Ana səhifə

Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası (mess)’in kuruluşunun 50. yılında Profilo Holding’in patronu Jak V. Kamhi’nin, Maden-İş’e ve onun eski Genel Başkanlarından Kemal Türkler’e saldırgan ve hakaret içeren bir konuşması


Yüklə 24.14 Kb.
tarix27.06.2016
ölçüsü24.14 Kb.
Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası (MESS)’in kuruluşunun 50. yılında Profilo Holding’in patronu Jak V. Kamhi’nin, Maden-İş’e ve onun eski Genel Başkanlarından Kemal Türkler’e saldırgan ve hakaret içeren bir konuşması, MESS’in Nisan 2010 tarihli İşveren gazetesinde yayınlandı. Kemal Türkler’in katledilmesinden sonra, Maden-İş Sendikasında Genel Başkanlığa getirilen Mehmet Karaca, Jak Kamhi’nin konuşmasına yazılı bir yanıt verdi.

Jak KAMHİ’nin konuşmasına eleştiri
JAK KAMHİ’NİN BAŞININ ÜSTÜNDE

KEMAL TÜRKLER HAYALETİ Mİ DOLAŞIYOR?

1848 yılında Karl Marks Manifestoyu yazarken; “Avrupa’da bir heyula kol geziyor” diye başlıyor yazısına. O yıllarda Avrupa’da başta sanayi burjuvazisinde, dini ve diğer egemen çevrelerde, bir komünizm öcüsü (korkusu) başlayınca, Marks ta manifestoyu kaleme alırken böyle bir girişle başlamış yazmaya.

Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası, (MESS)’in kurucularından, Profilo Holding’in patronu Jak Kamhi, MESS’in kuruluşunun 50.ci yılı nedeniyle yaptığı konuşmada, sendikamız Maden-İş ve bir suikasta hayatını kaybetmiş olan, Genel Başkanı Kemal Türkler e ilişkin saldırgan bir dille karalama ve geçmişte yaşanan olayları çarpıtmada bir mahsur görmemiştir.

Jak Kamhi konuşmasında, “Yıllar boyunca koyu solcu bir sendika olan Maden-İş’le mücadele ettik. Başkan Kemal Türkler bazı ikili görüşmelerde maksatlarının mevcut düzeni yıkarak yerine Türkiye’de Marksizm’i yerleştirmeyi amaçladıklarını ifade ediyordu.” Diyerek Kemal Türkler e atıfta bulunuyor.

Kemal Türkler 1961 yılında kurulan Türkiye İşçi Partisi’nin kurucusu ve ilk yöneticilerindendir. 1967 yılında Disk’in kurucusu ve ilk Genel Başkanlarındandır. 1954, 1980 yılları arasında 26 yıl Maden İş Sendikası nın Genel Başkanlığını yapmıştır. Kemal Türkler sosyalist bir düzenden yana olduğunu her zaman ifade etmiştir. Ama Marksist bir rejim veya diğer bir tanımlama ile komünist bir rejim amaçladığına bugüne kadar söylem ve eylem olarak tarafımızdan tanık olunmamıştır. Böyle düşündüğü kabul edilse bile Kemal Türkler’in bu konuyu konuşacağı kişi her halde Jak Kamhi olmazdı.

Öyle anlaşılıyor ki, Bay Kamhi aradan bunca yıl geçmiş olmasına, hızla küreselleşen dünya da bir çok şey değişmiş olmasına rağmen konuşması “kin ve nefretle” dolu. Bay Kamhi bugünde o yılların soğuk savaş mantığı ile olaylara baktığını gösteriyor. Kafasında bir Kemal Türkler, Maden-İş “heyulası” nı, (öcüsünü), korkusunu atabilmiş olmadığını gösteriyor durumu.

İkinci dünya savaşı sonrası faşizmin Avrupa da yenilgiye uğratılmasından sonra, eminim ki Bay Kamhi de yaşamı ve özgürlüğü açısından sevinenler arasında olmalıdır. Ancak yaşam ve özgürlük insan hakkıdır, herkes içindir ve evrenseldir. Hayatın her alanına uygulanabildiği ölçüde de yaşamın kalitesi yükselir.

Ancak savaş sonrası dünyada esen yeni özgürlük rüzgarlarından Bay Kamhi rahatsız olmuşa benziyor. Bay Kamhi, Ülkemizde 1946, 1947 ve takip eden yıllarında kurulan sendika ve sol siyasi partileri o günkü Sovyetler Birliğine bağlaya bilmektedir. Çünkü konuşmasında: “Sovyet Rusya programında Türkiye’i de kendi hakimiyeti altına alma gayesini belirlemişti. Türkiye’mizde de bu konuda teşkilatlanmışlar ve Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, kendilerinin sempatizanı partiler ve sendikalar kurdurtmaya başlamışlardı” diyerek hem Avrupa da, hem de Türkiye de ki sol siyasi partiler ve sendikaların özgürce kendi iradeleri ile kurulmasını o günkü Sovyetler Birliğinin, “emir ve yönlendirmeleri” ile kurdurulduğunu iddia anlamı taşımaktadır bu durum. Bu Türkiye soluna ve onun aydınlarına, 1946 ve 47 yıllarında sendikamızın kuruluşunda da yer alan yiğit işçi önderlerine haksızlık ve saygısızlıktır.

Bay Kamhi olaylara şaşı bakmaktadır. Böyle bakınca da çokça sözünü ettikleri, çalışma yaşamında “iş barışı” bir türlü sağlanamamıştır.

1963 yılında Sendikalar Kanunu ile Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu çıktıktan sonra ki, ilk toplu iş sözleşmelerinde (1963, 64, 65) ve daha sonra ki yıllarda devam eden iş uyuşmazlıklarının temelinde bu çarpık bakış ve işverenlerin hegemonyacı anlayışı neden olmuştur uyuşmazlıklara. Her şeyi kendilerinin belirleme isteği işyerlerinde çalışma barışını sağlayacak demokratik bir ortamın oluşmasına olanak vermemiştir.

Bay Kamhi, konuşmasında diyor ki; “önceleri 35 kişi olan kadromuz giderek 50, 70 kişiye vardığı sıralarda Sendikalar Kanunu çıktı. Maden-İş bir gayrimüslime ait tesiste daha etkin oluruz düşüncesiyle Profilo’ya el attı. Başkanları Kemal Türkler di . Her akşam çıkış saatinde fabrikamıza gelerek işçilere konuşma yapıyor, temsilcileri ele geçirerek baskı uyguluyordu.”
Kamhi’nin sözünü ettiği, Kemal Türkler’in, işçilere, temsilcilere nasıl bir “baskı” uyguladığı sözünü, 35 işçi ile başlayıp 8500 işçiye çıkaran Profilo patronundan değil de, işçinin kendisinden duymak herhalde daha inandırıcı olurdu. 1980 de evinden çıkıp Sendikaya giderken faşist kurşunlarla katledilen Kemal Türkler, işçilerin ve tüm çalışanların nezdinde, “işçinin hak ve menfaatleri ve ülkede demokrasinin gelişip yerleşmesi ve güçlenmesi için yiğitçe mücadele veren bir işçi lideri idi.”

Bay Jak, sınıfsal iç güdüleri ile Kemal Türkleri sevmeye bilir, ama 30 yıl önce hunharca katledilen ve bir zamanlar elini sıktığı Kemal Türkler’e saygılı olmayı beklemek acaba bizim için fazlamı iyimserlik olurdu!

Kamhi konuşmasında, “Maden İş bir gayrimüslime ait tesiste daha etkin oluruz düşüncesiyle Profilo ya el attı” diyor.

Ahlaki olmayan bir tespit ve değerlendirme bu. Ve de gerçek dışı. 1947 de kurulan Sendikamızın örgütlenme anlayışında hiçbir dönem üye kaydedeceği işçinin din, mezhep, cinsiyet, ırk ve milliyet gibi unsurlara bakılmadığı gibi, örgütlendiğimiz işyeri patronunda, Müslümanlığına ve gayrimüslim olmasına bakılmamıştır. Sendikamız hem işçi, hemde işveren ilişkilerinde enternasyonal bir anlayışa sahipti. Kamhi’nin sözünü ettiği yıllarda Sendikamızın örgütlülüğü sadece Mecidiyeköy de Profilo dan ibaret değil, değişik işverenlere ait İstanbul’un bir çok semtinde, Eyüp, Topkapı, Bakırköy, Kartal, Tuzla ile, Kocaeli, Gebze, Ankara, İzmir, Karabük, Ereğli gibi il ve ilçe sınırları içersindeki işkoluna dahil işletmelerde de örgütlenmiştir.


Bay Kamhi diyorki; “işçilerimize karşı yakınlık gösterirdik, içinde bulunduğumuz şartlara göre çağdaş bir yönetim tarzımız vardı. İşlerine daha çok bağlı olmaları için yıllık karın %5 ini yönetici ve işçilere ayırma ve dağıtma uygulamasına başlamıştık…. Bizden işçilere uygulanan kardan %5 prim sisteminin kaldırılmasını istediler ve bunun kendi amaçlarına hizmet etmediğini ifade ettiler.”

Bay Jak,

Siz MESS’in kurucularındansınız. Bununla gururlanmak hakkınız. Bahsettiğiniz yıllara ilişkin, “çağdaş bir yönetim anlayışınız” olduğunu söylüyorsunuz. Ancak bunu söylemeniz, kimi işyerlerinde işçilerin zorunlu ihtiyaçları için tuvalete marka ile gönderildiğini unuttururmu? Bugünkü genç nesil bu durumu garipseyebilir. Ama bunlar sendikal mücadele içinde yaşandı, görüldü ve bir yerlere yazıldı. Geçmişte yaşanan bu ve benzeri uygulamaları, yazılanları

çağdaş yönetim anlayışımız vardı” demekle yaşanmamış sayamazsınız.

1963 yılında Toplu İş Sözleşme yasası yürürlüğe girdikten sonra Sendikamız Maden-İş ile yaptığınız ilk Toplu sözleşmelere bakarsanız, prim sisteminde oran değişiklikleri dışında, konunun söylediğiniz gibi olmadığını göreceksiniz.

Ayrıca bu konunun sizin konuşmanızda dile getirildiği şekliyle gidersek çok tartışılacak yanları vardır.

Siz çalışanların işlerine daha çok “bağlı” olmaları için bu pirim uygulamasından bahsediyorsunuz. Bu “bağlılık” göreceli bir kavram. Hoş bir tabir olmadığı gibi birde kim belirleyecek bu bağlılığı. Pratikte karşılaştığımız bir çok insani ilişkilerde sübjektif yanlar ağır basabiliyor.

Bu tür uygulamalarda karşılaştığımız hep şu olmuştur. Primden yararlanacaklara uygulanacak kriterler neler olacaktır? Kim belirleyecektir. Konuşmanızın bütününe de yansıdığı üzere, “patron benim, her şeyi ben belirlerim” anlayışı sizde egemen bir anlayıştır. Burada bir diğer sorun, yöneticiler, yani yüksek ücretliler. Bu prim sisteminde maaşa orantılı bir yüzde uygulandığında, düşük ücretlilerin prim geliri çok cüz i kalabiliyor, bu durum ise işyerlerinde huzursuzluğa neden oluyordu.


Kamhi’nin konuşmasında üzerinde durduğu konulardan biride 1976 yılı Eylül ayında fabrikada yaşanan işçilerin direnişi olayıdır. Kamhi diyor ki; “fabrika içine soktukları bazı militanlarla işçiye baskı yapıyor, üretimi baltalıyorlardı. Bizi tutan işçiler sayesinde 10 militanı tespit ederek işlerine son vermemiz üzerine fabrikada oturma grevi ve işgal eylemine giriştiler.”

1976 yılında bu eylem sırasında işyerinde sendika Baş Temsilcisi olan Hasan Ustaoğlu eylem sonrası Disk dergisi ile yaptığı bir mülakatta olayı özetle şöyle anlatıyor.

“Profilo patronu, 4, 5 yılda bir, iş yerinde sınıf bilinci gelişmiş, sendikanın aktivisti olmuş işçileri işten çıkarmayı prensip edinen bir anlayışın sahibidir. 1970 yılında 15, 16 Haziran olayları sonrasında işyerinden 350 işçi işten çıkarıldı, DGM direnişi sonrasında ise 18 işçinin işine son verilmek istendi. Ertesi gün işçiler bu 18 işçiyi de yanlarına alarak içeri girdiler ve işbaşı yaptılar, Fabrika yönetimi işyerine polis çağırarak 18 işçiyi zorla işyerinden çıkartmak istedi. İşçilerinin bu 18 işçiyi polise vermemesi üzerine, polis panzerlerle takviye edilerek fabrikada işçilere saldırıya geçti. İşçiler fabrika binasının çatılarına çıkarak kendilerini savundular. Polisin silah ve gaz bombası kullanması sonucu Yakup Keser adında bir işçi arkadaşımız yaşamını yitirdi. Buna rağmen işçiler polise teslim olmadı. Bilahare polis geri çekildi, jandarma geldi. jandarma albayı ile yapılan görüşme sonrası askeri araçlara binerek fabrikayı boşalttık. Albayın kendilerini polise teslim etmeyeceğine ilişkin söz vermiş olmasına rağmen, askeri araçlarla Gayrettepe de ki emniyet müdürlüğü binasına götürüldük.”
Bu eylemde üzerinde durulması gereken birden çok konu var. Her biri üzerinde ayrıntılı tartışmalar yapılabilinir, sonuçlar çıkarılabilinir. Ancak patron Jak Kamhi’nin söylediklerinden iki konu üzerinde durmak gerektiğini düşünüyorum.

Kamhi diyor ki, “fabrika içine soktukları bazı militanlarla işçiye baskı yapıyor, üretimi baltalıyorlardı.” Bu yaklaşım işçi eylemlerini ele alırken, değerlendirirken bir çok işverenin işçi sendikasını “suçlamak, zan altında bırakmak” kolaycılık oluyor ve de olaylara doğru teşhis koymada kendilerini de yanıltıyorlar. Sendikanın tarihinde “taşaronculuk” yoktur, hiçbir zaman da olmamıştır. Böyle bir durum gerçek olmadığı gibi, üretim içersinde işçinin süreç içinde ki, sınıf şuuru, örgütlü olma anlayışında ki gelişme, kolektivizm anlayışı, birlikte davranma. Bunların hepsi işçi de nitel gelişme, karar ve eylemlerinde kalitenin yükselmesini getirir. Bir çok işveren zannediyor ki, işçi bu seviye ye gelemez, eğer bir eylem kararı alınmışsa Kamhi’nin söylediği mantıkla, “ dışarıdan bazı militanlar içeri sokularak bu eylem yaptırılmıştır.” Bu anlayış abesle iştigal, kör bir anlayıştır.

Yine Kamhi’nin konuşması içersinde, “bizi tutan işçiler sayesinde 10 militanı tespit ederek işlerine son verdik.” İşte Kamhi’nin “çağdaş” yönetim anlayışı bu.

İşyerinde işçiler arasında, “beni tutan, tutmayanlar” diye ajanlar kullanacaksın. Bu yaklaşım ve anlayış işyerinde işçiler arasında huzur bırakır mı? Yani böl ve yönet taktiğinden başka nedir bu durum.


Bay Kamhi konuşmasının bir yerinde; “Bu arada acı bir kaybımız oldu. Eylemi durdurmak isteyen işçilerden birini katlettiler.” Diyor.

Kim katletti Bay Jak?



EL İNSAF BAY JAK, EL İNSAF. Polis bugüne kadar kendisinin karıştığı her toplumsal olayda ölen yada yaralanan odlumu baş vurduğu yöntemlerden başlıcalarından birine baş vuruyorsunuz. Kendiniz olayın böyle olduğuna inanıyorsanız, görmüşsünüz ve tanıksınız demektir. O vakit bu olaya mahkemede tanıklık yapmalıydınız. Şayet panzerlerle fabrikaya giren polis size bu bilgiyi verdiyse, bu iddiaya biraz şüphe ve soru işareti ile bakmanız gerekmezmi?

34 yıl sonra olaya böyle iddia ile yaklaşıyorsunuz. Burada bir insanın can kaybı söz konusuydu. Katilin kim veya kimler olduğunu bilipte bugüne kadar sustuysanız sizde suça iştirak etmiş olmuyormusunuz Bay Jak.


Jak Kamhi’nin bu konuşması ve konuşmasının MESS gazetesinde yayınlanması, son yıllarda çokça sözünü ettikleri, “diyalog, uzlaşma, işbirliği” anlayışı ile ne ölçüde bağdaşıyor, onu da MESS yönetimi değerlendirsin.

Mehmet KARACA


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət