin ölçülmesi zor değildir.
Bir Adliye Sarayının yer seçimi konusu, ilişkili olduğu diğer kullanımların yeni yerseçim olanakları ve maliyeti konusu ile birlikte ele alınmalıdır. Örneğin, kentsel çevre açısından, kent merkezi dışında bir yer seçimi irdelendiğinde, bu tür bir kararın sonucunda Adliye kurumu ile birlikte zorunlu olarak büro ve diğer hizmetler sektörü kurumlarının hareketinin, kentin ana planının öngördüğü gelişme ve bölgeleme biçimini, gelişme yön ve büyüklüklerini ve ulaşım sistemini önemli ölçüde etkiliyeceği belirtilmelidir.
Var olan bir kent adliyesinin mevcut yerinin dışında kentte yeni bir yer seçimi durumunda, kullanımların yeniden dağılımı ve bunun da –gerek bireysel (mülk sahipleri, Adliye Sarayının kullanıcıları, avukatlık ve hukuk büroları, vb kullanımlar), gerekse kentin büyük bir bölgesinin terk edilmesi sonucunda- kentsel çevre açısından iktisadi ve toplumsal maliyetlerinden ve bütün bunların da söz konusu çevrenin niteliksizleşmesine yol açmasından söz edilmelidir. Orta ve uzun erimde gereksiz ulaşım, kentsel alanda bozulan dengeler, yitirilen kentsel çevreler, sınırlı erişebilirlik koşullarının varlığı vb şekillerde karşımıza çıkabilecek iktisadi ve toplumsal maliyetler ile arsa maliyetlerini –ya da bedel ödemeksizin elde edilebilecek arsa varlığının sunduğu iktisadi olanakları- karşılaştırmak zor değildir. Kimi durumda bedel ödemeksizin elde edilebilecek arsaların konumlarının bir sonraki dönemde yaratacağı ulaşım maliyetleri kentsel ekonomi ve toplam kamusal yararlar açısından önemli yükler getirebilmektedir. Ortaya çıkan gereksiz taşıt trafiğinin, hava kirliliği ve kent içi ulaşım için ayrılan fazladan zamanın psikolojik etkileri ve yorgunluk gibi sonuçları olmaktadır. Bunlar, kısa ve orta erimde iktisadi olarak ölçülmesi kolay olmayan ancak iktisadi etkiler de dahil olmak üzere olumsuz etkileri uzun erimde ortaya çıkan sonuçlar doğurabilmektedir.
56. Bursa Kent Konseyi Genel Kurul Toplantısında Bursa Barosu Başkanı
Zeki Kahraman’ın Bursa’da yeni adliye binasının yer seçimine ilişkin olarak yaptığı açıklama, bir kentte yargı kurumlarının yer seçiminde gözetilecek temel ilke ve esasların özetlendiği yukarıdaki değerlendirme ile tümüyle uyum içindedir. Belirli kullanımların kent içinde yer seçimi ile ilgili olarak, şehir plancıları tarafından benimsenen planlama ilkeleri ve şehircilik esaslarına yönelik bir ders niteliğindeki bu açıklamanın özeti aşağıda sunulmaktadır.
Türkiye’de kentlerin kimliği sorunu sıkça tartışılan bir konudur. Yakınma kentlerimizin kimliği olmadığı şeklindedir. Bir kente kimlik öncelikle kent merkezleri ile sağlanır. Kent merkezleri kentlerin tanımlanmasında ve tanıtımında vitrin ve hatta misafir odası olarak ifade edilir. Kent merkezini merkez yapan yapılar vardır.
1. Belediye Binası;

2. Hükümet Konağı;

3. Adliye Sarayı;

4. Dini yapılar;

5. Kültür ve sanat yapıları (Tiyatro, Opera, Bale Salonları gibi).

Kent merkezlerindeki ulaşım için esas olan yaya ulaşımıdır. İnsanlar buralara gelirken toplu taşıma araçlarını kullanırlar ancak kent merkezi sadece yaya trafiğine açıktır.

Kent merkezleri kamusal alanlardır. Bu kamusal alanlarda bahsettiğimiz kamusal faaliyetler görülür. Bazı kamuya yönelik fonksiyonları kentin dışına çıkarmakta sakınca yoktur. Örneğin son kademe sağlık kuruluşlarını, Üniversiteleri -ki tüm dünyada kampus mantığı ile faaliyet gösterirler- Tapu Daireleri ve bazı eğitim kuruluşlarını kentin dışına çıkarmak akıllıca da olabilir. Ancak yukarıda saydığımız yapılar asla ve asla kent merkezinden çıkmaz. Buradan hareketle hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde “her çağdaş kent ve hatta Türkiyemizle kıyaslanamayacak kadar geride kalmış pek çok kent, adliye saraylarını kent merkezinde barındırır. Bunu yurt dışına defalarca çıkmış yöneticilerimiz gayet iyi bilmektedir. Bilmeyenler bakımından söylemekte fayda görüyorum. Paris’ten, Londra’ya, Sofya’dan, Atina’ ya Roma’dan Santiago’ya, ve hatta Afrika ülkelerine kadar dünyanın hemen hemen tamamında Adliye Saraylarının kent merkezinde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Çünkü bu yapılar simgesel yapılardır. İşlevlerini dışarı yansıtırlar. Bunlar hem dış görünüşleri hem iç mekanları ile toplumun moral değerlerinin bütünlüğünü ifade eder.

Adalet sarayı da “ adaleti, hukukun üstünlüğünü “ simgeler ve bu yüksek değerler nedeniyle tartışmasız kent merkezine konur. Ülkemizde bu kavramların sürekli tartışılması bu tür esasa etkili şekil unsurlarına hiç dikkat etmememizden de kaynaklanmaktadır. Mahkemeler kararlarını Türk milleti adına verirler. Adalet mekanizmasında yapı da milletin manevi varlığını ve hukuku her yönüyle yansıtmalıdır. Toplumun her kademesinin her bireyin güven duygusunu pekiştirecek yapılar olmalıdır. Bir milleti ve devleti ayakta tutan kurum adalet kurumudur.

Hatta adalet sarayları ve saydığım diğer yapılar dünyaca ünlü mimarlara yaptırılır. Örneğin, Türkiye’de de herkesin yakından tanıdığı ünlü mimar Le Corbusier Hindistan’da Chandigarh'da Adalet Sarayı’nı inşa etmiş, bununla kalmayarak halısından duvardaki tabloya kadar tasarlamıştır.

Kent merkezinde bu yapılar yoksa kentiniz tanımsız, belirsiz ve sıradan olur. Oysa Bursa bir başkent ve çağdaş dünyaya her anlamda sunabileceğimiz önemli bir kenttir. Bursa’yı sıradanlaştırmaya kimsenin hakkı olmamalıdır.

Tüm bunların ışığında Adalet Sarayı konumu ve mimarisi ile günlük siyasetin malzemesi yapılamaz. Kentler; birilerinin gördüğü rüyaların sabahları hayata geçirileceği, kahvehane sohbetlerinde verilen sözlerin tutulması adına tüm değerlerin hiçe sayılacağı alanlar değildir. Hele bu kent Bursa gibi binlerce yıllık birikimi bünyesinde barındıran gelenekleri olan ve ekonomik anlamda da dünyaya açılan bir pencere ise; küçük dünyaların değil, ufku geniş, geleceği gören ve dünyaya “ işte benim kentim Bursa “diye övünerek sunacak ve bunun gereğini yapacak anlayış ile idare edilmeyi fazlasıyla hak etmektedir. Bu nedenle bu kente yapılacak her yatırım hatta çakılacak her çivi uzun uzun düşünmeyi bilimden ve evrensel değerlerden ayrılmamayı gerektirir.

Bursa’mız yakın gelecekte İstanbul’dan sonra Türkiye’nin en büyük ve önemli kenti olacaktır. Bu düşüncemiz hem nüfus anlamında hem de ekonomik ve sosyal göstergeler bakımından önemli verilere dayanmaktadır. Adliye Sarayı söz konusu olduğunda trafik ve benzer sorunlar bakımından dünyada önde gelen kentlerden biri olan İstanbul’da; Çağlayan gibi İstanbul’un tam da merkezine Avrupa’nın en büyük adliyesinin yapıldığını hatırlatmak isterim. Bu tamamen ne yapmak istediğinizle ilgilidir. Oysa İstanbul dışında Sultanbeyli’de Avcılar’da Küçük Çekmece’de Pendik’te Hazineye ait çok geniş ve kenti sıkışıklıktan kurtaracak araziler olduğunu hepimiz biliyoruz. Orada geçerli olmayan mazeretlerin Bursa’da geçerli olması anlaşılır değildir”.

3. Yargı Kurumlarının Kentsel Yerseçimi


    1. Dünya Örneklerinde Kent ve Yargı Kurumları,

Kentsel alan kullanımlarının yer seçimi ile ilgili olarak kentsel planlama kuram ve uygulamasında belirli ilke, standart ve kıstaslar geliştirilmiştir. Bunların bir bölümü için çok daha gelişmiş nicelikselleştirmelere rastlanırken diğerlerinde nicel verilerin geliştirilebilmesinin, söz konusu olan kullanımların özellikleri gereği belirli güçlükleri vardır. Örneğin, acil durum istasyonları için oldukça gelişmiş ilke ve standartlar bulunmaktadır. Bir itfaiye istasyonunun yerinin nerede olması gerektiği, yangına müdahale süresinin en aza indirilmesi ile ilişkilidir. Standart süre en çok 5 dakika olarak belirlenmiştir. Buna göre bir kentteki itfaiye istasyonlarının yer seçimi, kat edilecek yolun uzunluğu ve ortalama hız da göz önünde bulundurularak yapılmak zorundadır. Bu da sonunda sayısal değerlere dönüştürmeyi ve kent içinde istasyonların dağılımlarının belirli bir standarta bağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bir dizi başka standart (istasyonun kavşağa olan uzaklığı gibi), yer seçimini iyice belirginleştirir. Bir kısım başka alan kullanımlarında da (örneğin akaryakıt istasyonları gibi) benzer sayısal standartlar vermek olanaklıdır. Ancak yargı kurumlarının yer seçimine ilişkin bu türden bir standartlaştırma oldukça zordur. Adliye yapılarının yer seçimine ilişkin çok daha karmaşık etkenler söz konusudur. Diğer yandan, yargı sistemleri hem ülkeden ülkeye değişmekte hem de kentlerin mekansal dinamikleri birbirlerinden çok farklılaşmaktadır. Örneğin, kimi zaman adliye yapıları (ABD’de olduğu gibi), tutukevi gibi işlevleri de barındırırken, çoğu zaman bu işlevler birbirlerinden ayrılmaktadır. Federal idari yapıları olan ülkelerde adli sistem farklı işlediği için yapıların yer seçimlerine ilişkin bir sayısallaştırma (ölçülendirme) da zor olmaktadır. Buna karşın adliye yapılarının tasarım ve mekan standartlarına ilişkin oldukça geniş bir envanter bulunmaktadır. Ne var ki ölçülendirmeye ilişkin standartlar daha çok adliye yapısının kullanıma göre büyüklüğünü belirlemeye yaramakta, yer seçimi bağlamında anlamını yitirmektedir. Dolayısı ile adliye yapılarının yer seçimi çok daha genel ilkeler doğrultusunda gerçekleşmektedir.


Adliye yapılarının yer seçimine ilişkin görüşler ve ilkeler yeni olmayıp, geçmişi erkler ayrımı ilkesinin modern devleti biçimlendirdiği ondukuzuncu yüzyıla kadar uzanmaktadır. İlginçtir ki, ünlü yazar Charles Dickens (1868) derlemesini kendi yaptığı bir dergide, Londra’daki adliye binasının yer seçimi üzerine düşüncelerini yazmıştır. Oldukça ilginç görüşlerin sergilendiği bu yazıda Dickens bir kaç seçenek içinden, Londra Adliyesi’nin yerinin Thames Nehri kıyısında olması gerektiğini söylemiştir. Yazar bu yazıda buranın yayalar da içerilmek üzere her yönden erişilebilir bir yer olduğunu, hatta demiryolu ile ülkenin başka taraflarından gelenlerin bile neredeyse adliyenin kapısında ineceklerini, başka seçeneklerle karşılaştırıldığında ek bir trafik düzenlemesine de gereksinme duyulmayacağını yazmıştır. Ertesi yıl, başka bir dergide de Dickens’ın görüşlerini destekleyen bir makale yayımlanmıştır (Shields 1869). Her iki yazıda da Londra’da yapılacak adliye yapısının neden önemli olduğu anlatılmaktadır. Doğrudan söylenmese bile, erkler ayrılığı ilkesinin mekansal vurgusunun nasıl olması ve kullanıcının adliye yapısı ile doğrudan ve serbest ilişkisinin sağlanması gerektiği, ayrıca kullanımın da elden geldiğince kullanıcı erişimini kolaylaştırıcı biçimde düzenlenmiş olması zorunluğu bulunduğu anlatılmıştır. Yazıların büyük bölümünde yeni adliye yapısının kamuya maliyetinin de irdelendiği görülmektedir. Diğer seçeneklere göre daha fazla maliyet içeren Thames Nehri kıyısındaki yerin, diğer nitelikleri (özellikle de kolay ulaşılabilirlik) nedeni ile tercih edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Kuşkusuz, burada erişilebilir özelliklere sahip olmak yanı sıra, Thames Nehri kıyısının, o günün dünyasında, görsel güzellikleri nedeniyle simgeselliğinin de göz ardı edilmemesi gerekir.
Doğrusu, erişebilirlik ve ulaşılabilirlik konusu daha güncel kaynaklarda da yerini bulmaktadır. Todd’a (vd) göre (2003, 84):
“Mahkeme ve diğer adli birimlerin yer seçiminde önemli olan unsurlar, bu birimlerin diğer idari birimlere, avukatlık da içerilmek üzere mesleki bürolara ve hizmetlere, ve diğer kullanımlara yakın olmasıdır. Mahkeme ve diğer adli birim kullanıcılarının da yararlanabileceği, gerektiğinde adliye binası dışında da buluşabilecekleri farklı türden toplanma mekanlarının da (lokantalar gibi) adliye ana binasına yakın olması yer seçiminde tercih nedenidir. En önemli konulardan biri ise aracı olmayan kullanıcılar için uygun ve güçlü bir kamusal toplu taşıma sistemine yakınlıktır. Özel araç sahibi olanlar içinse uygun bir yol ağının varlığı da istenir. Bir adliye binasının yer seçimi, içinde yer alacağı bölge için olumlu katkılarda bulunabilir.
Bu türden kullanımlar ya bir bölgenin kent içindeki konum ve kullanımını güçlendirirler ya da bir yenilenme sürecini başlatabilirler. Bu nedenlerle mahkemelerin de bulunduğu adli birimlerin kent içindeki bir yere özel önem yüklemeleri kaçınılmazdır.
Adliyeler geleneksel olarak toplumsal gelişime katkıda bulunmuşlardır. Ondokuzuncu yüzyıl adliyelerinin konuşlandığı meydanlar öteden beri toplumsal ilişkilerin güçlendiği fiziki başvuru noktaları olarak algılanmış, ele alınmışlardır. Öyle ki, insanlar bu başvuru noktasına göre kendi yaşam ve iş çevrelerini örgütlemişlerdir”
Todd (vd.) bunları söylerken, Wong (2001, 7) değişik bir söylemle karşımıza çıkmaktadır. Ona göre adliye yapıları (mahkemeler) birçok hizmetin görüldüğü yerlerdir; adalet dağıtmak, uyuşmazlıkları çözüme kavuşturmak, arşiv tutmak ve bireyleri yönetimin rastgele müdahalelerinden korumak bu hizmetler arasındadır ve bu hizmetlerin tümünün aynı noktada verilmesi de zorunlu değildir.Wong şöyle sürdürmektedir:
“Bizim yönetim biçimimizde (Amerika Birleşik Devletleri’ni kastederek) bu hizmetlerin (işlevlerin), yürütme ve yasamanın müdahalelerinden bağımsız bir biçimde sürdürülmesi gerekliliği, aynı hizmetlerin (işlevlerin) yönetilmesinde bütünleştirici bir unsurdur. Yargı bağımsızlığının gerekliliği, yargı idaresi ile kamu idaresinin ayrılmalarının temel nedenidir. Yazının geri kalanında yazılanlar okuyucunun yargı bağımsızlığının gerekliliğini kabul ettiği varsayımı ile kaleme alınmıştır.... yargı bağımsızlığını sağlayabilmek için ise mekana ve onun yönetimine ilişkin işlerin de yargı idaresinin elinde bulunması gerekir. Dolayısı ile yargısal idare ile mekan yönetiminin bütünleşmesi ve tek elde olması da adli birim ve mahkemelerin iş görebilmeleri için gereklidir (italik vurgular bize aittir)
Erkler ayrılığı ilkesinin mekanda nasıl yerini bulması gerektiği bağlamında yazılmış önemli gördüğümüz bu ayrıntının Amerika Birleşik Devletleri’nin yargı sistemi ile ilgili olduğunu anımsatmak isteriz. Hem federal idare biçimi, hem de yerleşim örüntülerinin çok geniş alanlara yayılması nedenleri ile adli birimlerin mekan içinde işlevlerine göre dağılması ve tek bir noktada toplanmasının da çok zor olduğu anlaşılmaktadır. Wong (2001, 22), metropoliten kentlerde, örneğin Los Angeles’ta, adli birimlerin yeniden örgütlenmesi ve belki de daha küçük birimlere ayrılması, mekanda da böylece dağıtılması gereğinden söz etmekte, ancak bunun da sorgulanabilir bir durum olduğunu eklemektedir. Gerçekten de Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kentsel örüntüler çok geniş alanlara yayılmaktadır. Bunun bir nedeni de otomobilleşmenin düzeyidir. Özel araç kullanımının olmazsa olmaz koşul olduğu ülkede bu türden bir dağılımın, derişik (İng. Compact) örüntüler sergileyen diğer ülke kentsel örüntüleri ile karşılaştırıldığında daha anlamlı olabileceği söylenebilir.
Buna karşın, mekana dağılmış olsa da, farklı işlevler gören adli birimlerin yine de kendi bölgeleri içinde merkezi bir noktada yer seçmeleri Amerika Birleşik Devletleri’nde bile tercih nedenidir. Bir başka deyişle, kentsel yayılmayı bir gerçeklik olarak tetikleyen otomobilleşme düzeylerine karşın, ABD örneğinde bile yargı kurumlarının yer seçiminde merkezilik hala daha önemli bir ölçüt olarak varlığını korumaktadır. Örneğin, Kaliforniya Eyaleti’nde San Francisco’ya bağlı Monterey Bölgesinde (county), Kingston yerleşim biriminde bulunan ve eskiyen mahkeme binasının yerine yenisi yapılırken tartışılan konu, eski mahkeme binasının merkezi bir konumda olmaması ve yerinin değiştirilmesi olmuştur (Judicial Council of California, 2009). Yazıdaki gerekçelendirme oldukça ilginçtir ve Amerika Birleşik Devletleri’nde ne kadar yaygın bir (kentsel) yerleşim örüntüsü olduğunu göstermektedir. Buna göre yeni yer seçimi ile bölgede yaşayanların mahkeme binasına ulaşmaları için 90 ila 160 kilometre yol gitmek zorunda kalmayacakları (özel araçları ile) ve mahkemeye daha kolay ulaşacakları, çünkü mahkemenin yeni yerinin merkezi olduğu anlatılmaktadır. Benzer ilkeleri başka Amerikan kaynaklarında da görmek olanaklıdır. DPK (2002:16)’ya göre, Amerika Birleşik Devletleri’nde dağınık yerleşmelere hizmet verebilmek için adli birimlerin de küçük birimlere bölünmesi ve arazide buna uygun biçimde yer seçmeleri önerilmekle birlikte yine de toplu taşıma olanaklarına, diğer idari birim ve ofislere yakın, merkezi yerlerin tercih edilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Yine ABD’de, Wisconsin Eyaleti’nde, 2000 yılı sayımına göre nüfusu 61.000 kişi olan Eau-Claire kentinde bu türden küçük bir adliye yapısının yer seçimi için geliştirilen ilkeler biraz daha kapsamlıdır (Tablo 1). Bu tabloda verilen ilke ve standartların çerçevesinin Wisconsin Eyaleti’nin yasaları ile çizildiği açıktır. Diğer eyaletlerde aynı standartlar söz konusu olmayabilir. Yine de genel ilkeleri geliştirmek ve irdelemek bağlamında, oldukça yararlı bir ilkeler dizisi olduğunu, adliye yapılarının yer seçimine ilişkin ortak bir düşüncenin aslında tüm Dünyada var olduğunu göstermesi bakımından önemli olduğunu söylemeliyiz.
İlkeler dört farklı grupta ele alınmakta ve sorgulama yapılmaktadır. Daha önce de belirtildiği gibi, adliye yapılarının tasarımındaki standartlar oldukça gelişkindir. Kişi başına yüzölçümleri ve diğer ölçülendirmelere ilişkin sayısal standartlar vardır. Dolayısı ile alan büyüklüğüne ilişkin sorgulama benzer standartlar göz önüne alınarak yapılıyor olmalıdır. Burada, adli yapının hizmet vereceği nüfusun var olan ve gelecekteki durumlarının da bilinmesi gerekir. Bu nedenle, diğer kaynaklarda adliye yapılarının tasarımlarının 20-30 yıllık kestirimlere göre yapılması gereğinden söz edilmektedir (Todd, 2003). Çünkü, nüfus büyüklüğü, verilecek hizmetin kapsamını (adliyede çalışanların sayısı, arşivleme olanakları, mahkeme odalarının sayısı ve niteliği, gözaltı ve sorgulama odaları gibi) belirlemektedir. Aynı şekilde otopark olanakları da bu bağlamda ele alınmalıdır. Doğal olarak bunlar mimari tasarımın bileşenleri olmaktadır ve doğru tasarım bu ilkeleri gözetmekten geçecektir.
Konu ile ilgili standartların özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde çok gelişmiş olduğu, Dünya gündemini de oluşturan terör olaylarından sonra da yeni güvenlik standartları ile birlikte daha da geliştirildiği internet ağı araştırmalarımızda kolaylıkla görülebilmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu bölümde bir adliye yapısının mimari programını oluşturan standartlardan çok, genel mekansal standartlardan söz edilmektedir. Mimari programın belirlenmesi işi başlı başına bir konu olup bununla ilgili olarak genel kabul gören bir bilgi birikimi ve standartlar vardır; ancak konumuzu doğrudan ilgilendirmemektedir. Kurulumuz, bunun yerine yer seçiminde doğrudan etkili olabilecek genel büyüklük standartlarının neler olduğunu aktaracaktır.
Diğer tür yapılarda olduğu gibi bir adliye yapısının ne büyüklükte olması gerektiği birkaç ayrı parametre üzerinden ölçülebilir. Genel olarak kabul edilen parametreler, hem yapılarda çalışanların sayısı, hem de diğer kullanıcıların sayısıdır. Yani bir başka deyişle, kişi başına yüzölçümü standartları önemli olmaktadır. Gelişen teknolojinin etkileri de göz önünde bulundurulduğunda bu sayılara ilişkin belirgin azalmalar da söz konusu olabilmektedir. Dolayısı ile standartlar da zaman içinde değişebilmektedir. Adliye yapılarına ilişkin standartların günümüzde kabul edilenleri bir dizi farklı kategori altında ele alınabilmektedir. Adliye yapısı büyüklüğü ile çalışan sayısı arasındaki ilişkiyi standartlaştıran önemli kaynaklardan biri Amerika Birleşik Devletleri, Adalet Departmanı’nın yayınlamış olduğu bir dizi değerlendirmedir (www.easc.noaa.gov). Buna göre adli yapılar diğer federal yapılarda da olduğu gibi farklı çalışan sayılarına ve işlevlerinin önemine göre gruplandırılmışlardır.
Dördüncü Düzey Yapılar: 451 kişi veya daha fazla çalışanı bulunan yapıların toplam alanının 14000 metrekareden fazla olması istenmektedir. Bu tür yapılarda mahkemeler ve diğer adli birimler ile önemli arşivlerin bulunabileceği söylenmektedir.
Üçüncü Düzey Yapılar: 151-451 kişi arasında çalışanı bulunan yapılardır ve 7500-14000 metrekare toplam alan içerirler. Mahkemelere ilişkin birimler ve işlevler, kolluk kuvvetleri, ve yönetim ile adli arşivleri içerebilmektedirler.
İkinci Düzey Yapılar: 11-150 kişi arasında çalışanı bulunan ve 250-7500 metrekare arasında toplam kullanım alanı olan, ticari birimlerinkine benzer kamu işlevleri yürüten yapılardır.
Aynı kaynakta birinci ve beşinci düzey yapılardan da söz edilmekte, beşinci düzey yapılar için Pentagon örnek verilmektedir. Birinci düzey yapılar ise çalışan sayısı 10 kişiye kadar olan federal yapılardır. Bir diğer standartlar dizisi de adliye yapısında yer alacak mahkeme sayıları ile belirlenmektedir. Buna göre her katta yer alacak mahkeme odası sayısı yapının oturum alanını belirlemektedir. (courts.michigan.gov/scao/resources/standards/index.htm).
Her mahkeme odasının en az 310 en çok da 600 metrekare olması gereğinden hareketle belirlenen bu standartlarda adliye yapısının oturum (taban) alanının ne olacağı hesaplanmaktadır. Bu türden bir standart hem yapının yüksekliği hem de içinde yer alacağı parseldeki yayılımı nedenleri ile önemlidir:
İşlevsel verimlilik bağlamında en küçük oturum alanı yaklaşık 1000 metrekaredir (burada varsayılan her katta iki mahkeme birimi bulunmasıdır). Önerilen oturum alanı ise 1500-1800 metrekare olmaktadır. Yapının yüksekliği bu oturum alanına göre ortaya çıkar.
Adliye yapılarının mekansal düzenlemelerine ilişkin bir diğer önemli bileşen ise otoparklardır.
Bir adliye yapısı için yer seçerken otopark alanlarının yeterliliği önemli bir tasarım etkenidir. Kentsel bir alanda genel otoparklar bu amaca hizmet edebilirler. Eğer bunlar yeterli değillerse, adliye yapısının parselinin açık ya da kapalı otoparklara el vermesi istenir. Güvenlik açısından, hem adliye çalışanlarının otoparkları diğer kullanıcıların otoparklarından ayrı tutulmalı, hem de adliye çalışanları dışındaki kullanıcılar için adliye yapısı içinde veya altında otopark yeri ayrılmamalıdır...
Adliye çalışanlarından her dört kişi için bir adet, toplam yapı alanının her 23 metrekaresi için de bir adet otopark yeri düşünülmelidir (courts.michigan.gov).

(courts.michigan.gov/scao/resources/standards/index.htm)

www.easc.noaa.gov Doj Vulnerability Assessment Of Federal Facilities (özgün Kaynak: Vulnerability Assessment of Federal Facilities, Department of Justice, 28 Haziran 1995).
İkinci kategori sorgulama Adliyenin yeri ile ilişkilidir. Burada dikkat edilmesi gereken konu, adliyenin diğer alan kullanımları ile yakın ilişkisi olması gereğidir. Uzağında bulunulması gereken kentsel alan kullanımı ve bileşenler de belirtilmiştir. Bu bağlamda vurgulanması gerekenlerden birisi de kentsel planlamanın önemli konuları arasında yer alan ‘zaman-mekan’ olgusudur. Zaman-mekan ilişkisi kentsel alanda yaşayanların mekanlar arası hareketlerinde harcadıkları zamanı vurgular. Bu yazında zaman-mekan sürtünmesi olarak da bilinmektedir. Kent planlamanın temel ilkelerinden biri de zaman-mekan ilişkisinin iyi düzenlenmesi ve sürtünmenin en aza indirilmesidir. Bunun için tercih edilen mekansal planlama düzenleri, merkezileşmeyi ve derlenip toplanmayı ya da son dönemdeki vurguyla derişikliği (İng: Compactness) öne çıkarmaktadır. Yani, kullanıcılara eşit uzaklıkta yer alan merkez ve alt merkezlerin ya da merkezi işlevlerin bir dizi diğer ilkeyle birlikte düzenlenmesi ve planlanması istenir. Zaman-mekan sürtünmesinin günümüzdeki tanımı ise daha güncel veriler ışığında yapılmaktadır. Örneğin “karbon ayak izi” kavramı zaman mekan sürtünmesi bağlamında bir grup maliyeti ortaya koyar. Sürtünmenin artması karbon ayak izinin çoğalması anlamına gelir. Bu da sonuçta küresel ısınmayı körükler. Öte yandan, sürtünmenin düzeyi mekanlar arasındaki hareketlerde kullanıcıların zaman kayıplarını da ayrıca ortaya koyar. Sonuçta, bu da ölçülebilir bir parametre olarak ortaya konabilmektedir (Todd, 2002).
Dördüncü ve son kategoride ise, önerilen yerin kentin imar planına uygunluğun sorgulanmasıdır. Bu sorgulamadan yapılabilecek çıkarsamalar, herhangi bir adliye yapısının merkezi bir konumda olması, kolay ulaşılabilir ve erişilebilir biçimde yer seçmesidir. Burada, özellikle, yaya ve toplu taşıma erişiminin öne çıktığı belirtilmelidir. Adliyenin işleyişini destekleyecek diğer alan kullanımlarının varlığı da yer seçimi için tercih nedeni olmalıdır. Eğer kent planı, herhangi bir yer seçiminde adliye yapısını destekleyecek alan kullanımlarına el vermiyorsa veya bu sorgulamadaki diğer bileşenler bağlamında olumsuz sonuçlar içeriyorsa bu durumda söz konusu yer seçimi olumsuzlanacaktır.
Bursa kenti özelinde Adliye binasının kentsel yer seçimine ilişkin değerlendirmenin yapılacağı bölümlerde yukarıda geliştirilen çerçeve ve standartlardan yararlanılarak kentte yeni Adliye binası için önerilen farklı yer seçenekleri irdelenecektir. Bu bölüm ABD’de Eau-Claire kenti için geliştirilen Adliye binasına ilişkin yer seçimi ilkeleri aktarılarak tamamlanacaktır. Benzer ve görece daha geliştirilmiş bir tablo Bursa kentinde önerilen Adliye yeri seçeneklerinin değerlendirilmesinde de kullanılacaktır.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət