Ana səhifə

Avrupa’nın son Amerika macerası


Yüklə 8.77 Kb.
tarix25.06.2016
ölçüsü8.77 Kb.
Avrupa’nın son Amerika macerası,

1832 Senesin sıcak bir 6 Temmuz günü dünyaya gelen bebek daha doğumuyla birlikte bir sürü unvanla anılır olmuştu. O artık Avusturya İmparatorluk prensi ve aynı zamanda Macaristan ve Bohemya krallıkları prensiydi,kardeşi de zaten Avusturya İmparatoru olacak olan FRANZ JOSEP idi. (Tanrı hiçbir insanı bu kadar şanslı yaratamazdı diye düşünüyorsanız yazıyı sonuna kadar okuyun)) Genç prens Deniz subayı olarak yetiştirilmişti ayrıca bilim adamıydı ve sanata hem kabiliyetli bir asildi. Belçika prensesi CHARLOTTE ile yaşadığı büyük aşkı mutlu bir evlilikle sürdürmekteydi. İtalya-Avusturya savaşlarında deniz cephesinde ateşten vaftiz edilmiş ve liderliği ile kahramanlığı dost ve düşmanda hayranlık uyandırmıştı. Liberal görüşlerinin ve İtalyanlarda uyandırdığı saygının bir işareti olarak en sorunlu Lombardiya bölgesine kral naibi olarak yollanmıştı. Ama İtalya bağımsızlığını alma yolunda kararlı ve kanlı adımlar atmaktaydı. İşler tersine dönünce prens Maksimilyen hiçbir demokrat seçilmişin gösteremediği cesaret ve sağduyu içinde makamını terk etmiş ve emekli olmuştu(1859).

Tarih baba onun için başka şeyler düşünüyordu..

Aynı yıllarda Atlantiğin ötesinde bir zamanların uygarlık beşiği bir ülke iç savaşlar ve kaos içindeydi; Meksika Amerika dan yediği dayağın etkisinden hala kurtulamamıştı bütün Teksas ve Kaliforniya gitmiş ülkenin refah düzeyi alt-üst olmuştu siyasi kararsızlık, ve yolsuzluk diz boyuydu askeri diktatörlükler ülkeyi iflasın eşiğine getirmişlerdi Meksikalı Monarşistler çözümün Avrupa da olduğunu düşünüyorlardı, dünyaya her şekilde yön veren Avrupa değil miydi? Avrupa yaşam biçimi,ekonomisi,askeri yapısı,siyasi tarzı örnek alınmıyor muydu? Avrupa’ya giden bir grup Monarşist, uygun bir kral adayı aramaya başlamışlardı. Ünlü ama işsiz Maksimilyen en uygun adaydı,kahramandı,asildi,sanat ve bilim adamıydı kısaca Avusturyalı prens Avrupa her demekse adeta oydu..Ama bir tuhaf huyu vardı asil olarak dünyaya gelmesini bir kutsal görevin gereği sayıyordu –ha o görev ne derseniz, halkına hizmet idi! Aynen bugünkü seçilmişler gibi !!!- Meksika onun ait olduğu toprak değildi ve Meksikalıların onu isteyip istemediğini bilmiyordu.

Tam da o günlerde Meksika da BENİTO JUAREZ isimli bir başkan -liberal mantıklı,demokrat kafalı aydın ve Kızılderili kökenli- iktidardaydı. Ülke dış borç batağı içinde kıvranmaktaydı ve Fransa İngiltere ve İspanya Meksika’dan alacaklı ülkelerin başında geliyordu JUAREZ dış borçları ödeyemeyeceğini açıklayınca kıyamet kopmuş ve üç ülkenin askerleri Meksika gümrüklerine el koymuştu,ne kurtarılabilinirse onu kurtarmaktı ilk amaçları, ama Fransa biraz daha art niyetliydi İngiltere ve İspanya usulca alacaklarından vaz geçip çekip gitmişlerdi ama Fransa gitmemiş ve Meksika’nın başkenti üzerine yürümeyi tercih etmişti,yalnızca alacaklarının tahsili değildi söz konusu olan, hazır Amerika kendi kanlı iç savaşına dalmışken yeni fetihler peşindeydi Fransa’nın başında ki efsane İmparator Napolyon’un yeğeni olan hazret 3. Napolyon.Maksimilyenin Meksika İmparatoru olması onun da işine gelirdi,ama prens nasıl ikna edilecekti,nasıl yıllar sonra bir Ortadoğu ülkesinde ‘demokrasilerde çare tükenmez’ denmişse o günlerde de Meksika da bir çare bulunmuş ve halk oylaması yapılmasına karar verilmişti. Yalnız bütün oy sandıkları Fransız askerlerinin denetiminde ‘emniyete’ alınacaktı bu ince detay Avusturyalı prense şimdilik söylenmeyecekti.

Maksimilyen şaşırmıştı bütün Meksika onu İmparator olarak ülkelerinin idaresinde görmek istiyordu. Bu orta Amerika ülkesine gitmekte ki esas neden ise Prensin çok iyi bir Botanikçi olmasıydı bu vesile ile bölgedeki araştırmalarını yürütebilirdi.



Böylece altı yıl sürecek uzun bir iç savaş sürecekti,JUAREZ hiçbir ara bulucu formülü kabul etmeyecek ve direnebildiği yere kadar direnecekti.(bu arada kendisine ülkenin başbakanı olarak birlikte çalışmayı teklif eden imparatoru ret edecekti, tıpkı Ertuğrul Günay gibi)Ama bu arada Amerika iç savaşı bitmişti ve güney komşularında ki Fransız varlığından rahatsız olan WAŞİNGTON kibarca Fransa’dan askerlerini ‘derhal’ çekmesini istemişti.Oyun bitmiş ve kaybedilmişti Fransa Meksika’yı terk ederken Maksimilyene durumu bildirmiş ve onunda tahttan feragat etmesini istemişti. Ama imparator az da olsa kendisine inananları kaderleriyle baş başa bırakamazdı,aristokrat kanı buna izin vermiyordu.Kalacak ve kaderiyle yüzleşecekti doğduğunda yeryüzünün en şanslı prensi bir idam mangasının karşısında hüzünlü hayatını noktalamıştı.(üstelik idam mangasına yüzüne ateş etmemeleri için verdiği yüklüce bahşiş de işe yaramamıştı,iki asker beynini uçuracak şekilde nişan almıştı) BENİTO JUAREZ ise Amerikanın desteğinde ülkesine ölçülü bir çeki-düzen getirebilmişti.Sosyal adaletçi siyasi partilerin fikir babalarından biri olacak olan Meksikalı bu başkan yıllar sonra bir İtalyan anne-babanın çocuklarına onun ismini verdiklerini iyi ki görmeyecekti: O çocuk BENİTO MUSSOLONİ olarak tarihe isim babasından çok farklı bir manada yazılacaktı.Haftaya.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət