Ana səhifə

BİSMİllahir rahman ir rahiM


Yüklə 0.78 Mb.
səhifə1/7
tarix27.06.2016
ölçüsü0.78 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7
BİSMİLLAHİR RAHMAN İR RAHİM”
S U R P R İ Z S İ T E . C O M S U N A R

KIYAMET ÖNCESİNİN SON ÜÇ ATLISI:
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ, M. FETHULLAH GÜLEN VE HZ. MEHDİ
“KIYAMETİN BÜYÜK ALÂMETLERİ”
ALTINÇAĞA DOĞRU
SÜFYANİ, HAZRETİ MEHDİ VE ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI”

***** GİRİŞ *****


Kıyamet; “OL” emrinin, hemen ilk salisesinde başlamış ve Kâinat çapında, halen de devam ederek.. sürüp gitmektedir. “Boyutu, hacmi, sayısı ve süresi ne olursa olsun,” her an; yeni bir yaratılış olmakta, bu yaratılışlar ile sayısız ve sonsuz çeşitte mahlûklar yaratılmakta, yaratılan her mahlûkunda, o mahlûka ait önceden belirlenmiş bir yaşamı (boyutu, hacmi, sayısı ve süresi) olmakta (ki, o mahlûkun kaderi) ve sonunda; o mahlûka ait, yaratılışının tam zıttı olarak (ÖL) emri gereği, o “mahlûka ait özel bir Kıyameti” takip eder. Yaratılış; bu şekilde, devamlı değişerek ve gelişerek.. zıt’lar ve entropinin kanunlarına da tabi bir şekilde.. kesintisiz olarak, sürüp gider…

Her yaratılışı ve bu yaratılışın sonunda, “yaratılmış o kendisine özel maklûku” belli bir süresi olan bir ömür, süre sonunda ise o mahlûkun bir Kıyameti, gerçekleşir. Kıyamet (mahlûkuna göre; her boyutta, hacim, sayı ve sürede) çok öncelerden başlamış, halen şimdi de devam edip gitmekte.. ve gelecekte de devam ederek.. Kâinat’a, toptan ve “EN SON DEFA, ÖL EMRİ VERİLİNCEYE KADAR DA..” devam edip gidecektir…

Kitabımızın konusu olan “Kıyamet” ise; fiziki anlamda; bizim galaksimizin Dünya’sının, canlı varlıklar olarak; bitki ve hayvanların ve beşeri anlamda ise, insanların yaratılışı ile beraber; “ her mahlûkatın zatına mahsus özel Kıyametleri” de başlamış.. ve her mahlûkun yaratılışı sürdükçe, o mahlûkun kendisine özel Kıyameti de; beraberce, o mahlûku takip ederek sürüp gitmektedir. Böylece; bir taraftan yaratılış sürdükçe, her yaratılışı; o yaratılmış şeyin bir Kıyamet’i ilelebet, takip eder… Ayrıca her mahlûk’un bir ömrü olduğu gibi, o mahlûkların meydana getirdiği topluluğun da bir Kıyameti ve dolayısiyle de bir ömrü vardır. Yani, Yunus-49 ayetinde olduğu gibi. “Her ümmetin bir ömrü vardır.”

Her Kıyametin, daha gelmeden evvel; mevzu bahis olan mahlûk (varlık)la ilgili, küçük ve büyük bir takım da, ön belirtileri (alâmetleri) olur ve kaçınılmaz SON, bu belirtilerin zincirinin sonunda ve kendini göstere, göstere gelir..

Üstünde yaşadığımız Dünya’mızında ve onu şereflendiren insanların da, yaratılış kanununun bir gereği olarak; bir Kıyameti ve bu Kıyamet’e doğru giderken de, bir takım küçük ve büyük belirtileri (ipuçları) vardır. Bu belirtilerin toplumla ilgili olan bir kısmı, günümüze göre; bizim geçmişimizde kalmış ve yaşanarak bitmişlerdir. Hadis-i şerifler; bu bitmiş olan belirtileri, “Kıyamet’in küçük alâmetleri” olarak bizlere bildirmiş ve bunların tamamı yaşanarak bitmiştir.

Şimdi; şu anda, içinde bulunduğumuz zaman diliminde (21. Yüzyıl’da) de ise, sırada olan alâmetler; “KIYAMET’İN BÜYÜK ALÂMETLERİNİN BELİRTİLERİ” olarak, başlamak üzeredirler. Bu büyük alâmetler, bir defa başlayınca; bir hadis-i şerifte açıklandığı gibi, “Boyundaki bir kolyenin kopup, tanelerinin birbirinin peşi sıra yere düşmeleri gibi.. aralıksız olarak arka arkaya ve bazan da üst-üste gelerek, büyük sıfatının hakkını tam olarak gösterecekler.

Bu BELİRTİLER’in, birer büüyük ALÂMET’e dönüşüp yaşanması ise; I. Süfyani, sırasını savarak ölüp gittiğinden dolayı sırada, II.Süfyani’nin çıkışı ile Yemani, Horasani ve Hz. Mehdi’nin zuhûru ile başlayacak olup; hadis-i şeriflerdeki sıraya ve sayıya göre bunu, Deccal’in hurucu (çıkışı) ve Hz. İsa (a.s.)ın gökten inişi (nüzûl’ü) takip edecektir. Bu büyük alâmetlerin ilk ve en büyükleri on tanedir ve yukarıdaki hadis-i şerifte de belirtildiği gibi; “kopan bir inci kolyenin tanelerinin, yere peş-peşe düşmesi gibi.. ” birbirlerinin peşi sıra ve hiç ara vermeden geleceklerdir. Bu alâmetler sırasiyle şunlardır: 1) II. Süfyani’yi karşılayacak, Hz. Mehdi’nin zuhûru, 2) Deccal’in çıkışı, 3) Hz. İsa (a.s.)nın nüzûlü, 4) Dabbet-ül arz’ın çıkışı, 5) Yecüc ve Mecüc’ün çıkışı, 6) Duman 7) Güneş’in Batı’dan doğuşu, 8) Hicaz bölgesinden ATEŞ’in çıkışı, 9) Üç bölgede yere batma hadisesi, 10) Kâbe’nin yıkılması…

Bizim kitabımızın konusu da; bu alâmetlerden ilk üçüdür ve biz bunların ilki olan ve ikinci Süfyani’yi karşılayacak olan (Hz. Mehdi) ile (öncelikle de, gelecek gibi hakkıda söz söylemenin çok riskli olduğu bir konuda) Allah (C.C.) sığınarak, bu bölüme başlıyoruz. Allah’ım bana; sabır, feyz, hilm, ilham, feraset.. versin ve yapacağım hatalarımdan dolayı da, af ve mağfiret etsin. (inşaallah) Siz, değerli okuyucularıma da; okuduklarınızdan lâyık-i vechiyle, istifade etmenizi nasip etsin. (inşallah) Çünkü; Süfyani’de, Hz. Mehdi’de, Deccal ve Hz. İsa (a.s.) da.. çok yakında birer birer teşrif edip, bizzat bizimle tanışacak ve “bizimle çağdaş olarak” misyonlarını eda edecekler, (Dünya’yı da, adeta bir kan çanağına ve ayrıca kullanılacak klasik, biyolojik, kimyasal ve atomik silahların çevreye yapacağı tahribatıyla; Dünya’yı bir “SAVAŞ ÇÖPLÜĞÜ”ne döndürecekler.) Biz insanlarda bu dehşetli kişilere, bunların savaşlarına ve tahtibatlarına bizzat şahit olacak, bu hercümerc’de bizzat rol alacağız. Geniş bilgi, “üçüncü dünya savaşı” bölümündedir.


“II. SÜFYANİ VE DECCAL GELİYOR …”

“YEMANİ, HZ. MEHDİ ve Hz. İSA (A.S.) KARŞILIYOR…”


KIYAMETİN BÜYÜK ALÂMETLERİ - 1

“A LLAH’I N HALİFESİ HZ. MEHDİ (R.A.) ZUHÛR EDİYOR!..”

Süfyani, Hz. Mehdi, (a.s.) Deccal ve Hz. İsa (a.s.) peşpeşe



ve birbirlerini takip ederek gelmeleri.. bu sitenin ve bu

bölümündeki bütün yazı ve yorumların varlık sebebidir.

“H E R Y Ö N Ü İ L E H A Z R E T İ M E H D İ”


Hadis-i Şerif:

“… Allah ve Resulüne itaati koruyun.



Kur’an’ın ihya ettiğini diriltin, yasak-

larını yasaklayın ve siz, MEHDİ’ye

yardımcılar ve destek olun… Zira,

Dünya’nın fena bulması ve zevale

ermesi yaklaşmıştır. Ve bu kesindir…”

Suyuti. Naim bin Hammad.
K O N U F İ H R İ S T İ:

1= Yaşlı Gemi’nin, “en son kaptanı,” Hz. Mehdi,

2= Hz. Mehdi’nin yaratılış sebebi,

3= Hz. Mehdi’nin orijinal adı,

4= Hz. Mehdi’nin soyu ve künyesi,

5= Hz. Mehdi’nin doğduğu yer ve tarihte YEMEN,

6= Hz. Mehdi’nin doğduğu yıl,

7= Hz. Mehdi’nin fiziki yapısı, (şemal-i şerifi)

8= Hz. Mehdi’nin özellikleri, kêrametleri, öncüleri ve KUTSAL ÜÇGENLER,

9= Hz. Mehdi ve misyonunu, 1432.. yıllık bekleyiş,

10= Hz. Mehdi’nin zuhûr edeceği (ortaya çıkacağı) yıl,

11= 2011-2012 – 2013-2014 ve 2015 yılları üzerine birkaç anekdot,

12= Hz. Mehdi’nin çıkışı öncesindeki alâmetlerden küçük bir demet,

13= Bu kaosdan çıkmak için, “ilâhi bir REHBER’e ihtiyaç var,”

14= Hz. Mehdi’nin çıkışının öncesinde, Ortadoğu,

15= Hz. Mehdi’nin çağı da, çağdaşı olan Müslümanlar da; “kutsal” olacaktır,

16= Hz. Mehdi’nin zuhûr şekli ve sonrası,

17= Hz. Mehdi’nin; gelişi engellenebilir mi, saptırılabilirmi veya aşırıya kaçırtılıp sulandırılabilir mi?

18= Hz. Mehdi’nin, Süfyani ile savaşı. (Üçüncü Dünya savaşının başlangıcı)

19= Hz. Mehdi’nin Dünya’da kalış süresi. (vefatı)

“O, A L L A H ’I N H A L İ F E S İ D İ R. ”

“Hz. Mehdi; yeryüzünde, kendi zamanının en hayırlısıdır.” ve

Şüphesiz ki Allah, her yüzyılın başında; bu ümmete dini

işlerini yenileyecek..bir MÜCEDDİD gönderir.”Hadis-i şerif.

“ … V E D E…”

H A Z R E T İ M E H D İ , Z U H Û R İ L E G E L İ R…”

Çok önemli not: Bir hadis-i şerif, “bazan farklı açılardan dolayı” bir kaç defa bilerek ve tekrar edilerek yazılmıştır.



B A Ş L A R K E N

Hz. Mehdi; “İnsanlığın en garip zamanında, ULU DEDE’si RESULULLAH (s.a.v.) gibi yine insanlığın ve İslâm’ın garip bir zamanında, bir garip olarak gelecek.. “boynu bükük İslâm’ı, şaha kaldırarak, muzaffer edecek.. ayrıca; yeryüzünü huzur, refah ve adaletle.. dolduracaktır.”
O MEHDİ, Kİ;

Müslümanlığın iki ucundan birini, elinde tutandır. Resulullah

(s.a.v.) Hz. Ali (r.a)nin sorusuna verdiği bir cevapta; “ Allah,

Bu dini nasıl bizimle başlatmışsa, onunla sona erdirecektir.”

diyerek, bulunduğu yüce makamını ve misyonunu açıklamıştır.
Önemli not: Gerek bu bölümde yazılı olan Hz. Mehdi ve gerekse, önceki bölümde yazılı olan ve kendisiyle korkunç bir savaşa tutuşacak olan Süfyani, her ikisi de; çıkmak üzere olan, “ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI”nın çapı Afganistan ve Türkistan’a kadar ulaşacak Ortadoğu’da merkezli bir savaş olup, Kuzey bölümünde ise, Avrupa’nın tamamındaki savaşları ile Rus’lar başlatacak ve sürdüreceklerdir. (Bkz.çok daha geniş bilgi, üçüncü dünya savaşı bölümündedir.)

Benim adım, Güneş’in doğup battığı her yere ulaşacaktır.” (hadis-i şerif)



İşte bu, “ULAŞTIRMA!” görevini yapacak kişi, Allah’ın ilk ve son halifesi olan Hz. Mehdi geliyor.”

Hz. Mehdi; Allah'ın sünneti (KANUNU) olduğu üzere; önce insanları bir defa daha ALLAH'a inanmaya, O'nun; “SONSUZ ve SINIRSIZ, TEK GÜÇ VE KUDRET..” olduğuna; tapınılacak, sıradan her hangi bir TANRI olmadığına, insanların bildiği, her türlü; en boy, yükseklik, koku, şekil, renk, ışık, zaman, enerji, radyasyon.. gibi, benzeri bütün FİZİK ve FİZİK ÖTESİ (metafizik) kavramlardan münezzeh.. yüce bilgi, güç, kudret ve kemalat sahibi, “nur’un alâ nur” olup.. evren üstü, enerji üstü, akıl ve muhayyile üstü.. bir kavram olduğuna işaret edip, O’nu; bir defa daha, yakinen tanıtacak.. “Deccal’i ve fitnesini de karşılayacak..” ve “ALTINÇAĞ”ı da, bir defa daha yaşatacak olan.. “sevdiği yeni bir kulunu KULLARINA bir “LÜTÛF ve İHSAN’DA BULUNMAK ÜZERE,” son bir defaya mahsûs olarak, çok yakında Dünya’ya gönderecek...

Allah; O kutlu ZAT ile, insanların entropi ve nefisleri ile Süfyaniler ve Deccal’in fitnesinin tahribatına, bir denge getirerek.. kullarına bir defa daha “rahmeti ve merhameti” ile af ve mağfiretinin kapılarını, “bu kapılardan girmek isteyen has kulları için; bir defa daha, ardına kadar açacak!..”

Çünkü, O; Allah’ın ilk, son ve tek halifesi ve evliyası olarak; insanlığın yaşadığı en büyük “fitneyi, savaşı, adaletsizliği ve kaosu, hem Dünya, hem de Ahiret için bir “rahmete ve berekete”dönüştürerek.. İslâm ümmeti ile beraber, “ALTINÇAĞ’ın veya diğer adıyla “HİDAYET ÇAĞI”nın kilometre taşlarını döşeyecek..” (İnşaallah, cümlemizin de; Allah’ın izniyle şefaatçimiz olur.. amin.)

Hadis-i şerif meali: İslâm dinini; günün anlayışına, ilmi inkişafına göre yenileyen ve dine karışmış olan bidatler ve hurafelerden ve de entropinin zararından arındırmak için.. her yüz yılda bir müceddit, her ikiyüz yılda bir de, bir büyük “MÜCEDDİT” gelerek, bu zor fakat şerefli, güç fakat ilâhi yardımla destekli vazifeyi (misyonu) ifa eder…
1= “YAŞLI GEMİ’NİN, EN SON KAPTANI:” HAZRETİ MEHDİ!..

“Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân, ayet 139)



Konumuz, eğer gerçek bir gemi ise; bir gemide, kaptan yaşlanır veya ölür ise; gemi durur, kaptan değişir ve gemi, kaldığı yerden; yeniden yoluna devam eder... Eğer, kaptan ölmez; gemi yaşlanır, çürür veya su almaya başlarsa; kaptan durur, gemi; tamir olur veya değişir ve kaptan da, tekrar kaldığı yerden,kaptan olarak işine ve yoluna devam eder ve gider …

( … )

Dünya gemisi de, “ZAMAN!’ dan demir alalı, bir çok da kaptan değiştirerek.. çok, ama çok zaman geçirmiş ve artık iyice yaşlanmış.. yer-yer de, su almaya (doğası ve insanıyla, çürümeğe ve kokuşmaya) başlamışsa.. artık, değişimin (Kıyamet’i) nin vakti iyice yaklaşmış demektir!..

( … )

Dünya gemisi de, önceleri kısmen eskidikçe; aynı seyir defterleri (kutsal kitaplar ve Kur’an-ı Kerim) ile kısmen tamir edilerek.. bir çok kaptanı, (peygamberi) birbirinin peşi sıra değiştirmiş.. ve kaptanların sonu (s.a.v.) da gelip, görevini başarıyla ifa ederek ve gemiyi sil baştan yenileyerek gidince.. enerjisi bitmek üzere olan gemi de, henüz son durağına varamadığı için; “içindekiler, yolda kalmasınlar..” diye , çarkçıbaşılar (mücedditler) ve çarkçıbaşı yardımcıları (veliler..) ile kör- topal yoluna devam etmiş (Allah (C.C.)tarafından devam ettirilmiş).. varacağı son limanına çok az kalsa da, gittikçe artan çok sert fırtınalar (entropi ve son devrin fitneleri) yüzünden de, gemi sahibi; (C.C.) çok çok özel olarak yetiştirip.. yedekte tutmuş olduğu, son üç büyük çarkçıbaşından; “ilkini; dehası, azmi, sabrı, direnci ve fikriyle..” (Bediüzzaman Hz.leri) “ikincini; yufka yüreği, dünyayı kucaklama çabası ve Süfyani fitnesinin ateşini söndürsün.. diye, gözlerinden akan göz yaşları, sabrı ve hizmetlerini, her insanın gönlüne sunmanın.. ateşi, azmi, direnci ve bilinciyle..” (M. Fethullah Gülen h.e.) ve “üçüncünü de, olağanüstü vehbi bilgisi, sevgisi, azmi, sabrı, iradesi ve kudretiyle..” (Hz. Mehdi) gemiyi limana iyice yaklaştırıp.. ”geminin son seferini ikmal etmesi için,” göndermiştir. Bunlardan ilki; görevini, son nefesine kadar.. tam tekmil ifa ederek, Cennet-i alâ’ya göçmüş; ikincisi, gücünün, sabrının ve takatinin “son demlerini yaşamasına rağmen!” her geçen gün, gittikçe kabaran korkunç fitne dalgalarına karşı dayanmaya çalışmakta ve şerefle ifa ettiği görevini, yola çıkmış ve gelmekte olan; bu iş için, son defa ve özel olarak yetiştirilmiş yeni genç kaptana (Hz. Mehdi’ye) devretmek ve Dünya’ya veda etmek üzere son hazırlıklarını yapmaktadır.

Bu, son üç kaptan; (mahşerin; son, ÜÇ ATLI’sı, Bkz. bu site içinde, Şiir Romanı Kitabı, 94. şiir) gemiyi; hem yönetmiş, hem tamir etmiş ve hem de, dışarıdaki bitmek bilmeyen fırtınalar yetmezmiş gibi, bir de, geminin içinde çıkan isyanlar, fitneler ve bazı ihanetler ile baş etmek ve de geminin sahibine hesap verememenin de korkusuyla, “yanıp, kavrulmak..” zorunda kalmışlardır.

Entropik kanunlar, dışarıdaki fırtınayı azdırdıkça, içerdeki insanları da, nefislerinin ve şeytanlarının da yardımı ile çarkçıbaşılara karşı gelip gemide delikler açtıkça; çarkçı başılar, gittikçe zorlanmışlarsa da.. en çok da “en sonuncu” darda kaldıkça; geminin sahibi (C.C.) ne başvurup, yardım dilemişler ve gemi sahibi (C.C.) de, yardım gönderdikçe; yola devam etmek ve limana (Kıyamet’e) yetiştirmek için, böylece zaman kazanmışlardır…

En çok sıkıntıya düşen, son çarkçıbaşı (Hz. Mehdi) idi ve düştüğü sıkıntılarla baş edebilmesi için, Gemi SAHİB’i (C.C.) tarafından, son KAPTAN’ın da (s.a.v.) müjdeleyip önceden bildirdiği gibi, sıkıntılarla başa çıkabilecek kadar da, olağanüstü özelliklerde yaratılmış ve yetiştirilmiş idi. Bu özellikleri sırasiyle; hem muslih, (ıslah edici) hem müceddit, (yenileyen) hem halife-i Zişan, (onurlu-şerefli halife) hem HALİFE-İ HAKK, (Hakk’ın halifesi) hem Kutbu Azam, (kutublar kutbu) hem mürşid-i ekber, (en büyük mürşit) ve hem, hidayete vesile (MEHDİ) olacak ;“MEZİYETLER ve İLÂHİ LÜTÛF’larla DONATILMIŞTI…

Böylece; ne gemi, ne kaptanlar, ne çarkçıbaşılar, ne çarkçıbaşı yardımcıları, ne geminin yolcuları, ne deniz ve içindeki balıklar, ne de liman..ın “B O Ş U – B O Ş U N A” yaratılmadığını; geminin SAHİB’inin; İlmi, Kemali, Sevgisi, Kuvvet ve Kudreti.. ile; emri, isteği, hükmü.. yerine geliyor ve dolayısiyle getiriliyor… sonuçta, ortaya çıkıyor ki; “kalp gözü olanlar, duyuyor; gönül gözü olanlar, görüyor; basireti olanlar, biliyor.. makûl akıl sahipleri ise; bütün bu olan-bitenlerden dersler çıkararak.. YARATILIŞLARININ SIRRINA ERİYOR..” du!.. Böylece, yaşlı gemi (Dünya) ise; “YOLUNA” kör, topal da olsa, yine de yaklaşan limanına (Kıyamet’e) doğru, zorlu yoluna ve yolculuğuna “MAHŞERİN SON ÜÇ ATLISI’yla” devam edebiliyordu. NOT: Mahşerin son üç atlısı şiiri için bkz. bu site içindeki “Şiir Romanı Kitabı, şiir no: 94

2) “HAZRETİ MEHDİ’NİN YARATILIŞ SEBEBİ:”

Her toplumun, (milletin) bir YOL GÖSTERİCİSİ vardır.” (Ra’d suresi, ayet 7) Bu yol göstericiler; kitaplı dinlerde, Hz. Muhammed (s.a.v.)e kadar; peygamber olarak, son peygamberden sonra ise; her asırda bir müceddit olarak gelmeye devam etmiş ve Hz. Mehdi ile de zirveye ve sona ermiş/erecek/dir. Çünkü; hadisi şerifler ile sabittir ki; Hz. Mehdi, “Allah’ın evliyası ve (ilk, tek ve son) halifesidir.”

Ayrıca, kitaplı diğer dinler (Hıristiyanlık ve Musevilik)de ve kitapsız da olsalar; diğer dinlerin temelinde de, “Allah’ın katındaki tek din olan İslâm’dan esintiler bulunduğundan: bu dinlerin içinde de mutlaka bir kurtarıcı (mehdi) efsanesi hikâyesi veya miti..” vardır.

Bir önceki bölümde de gördüğümüz gibi, Allah (C.C.) kullarına; bir imtihan vesilesi ve bu imtihanı kazananlara da ödül olarak, “YÜCE KATI’ndan lütûflarda bulunmak için,” ve bir de; taşıdıkları enerji değerleri itibariyle, “ZIT’lar alemindeki dengenin, şaşmaz bir gereği” olarak;”NUR-U MUHAMMED”den , bütün mahlûkatı, insanları ve insanların medar-ı iftaharı, “Hz. Muhammed (s.a.v.)in nurunu ve sonra ruhunu” yarattığı gibi; Nur-u Muhammed’in ZIT’tı olarak da, “NAR-I ŞEYTAN”dan da; Süfyani’yi, şaşı, kâfir ve Yahudi “DECCAL’i ve avanesini (şeytanları, cinleri ve “hadis-i şerif ile zikredilen; kelp soyunu ve şeytanlaşmış insanları(!)”yaratmıştır. Gerek; metafizik pozitif alemler (cennetler)e göre, gerekse metafizik negatif alemler (cehennem)e göre; bunların her ikisinin içlerini dolduracak.. sayıda, “KUL”lar da yaratmıştır. Yarattığı bu kullarının fiziki varlıklarını da, önce; metafizik alemlerin zıttı olan, “FİZİK ALEM”lerde yaratıp, yaşatarak ve bir takım; “nimetler.. ve zıttı olan külfetler.. le donatıp, “her insana göre; zamanı farklı olan, belli bir ömür süresi içinde verdiği bu nimet ve külfetler” ile de orantılı olarak, “bir deneme ve eleme..(sınav)” yapmış.. dolayısiyle de; yarattığı insanları, “CENNET’TE DAHA BÜYÜK DERECELER KAZANSINLAR..” diye de, zor ve en büyük bir SIR’rı çözme “imtihanına tabi tutmuştur…”

İşte; Yaratan’ın, bir lütfû olan bu imtihanı yapma vesilesi olarak da; her insan için, mutlaka ve mutlaka; “bir nefis (beden) ve bu nefse negatif olarak etki eden; şeytanlar ve cinler ile (hadisi-i şeriflerle isimlendirilen) kelp soyu ve şeytanlaşmış insanları musallat ederek.. ayrıca; bir de, zıtlar kanunu gereği olarak; (hatem-ül embiya) son peygamber (s.a.v.)in, negatifinin karşıtlığı olarak da.. (Şeytan’ın bedenlenerek Dünya’ya gelmesinin yerine) O’nu temsilen gelen; Süfyani’yi, Deccal’i ve fitnesini; Kul’arına “bir rahmet vesilesi olarak” yaratıp göndermişdir. İnsanların yaşadığı her devirde, lökal olarak, bir çok “küçük boyutlu deccaller ve deccaliyetler” daima var olmuştur. Fakat, son ve en büyük deccaliyet ile O’nun yolunun, zemininin ve ideolojisinin.. hazırlayıcısı, İslâm içinden çıkan; İslâm deccali “SÜFYANİ” ve bir de, “sonuncu ve en büyük saptırıcı olan, son ve en büyüük büyük Deccal’in, deccaliyeti ile bu yaşanacak olan fitne, kaos ve trajedi, insanlık tarihinin bu alandaki zirvesi ve finali olacaktır.”

Hz. Muhammed (s.a.v.)in, pozitif alemlerdeki büyüklüğüne ve etkisine, şan ve şöhretine, sulh, sükûn ve barış.. çizgisindeki pozitif enerjisine, gayret ve çabalarına, uyarı ve ikazlarına.. karşılık olarak, O’nun zıttı ve negatifdeki eşdeğer karşıtı olarak da; negatif alemlerlerdeki büyüklüğüne ve etkisine, kötü şan ve şöhretine, fitne, kargaşa ve savaş çıkarıp.. kan dökücülüğüne, aldatıcı çizgisi ve yaydığı negatif enerjisi ile; Süfyani’nin bıraktığı kötü mirası ve Deccal’in yapacağı tahribatı azaltmak, dökeceği kanı, asgariye indirmek, yapacağı hile ve aldatmaları ortaya çıkarmak.. sonuç itibariyle de, “ahir zamanda meydana gelecek olan “kaosun tesirini izole ve tahrip ve imha çapını asgariye indirmek..” için, “ESİRGEYEN VE BAĞIŞLAYAN” Allah’ı zül Celâl Hz.leri, kullarına acıyıp, katından bir “rahmet ve merhamet, bir lütûf ve ihsan..” olarak, bir defaya mahsûs olmak üzere; “EVLİYASI, ilk son ve tek HALİFESİ; Hz. MEHDİ”yi, insanlığın tarih boyunca yaşayacağı en büyük kaosundan kurtuluşu ve de hak ve adaletin.. yeniden tesisi için, “Kıyamet’in kopmasına çok az bir zaman kala,” Dünya’ya gönderecektir… Çünkü; (Nisa suresi: 141. ayetinde) “ .. Allah, kâfirlerin, mü’minler üzerinde saltanat (otorite) kurmalarından (hiçbir vakit) hoşlanmaz. Ayrıca; (Maide suresi 56’da) Kim; Allah’ı, Resulünü ve iman edenleri dost edinirse, bilsin ki; bunların teşkil ettiği Allah’ın tarafındakiler, mutlaka galip gelecektir.” (Ne mutlu; Hz. Mehdi zamanında yaşayıp da, bu halifeyle beraber savaşıp ve O’na destek olacak, şanslı kişilere!) Bu ayet ile müjdelenen ve bu yüzden “İşte, süfyaniyet ve deccaliyete ve de bizzat Deccal’in yapacağı, bütün tahribatını izole etmek.. Hz. Mehdi’nin; hem yaratılışının hem varlığının ve hem de büyüklüğünün tescilinin sebebidir.”

Hz. Mehdi’nin; Kur’an’da, ayet-i kerime ile net olarak desteklenen, açık ve kesin bir delili yoktur. En yakın ayet-i kerime delili olarak; Araf suresi 128 de; “.. şüphesiz ki, yeryüzü Allah’ındır. Kullarından dilediğini O’na (yeryüzüne) varis kılar.” demektedir. Hz. Mehdi konusu, 20 civarında sahabiden nakille gelen ve 300’e yakın hadis-i şerif ve birçok evliyanın kêrametleri ve ayrıca da her geçen gün, bir “KURTARICI’YA OLAN İHTİYAÇ daha da çok artması üzerine yapılan arayışların ve çalışmaların bir sonucu olarak, MEHDİLIK konusu (misyonu ve Hz. Mehdi’ningeleceğinin kesinliği) bizlere intikal etmiştir. Yine de, şüphesiz ki; “.. en kesin ve mükemmel delil, Allah (C.C.)ın (delili) dır.(En’ âm- 149) Ve yine (Al-i İmrân suresi 110. ayette de, dediği gibi) “Ey, Ümmet-i Muhammed; siz, insanların iyiliği için meydana çıkarılmış.. en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülüğü önlemeğe çalışırsınız. Çünkü, Allah’a inanırsınız…” Elbetteki, Hz. Mehdi ve sevenleri de, taraftarları da, bu ayetin kapsamı içindedirler… Yine, bir ayet-i kerime de; Allah (C.C.) şöyle demektedir. “ Andolsun ki, zikirden (evrat’tan) sonra Zebur’da, Arz’a (yeryüzüne) mutlaka SALİH KUL’larım vâris olacaktır..” diye yazdık. (Enbiyâ suresi, ayet 105)

Dolayısiyle en sonunda, “ZAFER, İslâm’ın olacaktır…” Çünkü, iyi bilinmelidir ki; “… Allah’ın vaadi her zaman gerçektir. Fakat, (çokları) bunu bilmezler.” (Yunus suresi, ayet 55) Ve “Hüküm vermek, yalnız Allah’a aittir.”(Yusuf suresi, ayet 40) Sonuç itibariyle, Allah; (C.C.) kendisine karşı gelen zalimleri, felâha ve hidayete erdirmez. Hatta: (Saf suresi ayet 8 de) dediği gibi; “Onlar, Allah’ın Nuru’nu; üfleyerek.. söndürmek isterler. Fakat, kâfirlerin hoşuna gitmese de; ALLAH, NURUNU TAMAMLAYACAK (ulaştıracak) TIR . (Elhamdülillah.) İşte, bu çok zor işi (vazifeyi, misyonu) Hz. Mehdi ifa edecektir. Bu yüzden de büyüktür, mübarektir, kutsaldır. O kutsal olduğu kadar, O’na inanan, O’nunla bir ve beraber olup O’na destek olan çağdaşları da, elbetdeki kutsaldır!... Ne mutlu. Onlara ve onların duasın alanlara…

Hz. Muhammed, (s.a.v.) sonuncu ve en büyük peygamber olduğu gibi; torunu Hz. Mehdi’de, sonuncu ve en büyük halife ve müceddittir. Bu sebeple kendisine, MÜCEDDİD-İ EKBER de denir. Hz. Mehdi’ye inanmak; “KURBAN KESİLMESİ İNANCINDA OLDUĞU GİBİ, FARZ DEĞİL VACİP”tir. Ancak, şu üç hadis-i şeriften dolayı, maksat her ne olursa olsun, Hz. Mehdi’yi red ve inkâr etmek ise; kesinlik arzeden hadislerden dolayı (maazallah) insanı küfre (kâfirliğe) götürür. Birinci hadis: Mehdi’nin çıkışını inkâr eden, Muhammed (s.a.v.)e indirilen (Kur’an-ı Kerim)i inkâr etmiş olur. İkinci hadis: Kim, vaad edilen Mehdi’yi inkâr eder, yalan sayarsa “kâfir” olur. Evet, çünkü; O, Allah’ın halifesidir. Son bir hadis ile bu kısmı bitirelim. “Allah’ın emri (Kıyamet) gelinceye kadar, (yeryüzünde) galip olarak; Hakk’a destek veren bir gurup, daima bulunacaktır…”

Bu gün, bizlere düşen asli görev ise; zaten hep var olup, bir türlü bitmeyen, çok ama çok yakında ise; Türkiye de dahil, bütün Dünya’yı da saracak olan; “ Üçüncü Dünya Savaşı’nın getireceği büyük fitnesinin getireceği “KORKUNÇ TAHRİBATI VE KAOSU;” en aza indirmek için.. insanlığın gereği, topyekûn maddi ve manevi olarak; “el, iş,fikir ve gönül birliği” ile bu savaşa; yani ikinci Süfyani ve ve Deccal’i karşılamağa hazırlanmak..” bu arada, “Deccal’in geliş yolunun taşlarını döşeyen bir gurup insanların var olması” gibi, zıttı bir gurup olarak da, biz inananlara düşen görev de; “Hz. Mehdi’nin, geliş yolunun taşlarını döşemek.. O’nun, gelişini ve misyonunu, bilmeyen ve duymayanlara O’nu müjdeleyip, herkesi haberdar etmek.. bütün insanlık olarak, bir an önce, Hz. Mehdi’nin; şan ve şerefinden, ilim ve nur’undan, her iki dünya için sunduğu kurtuluş planından ve beratından nasiplenmek, kutsal vazifesine, kişisel imkânlarımız nispetinde canımız, malımız ve bütün mukaddesatımız pahasına.. katkıda bulunmak, O’nun safında yer alarak ve O’na lâyık olacak şekilde, önce Süfyani’ye sonra Deccal’e karşı; “EL, İŞ, FİKİR VE GÖNÜL..BİRLİĞİ ” ile çalışmak, hazırlanmak ve bu müjdeli haberi, bütün sevdiklerimize ve ulaşabileceğimiz bütün Müslümanlara ulaştırmak ve de herkes ile paylaşmak ve bölüşmek.!.

Kısaca özetlersek; Süfyani ve Deccal’in; dine, imana ve vicdanlara yapacağı manevi tahribatın yanında, maddi tahribatı olan; atomik, biyolojik ve kimyasal silahlarla ve bunların benzeri, diğer tahripkâr silahların, “insanlığa ve çevreye yapacağı tahribatı ve kaosu” en aza indirmenin planlarını ve programlarını vakit geçirmeden ve zaman çok geç olmadan yapmaktır. Bu büyük fitneye layık-ı vechiyle topyekûn hazırlanmaktır.

NOT: İslâm’ın bu uyarıları; Süfyan, Deccal ve deccaliyet ile Hz. Mehdi, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Hızır ile ilgili hadis-i şeriflere inananlar ile aklı, mantığı, basireti, kalp ve gönül gözü açık olanlaradır!.. (devamı için b.k.z. 13. Madde)

3) “HAZRETİ MEHDİ’NİN ORJİNAL ADI:”

Önce, bir uyarı notu ile konuya başlayalım. Edebimizin, örfümüzün, ilmimizin ve de dinimizin.. bizlere yüklediği; adap, edep ve sorumluluğumuzun, medeniyet ve kişisel hukukumuzun.. Hakk ve adaletin.. bir gereği olarak; apartmanda kapıcımıza, yolda ve iş’te arkadaşımıza, telefonda karşımızda hiç tanımadığımız halde konuşan kişiye.. eskilerin diliyle; en azından; “erkeklere EFENDİ, kadınlara HAN’ım veya yenilerin diliyle; erkeklere, BEY EFENDİ, kadınlara ise; HANIM EFENDİ.. deriz de!..” Evet, deriz.. de; “Deccal’e karşı şavaşmak ve bir büyük peygamber Hz. İsa (a.s.)ya imamlık yapma şerefi, nasip olan; Dünya’da gelmiş, geçmiş ve gelecekte yalnızca bir tek kişinin, ismine ve sıfatına, sorumluluk ve ünvanına, şeref ve şanına.. sahip olan, “MEHDİ HAZRETLERİ”ne, utanıp sıkılmadan ve çocuğumuza bile hitap edemediğimiz bir dille; yani küçümseyici bir ifade ile “mehdi” demek, en azından; yalnız, Hz. Mehdi’ye karşı değil; Allah’a, tüm Müslüman’lara ve insanın kendi kendisine yaptığı en büyük ayıp ve edepsizliktir, densizlik ve dinsizliktir!.. En azından, ya benim kullandığım ifade tarzım gibi; “HAZRETİ MEHDİ” veya “MEHDİ HAZRETLERİ” demeli, veya Hz. Mehdi kelimesinden sonra; radiyallahü anh, (r.a.) “Allah, O’ndan razı olsun veya oldu” gibi bir tanımlamalar getirilmelidir!..

O’nun adı, Mehdi’dir. (hadis-i şerif) MEHDİ ismi, “Hz. Mehdi’ye; zatının tanınması için, Resulullah (s.a.v.) tarafından geçici olarak verilmiş bir isimdir. Hz. Mehdi’nin yapacağı; işe, fiile, (misyona, vazifeye) de.. sıfat olarak, Mehdilik veya Mehdiyet denir. Resulullah (s.a.v.) “adı, adım; baba adı da, baba adım gibi olan..” dediği için, adının; Ahmet, Mahmut veya Muhammed.. olması ihtimali; kesin olmamakla birlikte, ihtimal dahilindedir. Hadis:Mehdi’nin adı Muhammed’dir.”

Hadislerle bize tanıtılan, Hz. Mehdi (a.s.) nin şahsına münhasır orijinal ismi, MEHDİ değildir. “Mehdi” ismi zatına özel bir lakap’tır. Aynen; Süfyani’nin, şahsına münhasır asıl isminin Süfyani veya Deccal’in de asıl isminin Deccal olmaması gibi. Mehdi ismi, ayni zamanda bir sıfattır ve bir yönü ile; Allah’ın boyası ile boyanmış, hakikat sırrı ile gönderilmiş, hidayete yönlendirilmiş, İslâmiyet’e ve dosdoğru istikamete sevkedilmiş.. kısaca, “HİDAYETE ERMİŞ, ve HİDAYETE ERDİREN (YOL GÖSTEREN) GÜCÜ VE KUDRETİ KENDİSİNE VERİLMİŞ, kutlu insan” anlamına gelir. Bir diğer yönü ile de; Mehdi, Hakk yolundan sapmış, yolunu şaşırmış, şeytanın kulu ve kölesi ve oyuncağı olmuş, “yaratılışını ve yaratılış sırrını unutmuş.. kişilere, pusula olandır.” Ayrıca Allah’a kul, peygamber (s.a.v.)e ümmet, hak ve adaletin, doğruluk ve selâmetin.. sevgi ve muhabbetin.. temsilcisi, imanın ve irfanın, dosdoğru bir istikametin yolunu, yöntemini ve tatbikatını gösterip.. Hakk’a ve hayra, kurtuluşa ve hâlâsa, huzura ve refaha.. götüren kişilere de, mecazi olarak mehdi denir. Ayrıca Mehdi, Allah’ın, “HADİ” sıfatının tecellisi olarak; “HİDAYETE SEVKEDEN.. Allah (C.C.) tarafından yol gösterilen ve ilâhi desteğe de sahip olan.. zulüm altında inleyen yeryüzünü; “ ADALET VE DOĞRULUKLA DOLDURACAK OLAN..” yer ve gök ehlinin, hatta; havadaki kuşların bile kendisinden razı olacakları.. malı; sayıp, hesap etmeden dağıtacak kadar..” da; bonkör, Dünya’ya; barış, adalet, mutluluk, huzur, sükûn, bolluk bereket, refah ve saadet.. getirerek; gelmesi beklenen “kutsal bir kişi” anlamlarına da gelir. Yaklaşık, hicri 1300 yıldan beri İslâm dinine, “DİN” diye sokulmuş ve biz Müslümanlara “DİN” diye yutturulmuş olan bir takım hurafeleri, batıl her türlü inancı ve uygulamaları ortadan kaldıracak ve de Hakk olan meshepleri birleştirerek, tek bir meshebe indirgeyecek olan, Hicri 14. ve Miladi 21. Yüzyılın, ayrıca da; İslâm dininin, en son ve en büyük müceddidi ve Allah’ın evliyası, ilk, son ve tek olan halifesidir.

Hz. Mehdi, çok doğru ve emin bir kişi olduğundan; Hz. Muhammed (s.a.v.)e, “Muhammed’ül Emin” dendiği gibi, kendisine Mehdiy-i Emin de denir. Ayrıca; Mehdi-i Muntazır veya Muhammed Mehdi Muntazır (yani; ümit ile yolu beklenen, gözlenen) veya Hâlâskâr da denir.

Mehdi ismi, her asırda dindeki bozulmaları yenileyen (müceddit)ler için de, mecazi olarak kullanılmıştır. Nitekim; Hz. Muhammed (s.a.v.) Afganistan savaşı ve mücahitleri ile ilgili olarak söylediği hadis-i şerif’de; “Orada, Allah’ı hakkiyle bilen insanlar vardır. Onlar; ahir zaman mehdisinin, yardımcılarıdır.” der. Bu hadis, hem; Hz. Mehdi’nin çıkış zamanının, artık çok yakın olduğunu vurgularken , hem de; Hz. Mehdi’nin ismine, “AHİR ZAMANIN MEHDİSİ” diye özel olarak ayrı bir vurgu yapması, daha önceden de mecazi olarak isimlendirilmiş başka mehdilerin, varlığına da işaret etmektedir. İşte, Ahir zamanda gelecek, bu son ve en büyük mehdiye; şeriat Mehdisi de denir.

İslâm kültüründe, Hz. Ali’ye ve Emevi halifelerine bir şeref ünvanı olarak, ayrıca bazı evliyalara da mecazi olarak mehdi dendiğinden; Hz. Mehdi’yi, bu mecazlardan ayırmak için de, kendisine “büyük Mehdi” veya Mehdi-i Ahirzaman (Ahir zamanın Mehdisi) ünvanı da verilmiştir. Dört büyük imamdan, kutup’lardan ve gavs’lardan hatta Kutb-ul İrşad’dan da daha büyük olduğunu anlatabilmek için; Hz. Muhammed (s.a.v.)den sonra da, peygamber (resul) gelmeyeceği kesin olarak bilindiği halde ve yine, Hz. Mehdi’ye vahiy de gelmeyeceği de bilindiği halde; peygamberlere gelen vahyi, “en gür sâdâ ile Dünya’nın en uzak coğrafyalarına yayacağı” ve peygamberlerin altında, fakat; Hz.ALİ ile beraber, bütün evliyaların hepsinin üstünde bir derecesi olduğunu ima etmek için, yalnız Hz. Mehdi’ye mecazi olarak; “er rasûl sıfatı ile beraber “MEHDİ-Î RASÛL” (RESULULLAH’IN MEHDİSİ) veya “MEHDÎ-İ ÂL-İ RESÛL ve HALİFET-İ RASULULLAH” (Resulullah’ın halifesi) dendiği de olmuştur. Aslında, Hz. Mehdi; ayni zamanda “HALİFETULLAH” dır, yani Allah’ın Halifesi’dir.. Ortaya çıktığında, kendisine; “EL MEHDİ” denecektir.

İlk defa, mücedditlerden, Emevi Halifesi Ömer bin Abdulaziz’e verilen mehdi ismi; İslâm ülkelerinde, Müslüman olan bazı kişilere; “İSİM (ad) olarak da” çokça konmakta ve bu isim, halk arasında sevilerek kullanılmaktadır.

Hz. Mehdi’nin gerçek ismine gelince; Allah’ı Zül Celâl Hz.leri, bu mübarek ismi, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)e bildirdiğini, Hz. Ali vasıtasiyle öğreniyoruz. Ancak: Resulullah (s.a.v.)ın, bu ismi (Hz. Ali hariç) hiç kimseye söylemeyeceğine dair; Allah (C.C.) a söz verdiği için, hiç kimseye söylemediğini de, yine ayni rivayetten biliyoruz.

4) “HAZRETİ MEHDİ’NİN SOYU VE KÜNYESİ:”

Ben, Rahman’ın kokusunu Yemen’den alıyorum…” (hadis-i şerif)

“Beni Hak ile baas eden Allah’a yemin ederim ki, şu ümmetin Mehdi’si Hasan ve Hüseyin’dendir.” (hadis-i şerif) Bir hadis-i şerif özeti, Hz. Mehdi’nin künyesi şöyledir. “… Mehdi, Kureyş’den ve ehl-i beyt soyundan gelen bir kişidir…” Hz. Muhammed (s.a.v.)in kızı Fatıma’nın oğlu Kendisi’nin ise, öz torunu) Hz. HASAN’ın soyundandır ve dolayısiyle de; soyu peygamberimiz (s.a.v.)e dayandığı için “SEYYİT’ tir.(Not: Önceleri Hz. Hüseyin (r.a) içinde seyyit dense de, daha sonra kardeşler arasındaki ayrımı kolay yapmak için, Hz. Hüseyin’in soyundan gelenlere (şerif) de denmiştir. Ancak; Resulullah (s.a.v.)ın, on ikinci torunu ve adı da, “MEHDİ” olan, altı yaşında iken bir kuyuya düşerek boğulan kişi ile bin küsur yıldır yolu beklenen Hz. Mehdi’nin hiç bir ilgisi ve alâkası yoktur. Hz. Mehdi’nin ismi; Peygamberimiz (s.a.v.) in ismine, babasının ismi de; Resulullah (s.a.v.) in babasının ismine benzer. Hadis: “ benim evlatlarımdan, “MUHAMMED BİN ABDULLAH” (Abdullah’ın oğlu Muhammed) ile Cenab-ı Hakk sünnetimi ihya eder.” Ancak; bu benzeme, bire-bir aynisi değil (benzeri ve macazi) dir. İlk ismi, bütün İslâm alimlerinin; ya doğrudan aldıkları veya göbek ismi ile anılmaları için kendi isimlerinin başına getirip ve bu isimle de anılmaktan büyük şeref duydukları, “MUHAMMED” dir. HAZRETİ MUHAMMED MEHDİ” gibi.. Hadis; “Mehdi’nin adı, Muhammed’dir”



Künyesine gelince: “Hadis-i şerif: “… künyesi de, EBU ABDULLAH olan…” dır. Hadis-i şerif: Eğer, dünyadan bir gün bile kalsa; Allah, ismi Benim ismime, ahlakı Benim ahlakıma uyan ve künyesi de “Ebu Abdullah” olan bir Reculü (insanı, kişiyi) gönderecektir.

5) “HAZRETİ MEHDİ’NİN DOĞDUĞU YER VE TARİHTE YEMEN:”

“ Ben, Rahman’ın kokusunu Yemen’den alıyorum…” (hadis-i şerif)

Hz. Mehdi hakkında kesin ve net olarak bilinenler, hadis-i şeriflerin dışında çok azdır ve bunlar da kesin olarak, net de değildir. Üstelik; bir kaçı müstesna, çok mecaz ve genel anlamda söylenen hadislere bakarak da, bir hüküm vermek çok zordur ve kêhanete düşme ihtimali yüzünden de çok tehlikelidir. Allah (C.C.) gaybi herkese açmaz. Dilediği kadar gaybi bilgiyi, kendi dilediği peygamberlerine, salih kullarına, evliyasına, ebrarına, mukarrabine.. ve Resulullah (s.a.v.) ile vahiy bittiği için de, vahyin kırkta birini de sıradan kullarına rüya yoluyla bildirir. Ben bu satırları yazarken, her şeyi açık olarak ve kaynaklarıyla ve bazan tahmin, bazan, zan (teori) bazan da hadisleri, kendi bilgi seviyemin sınırı ile yorumlayıp.. sisli bir havada ve bilmediğim bir yolda, hızlı bir otomobil sürer gibi gittim. Ancak; eldeki mevcut verileri, kullanmadan da, Süfyani ve Deccal’in dehşetinden kendimi ve çevremi de korumak ve uyarmak imkânsızdı. Ben bu bilinçle, yine de; “gelecek hakkında mevcut veriler ışığında bir fikir belirtmenin riskini ve günahına da göze alarak.. (Allah’ım affetsin, inşaallah) sizlere bu konunun ehemniyetini, elimden geldiğince sunmaya ve sizleri: Hz. Mehdi ve Hz. İsa (a.s.) konusunda müjdelemeğe, Süfyani ler ve Deccal konusunda da, kendi bildiklerimin ölçüsünde uyarmaya çalıştım.

Hatalarımdan, günahlarımdan.. “Rahman ve Rahim” olan Rabb’imin mağfiretine sığınıyor ve sizlerinde bu dileğime “AMİN” diyerek.. aldığım bu riskin, (günahın) affına yardımcı olmanızı bekliyorum. Ve bu minval üzere, Hz. Mehdi’yi; yazmaya, anlatmağa ve zannımca yorumlamağa devam ediyorum…



Hz. Mehdi, Yüzde doksan ihtimalle Yemen’de doğmuştur. Tarihi süreçte, o Yemen coğrafyası ki;

  1. Resulullah: (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde; “Ey, Allah’ım!.. Şam’ımızı (Suriye ve Türkiye) bize mübarek kıl. Yemen’imizi de, bize mübarek kıl..” diye dua etti. Şimdi, biraz düşünmek lâzım. “Neden, Mekke ve Medine, Kufe.. değil de; yalnızca, Şam ve Yemen?..” diyor?.. Çünkü; Şam genelde mecazi olarak Anadolu’yu ve Hz. Mehdi’nin hükümranlığının merkezini, Yemen ise yine mecazi olarak doğum yerini simgeler, müjdeler ve ümitsiz kalplere ümit aşılar…

  2. Rasulullah (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde; “ Ben, Rahman’ın kokusunu Yemen’den alıyorum…” diyor. Bu hadis-i şerifin içine, ayni zamanda Veysel Karani Hz. leri de girer. Ancak sadece Veysel Karani Hz. leri için söyleseydi, bir coğrafi bölge için “RAHMANIN KOKUSU” tabirini kullanmaz, şayet bir kişi için kullanılacaksa şahıs zamiri kullanırdı. Halbuki burada kişi (şahıs zamiri) değil çok daha genel ve çok daha geniş bir vasıfla ve üstelik Rahman’ın adını da değil kokusunu veren coğrafi bir bölgeden bahsediyor. O vakit bu bölge, o zamanda yaşanan bir kişi veya olayı (Veysel Karani Hz. leri) belirttiği gibi; daha sonra da yaşayacak kişi veya yaşanacak mübarek olaylardan ve bunların kutsallığının o coğrafi bölgeye yükleyeceği özel önemi belirtmek için kullanılmış övücü ve bir o kadar da bu bölgeye dikkati çekici övgülerdir. Bir coğrafi bölgeye bu kadar övgü de yalnız Veysel Karani Hz. lerini değil, daha sonra burada doğup, İslâm’a hizmet edecek çok-çok önemli şahsiyetleri vurgular.

  3. Bir başka zaman, yine “ Yemen’den, Bana; ‘ALLAH’IN AŞKININ KOKUSU GELİYOR..” diyecek kadar, (içinde yaşayan kişi veya kişiler yüzünden YEMEN) “ÇOK ÖZEL BİR KONUMA DEĞERE SAHİPTİ.” Çünkü, orada; (şimdilik bilinen) Allah’ü Teâlâ’nın “sırlarından bir sır olan ve hikmetlerinden bir hikmet olan ve yalnızca; dilediği kulunun kalbine attığı, BATIN İLMİ’nin sahibi ve zirvesi; Allah’a ve hal ehli kişilere göre VELİ, dışarıdan çıplak dünya gözü ile bakan GÖZLERİN SAHİPLERİNE İSE; DELİ bir kulu, ÂMİR OĞLU ÜVEYS veya diğer adıyla “VEYSEL KARANİ” adında, bir “deve çobanı” yaşardı. (Veysel Karani şiiri için; bkz. bu site içinde Şiir Romanı Kitabı’nın, 156 ve 157. şiirleri)

  4. Rasulullah, (s.a.v.) yine bir gün; “İman Yemen’lidir, hikmet, Yemen’lidir” diyerek,” Yemen’e ve o sıralarda Yemen’de yaşayana ve daha sonra da, adeta bunların devamı gelecek dercesine:Yemen’i o kişi ile sınırlamak ve dikkatleri o kişi üzerine çekme yerine, o bölgeye çekerek; o bölgede daha sonra yaşayacaklara da, (yaşananlara ve yaşanacaklara) dikkati çekmiş.. kısaca Yemen ismini ve Yemen’linin (Yemen’den çıkacak büyük iman şahsiyetlerinin devamının geleceğinin müjdelerini.. hadis kitaplarına böylece kaydettirmişti. Ancak, bu gün anlıyoruz ki; Rasulullah (s.a.v.) “İMAN YEMEN’lidir” derken, kimi kastetmişti? Yalnızca Veysel Karani’nin imanını mı?.. Yoksa bu topraklardan çok sonra gelecek olan Hz. Mehdi’yi mi? Veyahut da, her ikisini birden mi? (ve ayrıca, Veysel Karani Hz.leri, Hz. Mehdi’nin coğrafi bölge ve gaybi bilgi sahibi olarak, bir öncüsü ve müjdecisi miydi?) Bu sorular, Hz. Mehdi ortaya çıkana kadar, gerçekten hep mechûl kalacak. Çünkü Üveys, kendi adını alan Üveyslik makamı ile ayrıca şu hadis-i şerife de mazhar olmuş bir abidedir. “Şüphesiz ki; tâbiînin EN HAYIRLISI, ÜVEYS DENİLEN BİR ZAT’tır. O’nun bir valide (anne)si vardır. Kendisinde (ise) beyazlık (baras hastalığı) vardır. Şimdi kendisinden isteyin de, sizin için istiğfarda bulunsun.. ve “Allah, Kıyamet Günü, yetmiş bin melek yaratacak.. Üveys, onların arasında Cennet’e girecek, hiç kimse O’nu bilmeyecektir. Zira, Dünya’da kendisini halktan gizlediği için; Kıyamet’de de, O’nu Cenab-ı Hakk gizleyecektir. Bir çok kabilenin nüfusu kadar insan, O’nun şefaatiyle Cennet’e girecektir...” Çünkü O, batın ilmiyle manen, Allah (C.C.) tarafından yetiştirilmiştir. Peygamber (s.a.v.)in çağdaşı olduğu halde, kendisini bizzat görerek.. “ashab-ı kiram” da olmamasına rağmen, yine de; O’na, özel olarak, gelecek nesillere bir müsbet mânâda bir ibret olarak bırakmıştır. Ayrıca da unutulmaması ve yüksek derecesi dolayısiyle hep hatırlanması içinde, Hz. Muhammed (s.a.v.) hırkasını hediye edilecek kadar, çok özel değer vermiş ve o hırka, bu gün İstanbul’da ve de diğer kutsal emanetler gibi, Hz. Mehdi’yi beklemektedir. Bu hırka dahi; Resulullah, (as.a.v.) Veysel Karani Hz. ve Hz. Mehdi arasında çok özel bir bağlantıyı sağlayan “çok büyük bir SIR’dır” ve “bu üç müstesna ve çok özel yaratılmış kişi arasındaki görünmez ilâhi bir ilişkiye de, ayrı bir delil olmaktadır.”

  5. Hz. İsmail (a.s.) nasıl ki; Arap peygamberlik soyunun; ilki, öncüsü ve çekirdeği olması gibi; Üveys de; her yönü ile Hz.

Mehdi’nin bir ilki, öncüsü ve çekirdeği olması arasında, yine büyük bir benzerlik ve paralellik vardır. Ayrıca benzerlik ve

paralellikler yalnız bu kadarla da sınırlı değildir.



  1. Diğer bir benzerlik ve paralellik ise, Hz. Mehdi; Altınçağ’ın öncesinde, hemşehrisi ve (benim kanaatime göre) atası Üveysi gibi önceleri, halktan çok uzak ve kendisini gizleyerek yaşayacak ve hatta görevini; etrafındakilerin zorlaması ile kabul edecek, (bkz. 16. başlık) Veysel Karani gibi, Rasulullah’ın hırkasını giyinecek ve yine bir de O’nun kılıcını kuşanarak, fetihlerde bulunacak bu arada İstanbul’u da fethedecekdir. Veysel Karani, cümle evliyanın; kapısı ve bir nevi imamı; Hz. Mehdi ise; Altınçağ’ın bütün Müslüman’larının ve nüzûl edecek Hz. İsa (a.s.)ın dahi; “bir nev’i kapısı ve İMAM”ı, ünvanı ile şereflenmişlerdir. (Not: Geniş bilgi için, bu site içindeki ‘ŞİİR ROMANI KİTABI’nın, 156. ve 157. şiirlerine de bakabilir.) Ayrıca Hz. Mehdi, çağdaşı olmadığı için Resulullah (s.a.v.) görememesi gibi, Veysel Karani Hz. Çağdaşı olduğu ve kapısına kadar da geldiği halde Resulullah (s.a.v.)ı yine görememiş ve tekrar gelmesini ve görmesini ise Allah (C.C.) bizim bilmediğimiz bir sır yüzünden, annesini araya engel yaparak ashab-ı kiram olmasının önünü kapatmış ve sonuçta da, Hz. Mehdi ile yine birbirlerine benzeyen birçok benzer noktaları daha böylece ortaya çıkmıştır.

Hz. Ali, Hz. Mehdi için; “O, küçük bir yer (kasaba-belde)den değil de, büyük bir şehirdendir.” diyerek , büyük bir yerleşim merkezinde doğacağını bildirir. Halbuki; insanlardan bazısının işine, “öyle geldiği için” bazısının da “bilgisizliğinden ve düşüncesizliğinden..” dolayı, hadislerde kullanılan “ÇIKACAK” kelimesini yanlış olarak değerlendirdikleri, yorumladıkları, çok önemli bir ayrıntı ile bu bölüme başlayalım. Eğer; Hz. Mehdi’nin, “DOĞDUĞU YER” ile vazifesini ikmal etmek üzere; “ORTAYA ÇIKACAĞI YER” kelimelerinin birbirlerinden çok farklı anlamlar ifade ettiği düşünür ve bu iki kelimeyi; anlam itibariyle, birbirlerinden “iyice ayırarak, konuyu incelersek..” bu çok karışık gibi görünen konu, biraz daha kolay açıklanır ve bir çok hadis-i şerifin de, Hz. Mehdi’nin ortaya çıkışının; neden birden çok farklı yerleri işaret ettiği, böylece daha anlaşılır hale gelir.

Ayrıca, “Hz. Mehdi’nin doğduğu yer ile çıkacağı yer,” özellikle birbirine karıştırılarak.. ortaya çıkacağı yerlerden “sadece birisi” olan bir yeri; (İstanbul’u) “DOĞDUĞU YER’miş gibi gösterip;” bazı insanların, bu doğum işinin İstanbul’da olmasından dolayı, kendi nam ve hesaplarına büyük çapta şöhret ve bir takım maddi ve manevi kazançlar sağlamışlar, Mehdi’liğe ve O’nun misyonuna talip ve sahip olmaya çalışanların, yani sahte mehdilerin günümüzde de varlığına sürdürmeleri hatta bunların sayısınında bir hayli çoğaldığına dikkatleri çektikten sonra; hadis-i şerifler ışığında, konuya biraz daha açıklık getirelim.

A= “… Hicaz (bölgesinde bulunan, Mekke şehrin)dan gelip, Şam(İstanbul)da mimbere (görev yapacağı koltuğuna) oturduğunda…” Ayrıca;

B= “… O’nu (Mehdi’yi) ararlar ve O’nu, Mekke’de bulurlar…” ve ilave yeni bir hadis; “… O, Mekke’de; yatsı namazını kıldıktan sonra, zuhûr eder…” Bu ve benzeri hadis-i şerifler, bizlere; kesin olarak, Hz. Mehdi’nin doğum yerini değil; ilk defa ortaya çıktığı o bölgeyi (Hicaz’ı) ve şehrini ve bir de; o önemli ortaya çıkış günün çıkış vaktini bize bildiriyor. Bu hadisi tamamlayan, diğer hadislerde de; sonradan görev yapacağı bölgenin ve şehrin isimlerini ve sıralamasını yapıyor. Ayrıca bir başka hadiste de, aşure günü çıkacağını açıklıyor. Bunlar sırasiyle önce, içinde Mekke ile Medine’nin de bulunduğu; “HİCAZ bölgesinden çıkacağını ve görevini (misyonunu) ifa edeceği (mimberine çıkacağı yer, bölge, şehir) Şam’a (Anadolu’ya) geliş yolunu bildiriyor. Yine bir hadis-i şerifde:

C= “… hicret edeceği yer, Beytü’l- Makdis (Kudüs) dir…” diyerek; Kuzey istikametine yönelip Anadolu (İstanbul)dan önce de, bu İstanbul şehrinin yol güzergahında bulunan ve Dünya’nın en büyük “pozitif enerji çıkış merkezi ve Dünya’nın en kutsal üçüncü şehri..” bir çok peygamberin ya doğduğu veya mutlak uğrak yeri, ayrıca; Miraç hadisesinin vuku bulduğu.. ve Hz. İsa (a.s.)nın Deccal ile kapışıp.. onu öldüreceği, Kudüs’e de uğrayacağını bildirmektedir. Hadisler; buraya kadar, hep çıkacağı yerden bahsederek.. doğduğu yerden, yine hiç mi hiç bahsetmemektedir. Ancak, bir başka hadis-i şerifde; Hz. Mehdi’nin yardımcılarını sayarken: “O’nun (Mehdi’nin) yardımcıları ve O’na biat (beyat) edenler; Kufe, Yemen ve Şam ebdallarından olacaktır.” diyerek, bu defa Hicaz bölgesinden (ortaya) çıkacağı halde, Hicaz ismini hiç anmazken .. yardımcılarının çıktığı üç bölgeden birisinin de, “YEMEN”dir diyerek, bu defa farklı bir bölgeye dikkatleri çekmektedir. (Önemli not: Hz. Mehdi’nin yardımcılarının Yemen’li olmasını sebebi kendisinden önce ve Süfyani ile beraber ortaya çıkacak olan Yemani’nin arkadaşlarının da olma ihtimalini göz önünde bulundurarak yüzde yüz değil yüzde doksan Hz. mehdi Yemen’den çıkacak dedim.) Ayrıca; “İstanbul’dan çıkacak bir Mehdi’nin yardımcıları, neden İstanbul’dan da değil de, Kufe, Yemen ve Şam ebdallerinden çıkıyor ki..?”sorusunu, bu günkü sahte mehdiler, nedense hiç birisi kendisine sormuyor ve üstünde düşünmüyor ve cevap da vermiyorlar.

D= İMAN YEMEN’LİDİR. O’NLAR BENDENDİR VE BANA KAVUŞACAKLARDIR. MESAFE UZAK’DIR. YAKINDA, ‘SİZE YARDIMCI OLMAK İÇİN’ GELECEKLER, ONLARA HAYIRLI OLMANIZI EMREDİYORUM.” Bu hadisin bildirdiği bilgileri, biraz açalım: “İman Yemen’lidir,” derken; bu cümle ile a) Belki bu kelimenin aslı ve doğrusu İMAM YEMENLİDİR idi ve O zamana göre Veysel Karani veya günümüzüe bakış açısiyle Hz. Mehdi de beraberce kastedilmişti ve bir harf hatası olarak da “İMAN” şeklinde yazılarak, günümüze kadar böyle gelmiştir. Çünkü, şayet mecaz anlamında kullanılmıyorsa; bir coğrafya parçasının, bilhassa da; Mekke, Medine, Kudüs, Arafat.. gibi kutsal mekanlar dururken; coğrafi bir bölge olan Yemen’in iman sahibi olması, biraz garip bir çağrışım yapmaktadır. b) Belki de İMAN kelimesi doğrudur. Bu takdirde, hem; o tarihlerde bu beldede yaşayan Veysel Karani Hz. lerinin.. hem de; gelecekte yaşayacak veAhir zamanda gelecek olan, hem imam ve hem de önder ve de hakikat yolunu gösteren.. Mehdi-î Âzam)ın doğacağı yerin “YEMEN” olduğuna işaret etmektedir. Çünkü; Hz. Mehdi, Dünya’da peygambere imam olmuş ilk ve tek kişi olacak ve dolayısiyle de “İMAM” kelimesinin anlamını Veysel Karani’den çok daha fazla hakk edecek kişidir.



  1. “O’nlar, Ben’dendir.” derken, imam (Mehdi’yi muntazır)ın, (yardımcılarını da ekleyerek..) soyununda (diğer ) birçok hadis

de olduğu gibi) kendi soyundan geldiğini bildirmektedir.Not: Halbuki, Veysel Karani Hz. lerinin Resulullah’ın soyundan değildir ve dolayısıyla de, bu hitap da O’na değildir. Veysel Karani Hz. lerinin Resulullah (s.a.v.)ile ayni soydan gelerek akrabası olduğunu en azından ben bilmiyorum ve üstelik O’nun, yardımcıları da hiç olmadı ve (yukarıda gördüğümüz hadis-i şerife göre) hep yalnız yaşadı ve Hakk’ın Rahmetine kavuştu.

  1. “Bana kavuşacaklardır” derken, yapacakları vazifenin büyüklüğünden dolayı.. yüksek dereceler kat ederek.. vefat edince,

Cennet’te kendisine kavuşma gibi bir lütfa, dereceye kavuşacaklarını bildirmektedir. Buradan, her ikisinin de kastedildiği kesindir.

  1. “Mesafe uzaktır” derken de; iki şeyi birden vurgulamaktadır. a) Doğduğu yer olan Yemen’in, “o günün ulaşım imkanlarıyla”

kendi şehrine çok uzak bir bölge olduğunu belirtiyor ki; böylece, Hz. mehdi’nin Mekke’de doğmadığını da bu vesil ile bir

kere daha vurguluyor. Çünkü; Mekke’de doğsaydı, “mesafe uzaktır..” demezdi. b) Hz. Mehdi’nin vazifesine başlamak

için ortaya çıkacağı ve görev alacağı zamanın (yani takvim mesafesinin) çok uzak olduğunu vurguluyor ki; bu satırların

yazıldığı gün (10 Ekim) 2010 ve Hicri takvime göre 1431 yılını yaşadığımız halde henüz teşrif etmemesi de, bu sözü

(uzaklığı) teyit ediyor.


  1. “Size, yardımcı olmak için gelecekler” derken de; o günün şartlarında Hz. Mehdi’nin, (en azından) bizzat gideceği

yerlerdeki insanların bir sıkıntı ve darlık içinde ve yardım bekliyor bir halde olacaklarını bildirmektedir. Veysel Karani Hz. leri bu sözlerin muhatabı olamazdı. Çünkü Resulullah (s.a.v.) zaten yaşıyor ve her zorluğu da kendisi bizzat hallediyordu. Ayrıca, o günden zamanımıza kadar da, Yemen’den, (Mekke’lileri her yönden kurtarmaya, Veysel Karani de dahil olmak üzere)hiç kimse gelmedi. Gelenler ise günün şartlarına ve gerçeklerine bakılırsa; yardım etmek değil, belki de yardım gördüler.

  1. “Onlara hayırlı olmanızı..” mes’elesine gelince; Veysel Karani Hz. leri, gelmediğine göre) hiç tefrike düşmeden, ittifak

halinde ve elbirliği ile o gelenlere (Hz. Mehdi ve yardımcılarına) topyekûn olarak; göğüsleri, sineleri, elleri, maddi imkânları ve bedenlerini.. feda etmek pahasına da olsa; O’ na destek olunmasını emretmektedir. Veysel Karani Hz.lerinin yaşadığı zaman, kimse yardıma muhtaç olmadığı gibi, Mekke veya Medine’ye yardıma gelenler de yoktu. Sonuçta, hayırlı olmak (desteklemek) ihtiyacı hissedilmemiş ve zaten hiç kimse de, o zamanlar böyle bir faaliyette bulunmamıştı. Dolayısiyle hitap yine, Veysel Karani’ye değil, Hz. Mehdi’ye gitmektedir.

6)“ EMREDİYORUM” derken de, yukarıdaki yapılacak “ittifak halindeki yardımın, keyfe keder ve isteğe bağlı değil,

O zamanın ortaya çıkardığı zorunlu olan şartların vehametinden dolayı; Resulullah (s.a.v.)ın, neye ve kaça patlarsa patlasın,

“mutlaka ve mutlaka” yerine getirilmesi gereken bir emir olduğunu bildirmektedir. Veysel Karani Hz.leri zamanında Mekke



veya Medine’de böyle zorunluluğu gerektiren bir durum yoktu.

Çok önemli Not; Uyan! Ey, Müslüman kardeşim.. uyan!.. Bu hitap sana, bana, bize ve günümüze, çağımıza ve

de çağdaşlarımızadır!… UYAN!.. Basiretin ve gönül gözün açık ise!.. Uyan!.. Hâlâ; Nefsin, Süfyani, Şeytan ve (hadis-i şerifte adı geçen) “Şeytan’ın soyu insanlar(!) ve kelp soyundan gelen insanlar” seni hâlâ çapmadı (ruhunu, iğfal etmedi) ise!.. ARTIK, UYAN!.. Resulullah (s.a.v.) bile, seni bu mevcut gaflet uykusundan uyandıramazsa; sen kendi keyfine göre uyandığında (veya istemeden uyandırldığında) artık iş işten çoktan geçmiş ve sen Süfyani’nin veya Deccal’in eline düşmüş ve Cehennemin dibini boylamış olursun. O zaman, sana yazık olmaz mı? Halbuki sen, ne büyük görev ve sırları çözmek için, nekadar mükemmel bir şekilde yaratıldın!.. Seni; “ Hz. Mehdi’ye inanmakdan, O’nun yoluna hizmet etmekden alıkoyan şey nedir?” kendini düşünmüyorsan, kendi çocukların düşün, lütfen biraz biraz düşün!.. Düşün, uyan ve silkin artık!..
  1   2   3   4   5   6   7


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət