Ana səhifə

Yine uzun bir aradan sonra tekrar merhabalar… Bu hafta sizlere Şikago seyahatimden bahsetmek istiyorum biraz


Yüklə 7 Kb.
tarix25.06.2016
ölçüsü7 Kb.
Yine uzun bir aradan sonra tekrar merhabalar… Bu hafta sizlere Şikago seyahatimden bahsetmek istiyorum biraz.

Şikago’ya, orada yaşayan dayımın piyanist kızının düğünü için bütün kuzenlerle beraber gittik. Oldukça eğlenceli ve hoş sohbetlerle geçen dolu dolu bir seyahat oldu hepimiz için. Ani bir kararla düğün öncesi kuzenimize kına gecesini dahi yaptık ve Amerikalılara bu konuyla ilgili gelenek ve göreneklerimizi az da olsa gösterebildik. Her ne kadar her şey Türkiye’de olduğu gibi tam usulüne göre olmasa da, oldukça güzel bir kına gecesi gerçekleştirdik doğrusu. Mesela, Şikago’da Türk kınası bulamadığımız için Hint kınasıyla işi idare ettik. 3 gün sonra da düğününü yaptık ve düğünde Amerikalıların bilmediği takı merasimini yapmayı da ihmal etmedik tabii ki. Kuzenimizden, düğün sonrası aldığımız bilgilere göre, herkes bu düğünün çok farklı olduğunu ve Amerika’da böyle bir düğüne hiç katılmadıklarını söylemiş birçok davetli… Eeee, bize de bu yakışır, değil mi ama?


Gelelim İllinois eyaletinin ticaret merkezi olan Şikago’ya… 500 milyar dolar civarında milli geliri ve 78 milyar dolar civarında ithalat hacmiyle önemli bir lojistik ve ticaret merkezi olan Şikago Michigan Gölü kıyısında yer alıyor. Nüfusuna bakarsak eğer, Amerika’nın üçüncü büyük şehri…


8 Ekim 1871 yılında büyük bir yangın çıkmış Şikago şehrinde ve tüm şehir yanmış. Akşam saatlerinde Patrick ve Catherine O’Leary’nin çiftliğinden alevler yükselmeye başlamış. Yangının çıkış nedeniyle ilgili türlü türlü fikirler üretilmiş ama bunların en meşhuru O’Leary’lerin ineğinin, o zamanlar aydınlatma için kullanılan gaz lambasına çarparak devirmesiymiş. Ekim ayı olmasına, koca bir gölü ve gür nehirleri bulunmasına ve Şikago’da sıkça yangınlar çıktığından bu konuda tedbirli olunmasına rağmen, alevler kısa zamanda bütün şehri sarmış. İtfaiyeciler hızla yayılan yangını söndürmek için çok uğraşmışlar ve sonunda yorgun düşmüşler. Büyüyen yangını kontrol altına almak için hiç güçleri kalmamış. Alevler doğu ve kuzeye doğru yayılmış. Tahta yapılar, evler, dükkanlar, işletmeler hemen her şey hızla yanmış. Halk çareyi göle koşarak kendilerini suya atmakta bulmuş ama yinede bu faciada ölen sayısı o günkü nüfusa göre yüksek olmuş. Yangının başlangıcından iki gün sonra 10 Ekim’de yağan yağmurun yangının sönmesinde büyük yardımı olmuş. Bu tarihte Chicago tamamen yanmış ama, ayakta bir tek su deposu olarak kullanılan ve taş binadan olan iki kule kalmış. Şikago’nun kalabalık Michigan Caddesi üzerinde bugün de dimdik duruyor bu iki kule. Ve en güzeli de yangının dahi yok edemediği bu kulelerin aynen korunmuş olarak bugüne kadar gelmiş olması. Her tarafı dev binalarla çevrili olan gotik kuleler “Biz bu şehrin eski temsilcileriyiz ve farklıyız” der gibi duruyor adeta... Bir şey daha kalmış yangından… Ne mi? Şikago’da evlerde kullanılan göl suyundan arıtılmış olan suyun, o gün bugündür bedava olarak halka verilmesi... Yangın sonrasında şehir sıfırdan başlayarak yeniden kurulmaya başlanmış. Louis Sullivan, Daniel Burnham, Frank Lloyd Wright, Helmut Jahn gibi dönemin usta ve ünlü mimarlarına teslim edilmiş şehrin yeniden tasarlanması. Yapılarda çelik kullanımının yaygınlaşması, birçok teknoloji ve sistemin geliştirilmesi birbiri ardına inşa edilen gökdelenlerin hızla artmasına yardımcı olmuş. Şimdi ise şehir gökdelenlerle, renkli sokaklarla ve parklarla donatılmış. Ayrıca, uzun süre dünyanın en uzun binası olarak anılan 103 katlı Sears Tower da bu şehirde bulunmakta.




Devamı Haftaya…


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət