Ana səhifə

Stephen King Kara Kule Cilt4 Büyücü ve Cam Küre Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır


Yüklə 2.91 Mb.
səhifə1/62
tarix26.06.2016
ölçüsü2.91 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   62
Stephen King - Kara Kule Cilt4 Büyücü ve Cam Küre

Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır.

UYARI:
www.kitapsevenler.com
Kitap sevenlerin yeni buluşma noktasından herkese merhabalar...

Cehaletin yenildiği, sevginin, iyiliğin ve bilginin paylaşıldığı yer olarak gördüğümüz sitemizdeki

tüm e-kitaplar, 5846 Sayılı Kanun'un ilgili maddesine

istinaden, engellilerin faydalanabilmeleri amacıyla

ekran okuyucu, ses sentezleyici program, konuşan "Braille Not Speak", kabartma ekran

vebenzeri yardımcı araçlara, uyumluolacak şekilde, "TXT","DOC" ve "HTML" gibi formatlarda, tarayıcı ve OCR (optik

karakter tanıma) yazılımı kullanılarak, sadece görmeengelliler için, hazırlanmaktadır. Tümüyle ücretsiz olan sitemizdeki

e-kitaplar, "Engelli-engelsiz elele"düşüncesiyle, hiçbir ticari amaç gözetilmeksizin, tamamen gönüllülük

esasına dayalı olarak, engelli-engelsiz Yardımsever arkadaşlarımızın yoğun emeği sayesinde, görme engelli kitap sevenlerin

istifadesine sunulmaktadır. Bu e-kitaplar hiçbirşekilde ticari amaçla veya kanuna aykırı olarak kullanılamaz, kullandırılamaz.

Aksi kullanımdan doğabilecek tümyasalsorumluluklar kullanana aittir. Sitemizin amacı asla eser sahiplerine zarar vermek değildir.

www.kitapsevenler.com

web sitesinin amacıgörme engellilerin kitap okuma hak ve özgürlüğünü yüceltmek

ve kitap okuma alışkanlığını pekiştirmektir.

Ben de bir görme engelli olarak kitap okumayı seviyorum. Sevginin olduğu gibi, bilginin de paylaşıldıkça

pekişeceğine inanıyorum.Tüm kitap dostlarına, görme engellilerin kitap okuyabilmeleri için gösterdikleri çabalardan ve

yaptıkları katkılardan ötürü teşekkür ediyorum.

Bilgi paylaşmakla çoğalır.

Yaşar MUTLU
İLGİLİ KANUN:

5846 Sayılı Kanun'un "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler" bölümünde yeralan "EK MADDE 11" : "ders

kitapları dahil, alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa

hiçbir ticarî amaçgüdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü bir kişi tek nüsha olarak

ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu, vakıf veya dernek gibi

kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset, CD, braill alfabesi ve benzeri formatlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi

bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir."Bu nüshalar hiçbir

şekilde satılamaz, ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz.

Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin

bulundurulması ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur."


bu e-kitap Görme engelliler için düzenlenmiştir.

Kitap taramak gerçekten incelik ve beceri isteyen, zahmet verici bir iştir. Ne mutlu ki, bir görme

engellinin, düzgün taranmış ve hazırlanmış bir e-kitabı okuyabilmesinden duyduğu sevinci paylaşabilmek

tüm zahmete değer. Sizler de bu mutluluğu paylaşabilmek için bir kitabınızı tarayıp,

kitapsevenler@gmail.com

Adresine göndermeyi ve bu isimsiz kahramanlara katılmayı düşünebilirsiniz.

Bu Kitaplar size gelene kadar verilen emeğe ve kanunlara saygı göstererek lütfen bu açıklamaları silmeyiniz.

Siz de bir görme engelliye, okuyabileceği formatlarda, bir kitap armağan ediniz...

Teşekkürler.

Ne Mutlu Bilgi için, Bilgece yaşayanlara.

Stephen King - Kara Kule Cilt4 Büyücü ve Cam Küre

Stephen King - Büyücü ve Cam Küre


KİTABIN ORİJİNAL ADI

YAYİN HAKLARI ©

©

WIZARD AND GLASS



1997 STEPHEN KING KESİM Telif Hakları Ajansı

ALTIN KİTAPLAR YAYINEVİ ve TİCARET A.Ş.

Bu kitabın her türlü yayın hakları

Fikir ve Sanat Eserleri Yasası gereğince

ALTIN KİTAPLAR YAYINEVİ ve TİCARET A,Ş.'ye aittir.

BASKI


1. BASIM/MART 1999

AKDENİZ YAYINCILIK A.Ş.

Matbaacılar Sitesi No: 83 Bağcılar - İSTANBUL

ISBN 975 - 405 - 876 – 8

99-34-y-0131-677

ALTIN KİTAPLAR YAYINEVİ


Celâl Ferdi Gökçay Sok. Nebioğlu İşhanı

Cağaloğlu - İstanbul

Tel: (0212) 522 40 45 - 526 80 12

511 51 00-511 32 26 Faks:(0212)526 80 11

www.altinkitaplar.com

info@altinkitaplar.com.tr.

Bu Kitap www.kitapsevenler.com sitesi için Taranmıştır.

e-posta Adresimiz kitapsevenler@gmail.com

STEPHEN KING

BÜYÜCÜ VE CAM KÜRE


TÜRKÇESİ

GÖNÜL SUVEREN


Yazarın Yayınevimizden Çıkan Kitapları:

HAYVAN MEZARLIĞI

GÖZ

KUJO


KORKU AĞI

KUŞKU MEVSİMİ

ÇAĞRI

CHRISTINE



MAHŞER

«O»


SİS

TEPKİ


MEDYUM

SADİST


ŞEFFAF

CESET


AZRAİL KOŞUYOR

HAYALETİN GARİP HUYLARI

KARA KULE

HAYATI EMEN KARANLIK

GECE YARISINI 2 GEÇE

GECE YARISINI 4 GEÇE

RUHLAR DÜKKÂNI

HAYALETLER BELDESİ

ÇORAK TOPRAKLAR

OYUN


ÇILGINLIĞIN ÖTESİ

YEŞİL YOL DİZİSİ

ROMEO: Oradaki, şu tüm meyve ağaçlarının tepelerini yaldızlayan Kutsal ayın üzerine yemin ediyorum.
JULIET: Ayın üzerine yemin etme.

Her ay, yuvarlak dairesinde değişen vefasız ayın üzerine.

Yoksa senin aşkın da onun gibi değişken olabilir.
ROMEO: O halde neyin üzerine yemin edeyim?
JULIET: Hiç yemin etme.

Ya da istiyorsan, o zarif benliğinin üzerine yemin et.

O, benim putperestliğimin tanrısı.

Ve o zaman sana inanırım.


Romeo and Juliet

William Shakespeare


Dördüncü gün Dorothy'yi çok sevindiren bir şey oldu. Oz onu çağırttı. Kız taht salonuna girdiği zaman adam onu nazikçe selamladı.

"Otur, yavrum. Seni bu ülkeden göndermenin bir yolunu bulduğumu sanıyorum."

Kız heyecanla, "Ve Kansas'a dönmemin yolunu da, öyle mi?" diye sordu.

Oz, "Şey," dedi. "Kansas bakımından pek de emin değilim. Açıkçası onun ne tarafta olduğu konusunda en ufak bir fikrim bile yok."


The Wizard of Oz (Oz Sihirbazı)

L. Frank Baum


Rolümü uygun biçimde yapabilmeyi ummadan önce daha evvelki, daha mutlu görüntülerden bir yudum istedim. Önce düşün, sonra savaş askerin sanatı bu: Eski zamanların tadını alırsan her şey düzelir.
Childe Roland to the Dark Tower Came (Childe Roland Kara Kule'ye Geldi.)

Robert Browning


ÖNCESİ...


Büyücü ve Cam Küre (Wizard and Glass), esin kaynağı Robert Browning'in "Childe Roland Kara Kule'ye Geldi" adlı şiiri olan uzun öykü dizisinin dördüncü cildi.

Kara Kule (The Gunslinger) adlı birinci ciltte Gilead'lı Roland'ın siyah giysili Walter'ı izlemesi ve sonunda onu yakalaması anlatılıyordu. Walter, Roland'ın babasına dostmuş gibi davranırken aslında büyük bir büyücü olan Marten'e hizmet ediyordu. Roland'ın amacı yarı-insan Walter'ı yakalamak değil, hedefine ulaşmak için başvurduğu bir yoldu. Roland asıl Kara Kule'ye gitmek istiyordu. Orada, Orta-Dünya'nın hızlanan mahvoluşunu durdurabileceğini, hatta belki de bu süreci tersine döndürebileceğini umuyordu.

Roland bir bakıma bir şövalye sayılır. Kendi türünün sonuncusu Kule onda bir saplantıdır. Roland'la ilk karşılaştığımız zaman yaşamasının tek nedeninin bu olduğunu anlıyoruz. Marten'in onu daha önce bir erkeklik sınavından geçmeye zorladığını öğreniyoruz. Büyücünün Roland'ın annesini baştan çıkardığını da. Marten, Roland'ın sınavı geçemeyeceğini ve onun "batıya gönderileceğini" umuyormuş. Delikanlı o zaman sonsuza dek babasının silahlarına sahip olamayacakmış. Ancak Roland, Marten'in planlarını altüst ederek sınavı geçmiş... Bunun baş nedeni silahları zekice seçmiş olmasıymış.

Silahşorun dünyasının bizimkiyle temelde, korkunç bir biçimde bir ilişkisi olduğunu da öğreniyoruz. Bu ilişki Roland terkedilmiş bir konaklama yerinde 1977'nin New York'undan gelmiş Jake adlı çocukla karşılaştığı zaman ilk kez ortaya çıkıyor. Roland'ın dünyasıyla bizimkinin arasında kapılar var. Bunlardan biri de ölüm. Jake de Orta-Dünya'ya ilk kez böyle ulaşıyor. Kırk Üçüncü Sokak'ta arkasından itilen Jake'i bir araba çiğniyor. Onu iten adamın adı Jack Mort... Ancak bu olay sırasında Mort'un kafasında gizlenen ve onun katil ellerini yönlendiren Roland'ın eski düşmanı Walter.

Jake'le Roland, Walter'a erişemeden çocuk tekrar ölüyor. Bu seferki neden farklı. Silahşor bu sembolik oğluyla Kara Kule arasında acı verici bir seçim yapmak zorunda kalıyor. Ve Kule'yi seçiyor. Jake'in uçuruma yuvarlanmadan önceki son sözleri, "O halde git!" oluyor. "Bunlardan başka dünyalar da var!"

Roland'la Walter son defa Batı Denizi'nin yakınında karşılaşıyorlar. Konuşmalarla geçen uzun bir gece sırasında kara giysili adam acayip bir Tarot destesinin yardımıyla Roland'ın geleceğini okuyor. Silahşorun dikkatini özellikle üç karta çekiyor: Mahkûm, Gölgelerin Hanımı ve Ölüm. ("Ama bunun seninle bir ilgisi yok, silahşor!")

Üçün Çizgileri (The Drawing of the Three) adlı ikinci cilt Batı Denizi'nin kıyısında Roland'ın eski düşmanıyla karşılaşmasından ve Walter'ın çoktan ölmüş olduğunu anlamasından kısa bir süre sonra başlıyor. Kemiklerle dolu yerde artık daha fazla kemik var. Bitkin haldeki silahşora etobur "ıstanavarlar" sürüsü saldırıyor. Roland onlardan kaçamadan ciddi bir biçimde yaralanıyor. Sağ elinin işaret ve orta parmaklarını kaybediyor. Yaratıkların ısırıkları yüzünden zehirleniyor da. Batı Denizi'nin kıyısından kuzeye doğru çıkarken hastalanıyor... Belki de ölmek üzere.

Roland yürürken kumsalda tek başlarına duran üç kapıya rastlıyor. Bu kapılar değişik zamanlarda bizim New York'umuza açılıyorlar. Roland 1987'den eroin tutsağı Eddie Dean'i çekiyor. 1964'ten de Odetta Susannah Holmes adlı kadını... Odetta bir metro kazasında bacaklarının dizlerinden aşağısını kaybetmiş... Ama aslında uğradığı bir kaza değil. Odetta gerçekten de gölgelerin kadını. Dostlarının tanıdığı, toplumsal konularla ilgilenen bu genç siyah kadının içinde ikinci, kötü bir kişilik gizli. Bu gizli kadın, bu şiddet düşkünü kurnaz Detta Walker, silahşor onu Orta-Dünya'ya çektiği zaman, hem Roland'ı, hem.de Eddie'yi öldürmeye karar veriyor.

Bu iki zaman arasında ve yine 1977'de Roland, Jack Mort'un cehennemden farksız olan kafasının içine giriyor. Mort, Odetta/Detta'ya bir değil, iki kez zarar vermiş. Siyahlı adamın Roland'a, "Ölüm ama seninki değil," dediğini biliyoruz. Zaten Mort da, Walter'ın önceden haber verdiği o üçüncü kişi değil. Roland, Mort'un Jake Chambers'ı öldürmesini engelliyor. Mort çok geçmeden 1959'da Odetta'nın bacaklarını koparan metro treninin altında can veriyor. Roland da bu yüzden manyağı Orta-Dünya'ya çekmeyi başaramıyor... Ama, zaten öyle bir yaratığı kim ister, diye düşünüyor.

Bununla birlikte önceden belirlenen bir geleceğe karşı isyan etmenin de bir bedeli var. Her zaman öyle değil mi? Roland'ın eski öğretmeni Cort herhalde bu konuda, "İşte ka, kurtçuk," derdi. "Bu büyük tekerlek böyledir. Ve her zaman döner. Dönerken sakın önüne çıkma. Yoksa tekerin altında ezilirsin. Ve o budala beynin, işe yaramayan bir torba bağırsak ve suyun da sonu gelir."

Roland sadece Eddie ve Odetta'yı çekmekle üç kişiyi tamamlamış olabileceğini düşünüyor. Çünkü Odetta çift kişilikli. Ama Odetta ve Detta daha çok Eddie Dean'in aşkı ve cesareti sayesinde birleşerek Susannah halini aldığı zaman silahşor bu düşüncesinin doğru olmadığını anlıyor. Bildiği bir şey daha var: ölürken başka dünyalardan söz eden Jake adlı çocukla ilgili düşünceleri yüzünden azapla kıvrandığı. Silahşor kafasının yarısıyla aslında öyle bir çocuk olmadığına inanıyor. Roland, Jack Mort'un Jake'i onu öldürecek arabanın önüne itmesine engel olduğu için zamanda bir paradoks yaratmış. Bu da silahşoru kahrediyor. Ve bizim dünyamızda Jake Chambers da aynı durumda.

Dizinin üçüncü cildi olan Hayaletler Beldesi; Çorak Topraklar (The Wastelands) bu paradoksla başlıyor. Roland, Eddie ve Susannah dev bir ayıyı öldürdükten sonra hayvanın izlerinden gidiyor ve Işının Yolu'nu keşfediyorlar. (Ayıdan korkan insanlar onu Mir diye biliyorlar. Onu yapmış olan Ulu Eskiler ise Shardik diye tanımlıyorlar. Ayı aslında bir Cyborg.) Orta-Dünya'nın sınırını belirleyen on iki kapının arasında böyle altı ışın var. Işınlar Roland'ın dünyasının tam ortasında kesişiyorlar. Belki de bütün dünyaların ortasında. Silahşor bu noktada sonunda Kara Kule'yi bulacağına inanıyor.

Eddie'yle Susannah artık Roland'ın dünyasında hapis değiller. Birbirlerine âşıklar ve onlar da birer silahşor olmak üzereler. Bu sefere onlar da katılıyorlar. Işının Yolu'nda Roland'ı isteyerek izliyorlar.

Ayının Kapısı'ndan fazla uzakta olmayan bir Konuşan Daire'de zaman onarılıyor ve paradoks sona eriyor. Ve sonunda üçüncü gerçek kişi de çekiliyor. Jake, Eddie, Susannah ve Roland'ın katıldıkları tehlikeli bir tören sona erdiği zaman çocuk tekrar Orta-Dünya'ya giriyor. Dörtlü babalarının yüzlerini hatırlıyor ve görevlerini onurla yerine getiriyorlar. Bundan kısa bir süre sonra dörtlü grup beşliye dönüşüyor. Bunun nedeni Jake'in Hantal Billy'yle dost olması. Porsuk, rakun ve köpek karışımını andıran bu hayvanların kısıtlı bir konuşma yetenekleri de var. Jake yeni arkadaşına Oy adını veriyor.

Hacıların yolları onları Lud'a doğru götürüyor. Lud harap olmuş bir kent. Burada eski iki grubun yozlaşmış torunları, yani Griler'le Buluğlar düşmanlığı sürdürmeye çalışıyorlar. Yolcular kente varmadan önce Nehir Geçidi adlı küçük bir köye geliyorlar. Burada eski sakinlerden birkaçı hâlâ yaşıyor. Roland'ı tanıyor ve onun eski günlerden kaldığını düşünüyorlar. Dünya ilerleyip gitmeden önceki günlerden kalmış olduğunu. Ona ve dostlarına özen gösteriyorlar, ihtiyarlar daha sonra onlara monorail, yani tek raylı bir trenden söz ediyorlar. Hâlâ işliyor olması ihtimali bulunan bu tren Lud'dan Işının Yolu'nu izleyerek çorak topraklara, Kara Kule'ye doğru gidiyormuş.

Bu haber Jake'i korkutuyor ama şaşırtmıyor. Çünkü New York'tan çekilmeden önce bir kitapçıdan iki eser almış bulunuyor. Dükkânın sahibinin insanda bazı düşünceler uyandıran bir adı var: Calvin Tower (Calvin Kulesi). Kitaplardan biri bilmecelerle ilgili. Ama yanıtların açıklandığı bölüm yırtılmış. Diğerinin adı ise Çuf Çuf Charlie. Kuşkusuz, trenle ilgili bir çocuk kitabı. Birçok kişi bunun sevimli bir öykü olduğunu söyleyebilir... Ama Jake'e göre Charlie'de hiç de sevimli olmayan bir şeyler var. Ürkütücü bir şeyler. Roland ise bir şeyi daha biliyor: Onun dünyasında char sözcüğü ölüm anlamına geliyor.

Nehir Geçidi köyünün en saygıdeğer sakini Talitha Teyze, Roland'a takması için gümüş bir haç veriyor. Ve arkadaşlar yollarına devam ediyorlar. Lud'a erişmeden önce bizim dünyamızdan gelen ve kazayla düşen bir uçağı buluyorlar. Bu 1930'lardan kalma bir Alman uçağı. Kokpite bir devin mumyalanmış cesedi sıkışıp kalmış. Bunun yarı efsaneleşmiş haydut David Quick olması hemen hemen kesin gibi.

Send Nehri'ni aşan eski köprüden geçerlerken Jake'le Oy'un ölmesine ramak kalıyor. Roland, Eddie ve Susannah bu kazaya daldıkları sırada onları ölmek üzere olan, son derecede tehlikeli haydut Bıçakçı tuzağa düşürüyor. Haydut Jake'i kaçırıyor ve çocuğu Grilerin son lideri olan Tik Tak Adam'ın yeraltındaki inine götürüyor. Tik Tak'ın asıl adı Andrew Quick. Ve o başka dünyadan gelen bir uçağı indirmeye çalışırken ölmüş olan adamın torununun oğlu.

Roland, (Oy'un yardımıyla) Jake'i kurtarmaya giderken Eddie'yle Susannah da Lud'un Beşiği'ni buluyorlar. Ve Mono Blaine orada uyanıyor. Tren Blaine, Lud kentinin altındaki çok geniş bir bilgisayar sisteminin yüzeydeki tek aracı. Mono'yu artık bir tek konu ilgilendiriyor: bilmeceler. Blaine soracağı bilmeceye yolcular doğru yanıt verebilirlerse onları mono demiryolunun son istasyonuna götüreceğine söz veriyor. Buna karşılık bilmeceyi çözemezlerse onları yolun sona erdiği açıklığa götürecek... yani ölüme. Bu durumda yolcuların sonunu paylaşacak çok kişi de olacak. Çünkü Blaine depolanmış olan sinir gazlarını kullanmayı düşünüyor. Böylece Lud'da kalmış olan herkes ölecek. Griler de, Buluğlar ve silahşorlar da.

Roland, Jake'i kurtarıyor ve Tik Tak Adam'ın ölmek üzere olduğunu sanarak oradan ayrılıyor. Oysa Andrew Quick ölmüyor. Yüzünden korkunç bir biçimde yaralanan ve gözleri yarı kör olan adamı, isminin Richard Fannin olduğunu söyleyen biri kurtarıyor. Fannin ayrıca kendini "Yaşı Olmayan Yabancı" diye de tanıtıyor. Ama aslında o Walter'ın sözünü ederek Roland'ı uyardığı bir iblis.

Roland'la Jake, Lud'un Beşiği'nde Eddie'yle Susannah'ya tekrar kavuşuyorlar. Susannah biraz da -o kurnaz kancık- Detta Walker'in yardımıyla Blaine'in bilmecesini çözüyor. Grup böylece trene biniyor. Blaine'in aklı başında ama ölümcül biçimde zayıf düşmüş "bilinçaltının" uyarılarına da ister istemez kulaklarını tıkamak zorunda kalıyorlar. (Eddie bu sesi "Küçük Blaine" diye tanımlıyor.) Grup daha sonra Blaine'in onlar trendeyken intihar etmek niyetinde olduğunu anlıyor. Aslında treni yöneten temel beyin gitgide gerilerde kalan bilgisayarın içinde. Bilgisayar artık bir mezbahaya dönen kentin altında çalışıyor. Ama bu önemli değil. Pembe bir kurşuna benzeyen tren saatte sekiz yüz mil hızla giderken yoldan çıkacak.

Gruptakilerin yaşamaları için sadece bir tek çare var: Blaine'in bilmece merakı. Gilead'lı Roland onunla çaresizce bir anlaşma yapıyor. İşte Hayaletler Beldesi; Çorak Topraklar bölümü bu anlaşmayla sona eriyor. Ve yine bu anlaşmayla Büyücü ve Cam Küre kitabı başlıyor.

GİRİŞ
BLAINE
Blaine, "BANA BİR BİLMECE SORUN," diye önerdi.

Roland, "Canın cehenneme," dedi. Sesini yükseltmemişti.

"NE DEDİN?" Duyduğuna inanamadığı açıkça anlaşılan Büyük Blaine'in sesi kuşkulanılmayan ikizininkine çok benzemişti.

Roland sakin sakin, "Canın cehenneme, dedim," diye yineledi. "Ama bu seni şaşırtıyorsa, daha açık konuşabilirim, Blaine. Hayır! Cevap: Hayır!"

Blaine uzun, çok uzun bir süre sesini çıkarmadı. Sonra cevap verdi ama sözlerle değil. Onun yerine duvarlar, zemin ve tavan yine renklerini kaybetmeye başladı. Katı cisim olmaktan da çıktılar. On saniyelik bir sürede Baronluk Vagonu varolmaktan çıktı. Şimdi ufukta gördükleri sıradağlardan uçarak geçiyorlardı. Demir grisi tepeler intihar sayılacak bir hızla onlara doğru geliyor, sonra da uzaklaşıyordu. Dev kınkanatlı böceklerin toprağa mahkûm kaplumbağalar gibi dolaştıkları kısır vadiler ortaya çıkıyordu. Roland yılana benzeyen çöreklenmiş bir şeyin, bir mağaranın ağzından uzandığını gördü. Yaratık böceklerden birini yakaladığı gibi inine çekti. Roland yaşamı boyunca hiç böyle hayvanlar ya da kırlar görmemişti. Bu görünüm yüzünden diken diken olan derisi etlerinin üzerinden sıyrılacak gibiydi. Sanki Blaine onları başka bir dünyaya taşımıştı.

Blaine, "BELKİ DE BİZİ BURADA RAYDAN ÇIKARMAM İYİ OLUR," dedi. Sesi düşünceliydi. Ama silahşor bunun derin, kaynayan bir öfkeyi gizlediğini sezdi.

Kayıtsızca, "Evet, belki iyi olur," dedi.

Eddie'nin yüzünde endişeli bir ifade belirmişti. Dudaklarını oynatarak usulca, "Sen ne YAPIYORSUN," dedi. Roland ona aldırmadı. Blaine'le uğraşıyor, onun ne yaptığını çok iyi biliyordu.

Blaine, "SEN KABA VE KİBİRLİSİN," dedi. "BUNLAR SANA İLGİNÇ ÖZELLİKLER GİBİ GELEBİLİR. AMA BANA GELMİYOR."

"Ah, ben bundan daha da kaba davranabilirim."

Kollarını kavuşturmuş olan Gilead'lı Roland ellerini açarak ağır ağır ayağa kalktı. Bacaklarını açmış sanki boşlukta duruyordu. Sağ elini beline dayamış, soluyla tabancasının sandal ağacından yapılmış kabzasını kavramıştı. Daha önce pek çok defa yaptığı gibi duruyordu. Unutulmuş yüz kasabanın tozlu sokaklarında, yirmi kadar kayalık dar vadideki öldürme bölgelerinde, acı bira ve bayat kızarmış yemek kokan sayısız karanlık meyhanede durduğu gibi. Bu da yine boş bir sokaktaki başka bir karşılaşmaydı. Hepsi bu kadar. Ama bu kadarı da yeterliydi. Bu khef, ka ve ka-tet'di. Her zaman bir karşılaşma vardı. Yaşamının temel gerçeğiydi bu. Kendi ka'sının üzerinde döndüğü eksen. Bu kez düellonun silahlarla değil de sözlerle yapılacak olması durumu değiştirmezdi. Yine de ölümüne bir savaş olacaktı. Havadaki ölüm kokusu belirgin ve kesindi. Bir bataklıkta şişip patlayan leşlerin kokusu gibi. Sonra Roland her zamanki gibi o savaş öfkesini duydu... O anda kendini artık oradaymış gibi hissetmiyordu.

"Senin saçma sapan şeyler söyleyen, boş kafalı, aptal bir makine olduğundan söz edebilirim. Senin boş bir ağaç kovuğundaki kış rüzgârının sesi kadar aklı olan budala bir yaratık olduğunu söyleyebilirim."

"SUS!"

Roland, Blaine'e hiç aldırmadan yine o sakin sesle sözlerini sürdürdü. "Sen Eddie'nin 'zamazingo' dediği nesnesin. Daha fazlası olsaydın, ben de daha kabalaşırdım."



"BEN BİR ALETTEN ÇOK DAHA İLERİ BİR ŞEY..."

"Senin için 'bilmem ne yalayıcı' diyebilirim örneğin. Ama ağzın ve dilin yok. Senin dünyanın en adi sokağında sürünen en iğrenç bir dilenciden daha tiksindirici olduğundan söz edebilirim. Ama öyle bir yaratık bile senden daha üstün sayılır. Üzerinde sürünebileceğin dizlerin yok. Olsaydı da zaten diz çökmezdin. Çünkü sende 'merhamet' denilen o insanca kusur da bulunmuyor."

Roland soluk almak için sustu. Diğer üçü de nefeslerini tutmuşlardı. Etraflarını Mono Blaine'in o şaşkın sessizliği sarmıştı. Onları boğuyordu.

"Senin, tek dostunun kendini öldürmesine izin veren vefasız bir yaratık olduğunu söyleyebilirim. Aptallara işkence edilmesinden ve masumların öldürülmesinden zevk alan bir korkak olduğunu. Sen kaybolmuş, vızıldayan bir makine-umacısın..."

"SANA EMREDİYORUM! SUS ARTIK! YOKSA HEPİNİZİ HEMEN BURADA ÖLDÜRÜRÜM!"

Roland'ın gözlerinde öyle delice mavi bir ışıltı belirdi ki, Eddie ondan uzaklaştı. Jake'le Susannah'nın inlediklerini hayal meyal duyabildi.

Silahşor kükredi. "İstiyorsan öldür! Ama bana emir verme! Seni yaratanların suratlarını unutmuşsun! Şimdi ya bizi öldür ya da sesini kesip beni dinle! Ben, Gilead'lı Roland'ım. Steven'in oğlu, eski toprakların efendisi ve silahşor! Bunca yıl boyunca kilometrelerce yolu senin çocukça gevezeliklerini dinlemek için aşmadım! Anlıyor musun? Şimdi sen BENİ dinle."

Hayret dolu bir sessizlik daha oldu. Kimse soluk almıyordu. Roland eli tabancasının kabzasında, başını kaldırmış, haşin bir tavırla ileriye doğru bakıyordu.

Susannah Dean hafifçe gülümsediğinden emin olmak için elini ağzına götürdü. Bir kadın yeni bir giysinin üzerinde iyi durup durmadığını anlamak için böyle yapardı. Belki de bir şapkanın. Genç kadın yaşamının sona ermek üzere olduğundan korkuyordu. Ama o anda kalbine hakim olan duygu korku değil, gururdu. Sola doğru baktı. Eddie'nin şaşkın bir gülümseyişle Roland'ı süzdüğünü gördü. Jake'in yüzündeki ifade daha da basitti. Salt sevgiydi bu.

Jake, "Söyle, söyle," diye soludu. "Poposuna tekmeyi indir! Tamam!"

Eddie de aynı fikirde olduğunu açıkladı. "Roland'ı dinlemelisin. O pek bir şeye aldırmaz, Blaine. Ona 'Gilead'lı Kuduz Köpek' adını boşuna takmamışlar."

Blaine uzun, çok uzun bir an sonra sordu. "STEVEN'İN OĞLU ROLAND, SENİ BÖYLE Mİ ÇAĞIRIYORLARDI?"

Roland çorak tepelerin yamacında oksijeni az havada sakin sakin duruyordu. "Belki öyle yapıyorlardı," diye cevap verdi.

Blaine öğrenmek istedi. "BANA BİLMECE SORMAYACAKSANIZ BENİM NE İŞİME YARARSINIZ?" Şimdi sesi yatma zamanından daha sonraya kalmasına izin verilmeyen somurtkan bir çocuğunki gibi çıkıyordu.

Roland, "Sana bilmece sormayacağız demedim ki," diye mırıldandı.

"ÖYLE Mİ?" Blaine'in sesinde şaşkınlık vardı. "ANLAYAMIYORUM. AMA SES ANALİZİ MANTIKLI BİR KONUŞMA OLDUĞUNU AÇIKLIYOR. LÜTFEN İZAH ET."

Silahşor, "Sana hemen şimdi bilmece sormamızı istedin," diye karşılık verdi. "Benim reddettiğim de buydu. Bu hevesin çirkin davranmana neden oluyordu."

"ANLAYAMIYORUM."

"Bu yüzden kabalaştın. Bunu anlıyor musun?"

Blaine uzun, düşünceli bir sessizliğe büründü. Bilgisayar cehalet, ihmal ve batıl inanca bağlı itaat dışında insanca tepkilerle karşılaşmayalı yüzyıllar olmuştu. Basit insanca cesaretle karşılaşmayalı da çok uzun bir süre geçmişti. Blaine sonunda, "SÖZLERİM SANA KABA GELDİYSE, ÖZÜR DİLERİM," dedi.

"Özürünü kabul ediyorum, Blaine. Ama daha önemli bir sorun var."

"AÇIKLA."

"Vagonu tekrar kapatırsan, açıklama yaparım." Roland artık daha fazla tartışma -ve hemen ölmeleri ihtimali- aklın almayacağı bir şeymiş gibi oturdu.

  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   62


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət