Ana səhifə

Yazıya. " Yine bir zaman aralığı ve yine yollardayız, mutlu ve heyecanlı "


Yüklə 132.14 Kb.
səhifə2/4
tarix27.06.2016
ölçüsü132.14 Kb.
1   2   3   4

Polonezköy
Ülkelerinin 1842'de işgal edilmesiyle, mücadelelerini yurt dışında sürdürmek isteyen bir gurup Polonyalı'nın kurduğu ve adlarını verdikleri tabiat ve yaşam diyarı. Binbir çeşit ağaç ve bitki türüyle gelenleri kendisine hayran bırakıyor.
Polonyalılar'ın ağırlıkta olduğu köyde, farklı bir kültür ve hayat tarzının da yansımalarını görebilirsiniz, ve camping alanları özellikle hafta sonları için idealdir. Güzelliği dillere destan bölge, Mustafa Kemal Atatürk'ün yanısıra Franz List, ünlü ressam Gustave Flaubert ve daha bir çok ünlü ismi ağırlamıştır. Dünyaca tanınan sopranomuz Leyla Gencer de burada doğmuştur.   


Ulaşım: Popüler bir yer olması avantajıyla bir çok noktadan ulaşım imkanına sahiptir. Kavacık-Çavuşbaşı üzerinden tabelaları takiben gidilebileceği Beykoz-Riva ve Alemdağ-Şile istikametinden de karayolu mevcuttur.

İki adım ötede bir Polonya köyü



Adı hafta sonu tatili olan bir tatiliniz var ama topu topu bir gece bir gün diyelim, "Kaçmak lazım İstanbul'dan, sıkışıp kaldık buralarda" da diyorsanız çözüm burnunuzun dibinde. Kavacık çıkışından 12 kilometre uzaklıktaki Polonezköy, doğası, tarihi ve adeta başka bir dünya oluşuyla sizi İstanbul'dan işlerden, sıkıntılardan koparacak.

Polonezköy, Osmanlı İmparatorluğu'nun, Rusya, Avusturya ve Prusya'nın Polonya'yı işgal edip paylaşmasını kabul etmemesiyle gelişen Türk – Polonya dostluğunun bir simgesi adeta. 1842 yılında tarım kolonisi olarak Polonyalı Prens Adam Czartoryski'nin girişimleriyle, çoğu Polonya topraklarından gelip Rus ordusuna zorla alınan ve kaçan askerlerden oluşan 12 kişiyle kurulan köy, Adampol adını aldı.

Tarım, hayvancılık derken zaman içinde gelişen ve Türkiye'de ev pansiyonculuğunun yapıldığı ilk yerlerden biri haline gelen Polonezköy'de bugün, eski orijinal yapısını koruyan çok fazla yer yok. Hatta Türklerle evlene evlene saf Polonyalı özelliğini kaybetmiş olanlar da çok ama köyün havasındaki "Başka bir yerdeymiş" hissi baki.

Alt katı restoran, üst katı pansiyon olarak hizmet veren Polonez evlerinde Polonya ve Türk mutfağı başta olmak Avrupa'nın değişik yörelerinden yemekler yapılıyor. Bölgenin en meşhur lezzeti kestanesi, cevizi ve hemen her yerde bulabileceğiniz ev yapımı reçel ve likörleri. Polonezköy'e Kiraz Festivali sırasında (Mayıs sonu – Haziran başı gibi düzenleniyor) giderseniz, Polonya'dan gelen folklor ekibi eşliğinde yaklaşık bir hafta boyunca yapılan eğlenceleri izleyebilirsiniz. Yazın ayrıca pazar günleri ana yola kurulan pazarda incik boncuk satılıyor ve de meydanda at kiralanıyor.





Gezilebilecek yerler
Oralara kadar gitmişken Anı Evi ve bugün pek kullanılmayan kiliseyi gezmeyi es geçmeyin. Anahtarı Leonardo Restoran'ın sahiplerinde duran Anı Evi, bozulmadan korunabilmiş bir Polonezköy evi. Osmanlı Ordusu tarafından I. Dünya Savaşı sırasında karargah olarak kullanılan kiliseyi gezmek ise biraz da şansınıza bağlı, belki açıktır denemekte yarar var!

Belki de başınızı alıp yürümek istersiniz. Mevsim kış ise aman köpeklere dikkat, saldırmadılar ama tüm köyü harekete geçirecek kadar çok havladılar! Korunun içinden yürüyebileceğiniz gibi yol kenarından da yürüme alternatifiniz var.






Lokanta ve konaklama yeri alternatifleri
Aslında Polonezköy'de hemen her ev lokanta ve pansiyon olarak hizmet veriyor. Bazıları son restorasyonlarla oldukça lüks olsa da klasik halini koruyanları da bulmak mümkün. Birkaç alternatif önermek gerekirse meşhur Leonardo Restoran ve Polka Hotel'i son geçirdiği restorasyonla çok şık ve lüks mekanların arasında sayabiliriz. Geleneksel halini koruyanlardan bir örnek de Stella'nın Evi. Altı restoran üstü pansiyon olan Stella'nın Evi'nde yemekler odun ateşinde pişiyor.

Resmi kaynaktan Polonezköy'ün (Adampol) tarihi
Osmanlı toprakları, Polonyalı siyasi göçmenlerin sığınağı haline geldi, özellikle 1831 savaşından, 1848 Macar ayaklanmasından, Kırım Savaşından ve 1863 Ayaklanmasından kaçan askerlerden oluşturan kitleler Türkiye himayesinde yaşamak için güven yeri buldular...





Nasıl gidilir?
En kestirme yolu Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nden sonra ilk sapak olan Kavacık yolundan gitmek. Kavacık mevkiini geçtikten 1 km. sonra sola dönüp daha sonra Acarlar sitesinden sağa dönerek yolu takip edin, sizi Polonezköy'e götürüyor.
Köye ulaşabileceğiniz diğer yollar ise;

 Beykoz üzerinden Toygar'a, oradan Mahmut Şevket Paşa'ya, oradan da Üçpınarlar mevkiinde güneye yönelerek ulaşabilirsiniz.



 TEM'in "Ümraniye Sarıgazi" çıkısından Eski Şile yolu istikametine yönelip, Alemdağ'a gelindiğinde Cumhuriyet köyü doğrultusunda ilerleyip, Cumhuriyet Köyü'ne gelindiğinde de sola dönerek ulaşabilirsiniz.









NASIL GİDİLİR?AĞVAYA
İstanbul'dan özel araçla yola çıkıyorsanız, 110 km. uzaklıkta yer alan Ağva'ya yaklaşık bir buçuk saatlik yolunuz var demektir. Şile yolunu uzun zamandır kullanmadıysanız virajları gözünüzde büyütmeyin. Son yapılan düzenlemelerle yenilenen yolun büyük bölümü bitirilmiş, çok da güzel olmuş. Neredeyse otoban kalitesinde... Mide bulandıran virajlardan arınmış yolda, araç kullanmak keyifli bir hale getirilmiş. Şile'den sonra ünlü feneri geçip Ağva-Kandıra sahil yolunu tercih ederseniz, has mimari dokunun gözlendiği ve araları beşer dakika alan birbirinden güzel köyler görebilirsiniz. Yol üzeri giderken tavukları ve güneş batışında dönen ağır adımlı inekleri görebilmek için aracınızla durabileceğiniz bir hızda seyredin.



















 




Tekne turuna katılarak Kilimli Koyu'na gitmek isteyenler 25 Milyon, nehir boyu gezi yapanlar 20 Milyon TL. ödüyorlar. Ağva'nın 3,5 km. uzunluğundaki kum zeminli plajına araçla giriş için 5 Milyon TL. otopark ücreti ödeniyor. Bu ücretin içinde plajdan ve araç parkından yararlanılabiliyor.




Başta Şile ve Ağva olmak üzere Karadeniz kıyısında yer alan bir çok koy ve köyün denize girilebilir ekonomik tatil imkanı veriyor olması nedeniyle Karadeniz kıyılarının bu bölümünde yeni alternatifler tatilcilerin gözdesi olmaya başladı. Araçlarıyla koylara gelenler gün boyu piknik yaparak denizin tadını çıkarıyorlar. Özellikle hafta sonu Şile ve Ağva arasında yer alan, Akçakese, Kabakoz, Karacaköy gibi daha bir çok koya gelen ziyaretçilerin saat 15.00'den itibaren dönüşe geçmeleri ile yolda yer yer trafik yoğunluğu yaşanıyor. Geniş yolun keşişme noktalarında üst yol ve kavşaklara ihtiyaç duyul











Bir huzur sığınağı: Ağva
Doğa kusursuz, hava temiz, balıklar leziz... Üstelik ulaşımı artık daha kolay. İstanbul'un yanıbaşındaki Ağva, ailece gidip huzur bulacağınız hoş sürprizlerle dolu. Bir başka doğa harikası olan Şile'nin komşusu olan Ağva'da, balığın her çeşidini nefis manzaralar eşliğinde yiyerek midenize ve gözlerinize ziyafet sunabilirsiniz.




Batı Karadeniz sahilinde yer alan Ağva sonbahardan belki de en az etkilenen yöre. Zamana, iklime meydan okuyan Karadeniz'in tipik özelliği denize dik inen kayaların anıtlaşmış olması. Yemyeşil vadilerin, sık bitki dokusunun yanı sıra fındık ve yaprağını dökmeyen ağaçların da sıkça rastlandığı bölgede hüzüne yer yok. Burası yeşilin bol olduğu, sessizliği dinleyip, keyifli yemekler yiyebileceğiniz bir çeşit huzur sığınağı. Güzergahınız üzerinde ise tekrar tekrar gelmeyi gerektirecek keyif ve tad alacağınız güzellikler, sürprizler ve pastoral lezzetler var. İstanbul'dan yola çıktığınız Şile'de balıkçı barınağına bakarak bölgeye hakim yamaçtaki kafelerin birinde demli bir çay molası verdiniz veya gemicilerin dostu Şile Feneri eteğinde yer alan "Kavala Parkı" banklarında oturdunuz... Daha sonra sahil yoluna devamla Kandıra yönüne Akçakese, Kabakoz gibi köyleri geçip Ağva'ya ulaştınız.
Alüvyonlar üzerinde
Ağva İzmit'in Çal Tepesi'nden doğup gelen Göksu ve Yeşilçay dereleri arasındaki deltaya, alüvyonlar üzerine kurulmuş. Eski zamanlarda Ceneviz ve Venedikliler'in kolonisi olan yerleşim bölgesi, 50 metre eninde 2.5 kilometre uzunluğunda kumsala sahip. Haziran sonunda başlayıp ekim ayı sonuna dek süren deniz sezonunun yanı sıra Ağva, yıl boyunca gidilebilecek bir tatil yöresi. Köye girişte ilk dikkatinizi çeken, balıkçı teknelerinin çokluğu ve kıyı şeridi boyunca bir sonraki güne ağlarını onararak hazırlık yapan balıkçılar. Nostaljik bir balıkçı köyüne girdiğinizi çok geçmeden anlıyor ve kendinize yemek yiyecek bir bahçe, denize yakın veya çayların üzerine kurulu lokantalardan birini seçiyorsunuz. Kimene, Liman, Tahir, Merkez ve diğerleri... Hepsi de birbirinden cazip su üstü terasları, sahil masaları ile donatılmış. Ocaklardan gelen kokular ise iç açıcı, iştah kabartıcı. Balıkların geçiş yollarına, kayalıklara bırakılan ağlardan veya Trol'den çıkıp buz şokuna girmeden tüketilen balıklar mönülerin ilk sıralarında yer alıyor. Gerek ağ gerek Trol balıkçılığında mevsim itibariyle palamut ve lüfer şimdilerde en bol çeşitler. Mevsimin yaz ayları boyunca gösterdiği değişkenlik nedeniyle dibe kaçan palamut ve arkasından gelen lüferin boğaza girmekte biraz geciktiğini balık akınının ekime, kasıma sarktığını belirtilen balıkçılar, ağlardan Kalkan balığının da çıkmaya başladığını söylüyorlar. Dere kenarında oturup karın doyurmak aynaya bakarak yemek yemek gibi birşey... Ne tarafa aktığı belli olmayan durgun suyun yüzeyini arasıra geçen teknelerin çıkardığı dalgalar bozse da, çokgeçmeden su yüzeyindeki yansıma içinde Sazan Turna, Kefal gibi balıkların geçişini görebiliyorsunuz. Yemek sonrası kalan birkaç lokmayı suya attığınızda tatlısu balıkları varlıklarını daha da iyi belli ediyorlar. Kıvrık boyunlu tepeli gri balıkçıl kuşlarının da zaman zaman ziyaret ettiği derede kiralık sandalla geziye çıkmak bir başka keyif. Kah su kaplumbağalarının, kah kurbağaların suya dalışları arasında kürek sesi dinleyerek alacağınız yol süresince dinlendiğinizi çok belirgin şekilde hissedeceksiniz.

Göksu Deresi üzerinde hizmet veren konaklama tesisleri ve restaurantlardan kiralanan tekne, kano ve deniz bisikletleriyle ziyaretçiler tatil günlerini değerlendiriyorlar.


Gelin Kayası
Eğer hava, dereden çıkıp denize açılmaya uygunsa, üşenmeyin motorlu bir tekne tutup kıyıyı takip ederek bu defa bir başka pastoral lezzeti keşfe çıkın. Rotanızı Ağva Feneri'nden Karadeniz'in Kerpe tarafına çevirip yol alırken daha ilk dakikalarda gördükleriniz karşısında "'Acaba ben İrlanda sahillerinde, Norveç fiyodlarında mıyım?" diye düşünebilirsiniz. Çünkü, burası Karadeniz ve usta heykeltraşları bile hayrete düşüren bir işçilik var. Bir nevi açıkhava müzesi olan kıyılarda rüzgarla elele verip sabırla uğraşan, kayaları dantel gibi oyarak mağaralar, adalar, anıtlar yaratan dalgalar yıllar sonra ortaya çıkan bu oluşumları acımasızca bozarak içine çekip hazmediyor. Bu bakımdan sahil şeridi üzerinde zamanla değişimlere de rastlanıyor. Fakat dalgalara ve yıllara göğüs geren öyle bir anıt kaya varki, denizden olsun karadan olsun her açıdan bambaşka bir güzelliğe sahip. İlginç öykülü kaya bulunduğu koya adeta gözcülük yapıyor. Beyaz renkli kaya "Gelin Kayası" adıyla anılıyor ve denizden bakınca bembeyaz duvaklı bir geline benziyor. Ne yazık ki Karadeniz'in hırçın dalgalarına dayanamayan Gelin Kayası'nın baş kısmı geçtiğimiz günlerde koparak Ağvalıları üzdü.

Saklı Göl
Kıyı şeridi insanı şaşkına çeviren biçimlerle devam ederken biz bu defa da haritalarda görülmeyen, pek de kimsenin bilmediği gözlerden uzak doğanın içinde saklı bir göle gidiyoruz. Ağva'yı, Kadıköy ve Pınarlı gibi köyleri geçip son evden sola saparsanız, toprak yolda traktörlerin yumuşak zeminde bıraktığı derin tekerlek izleri nedeniyle çukurlu bir yol göreceksiniz. Burada 5 dakikalık bir yürüyüşle tamamladığınız yolun bitiminde Saklı Göl'ü bulacaksınız! Gözlerimi kapayıp küçük bir fanteziye dalıyorum. "Keşke" diyorum, "göl kıyısında bir kır lokantası da olsa, göl veya deniz balıklarının yendiği... Keşke birkaç kayık da burda olsa, can yeleği takılıp kürek çekilen... Tıpkı Abant'ta olduğu gibi... Keşke haftasonları modelciler gelse, uzaktan kumandalı küçük teknelerini yüzdürseler... Yemyeşil çimlerde bisikletlere binseler, kros filan yapsalar... İstanbul'a yakın bir Abant daha kazansak planlı programlı, ama içini kirletmeden..."






NE YENİR?
Yöreye has bölge balıkları, günlük tutulup buzlu şoka girmeden tüketiliyor. Yeşilçay kıyısında balık satılan tezgahlar da var. Restaurantlarda küllenmiş ocakta ağır ağır pişirilen ızgara ve tava veya odun ateşi fırında kiremitte yapılan balıklara defne yaprağı ve özel sos konuyor. Lüfer, palamut, çinekop gibi balıkların fiyatlarını hava ve o gün yakalanan miktar belirliyor. Tahir Restaurant'da diğer yiyeceklerden zeytinyağlı mezeler, salatalar müşterilerin beğenisine sunuluyor. Yemek için Şile'ye yaklaşırken yolun her iki tarafına kurulmuş kır lokantalarını tercih ederseniz bıldırcın, piliç, tandır kebap ve ızgara gibi çe

Kurfal Tatilevi'nin bir ünitesi olan Gizli Bahçe Restaurant Göksu Deresi yanında kurulu olup, emekli öğretmen Cevat Kaya'nın işletmesi. Restaurantın 40 kişilik tur teknesi, kano bisiklet sandalları, konukların hizmetine sunulurken, günübirlik gelenler ekonomik fiyatla köy ürünü ürünlerin bulunduğu kahvaltı ve ızgara balık yiyebiliyorlar. Restaurantın bahçesinde sülün, tavuk, ördek, Ankara tavşanı gibi diğer evcil dostlar ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.










Yolun Sonundaki Lezzet; Kerpe
Yıllar önceydi... 30 Mayıs 1993'te yazmıştım Kerpe'yi ilk defa. O zamanlar hırçın Karadeniz'de "şirin bir balıkçı köyü" başlığı ile çıkmıştı dergi sayfalarına. Ve İstanbul'un Bodrum'u olacak diye eklemiştim. Bu defa 2006...
Ve yine Kerpe...
Öncelikle Kandıra yolu öyle bir yapılmış ki, direksiyon başında araç kullanmanın, yolun zevkine varıyor, tatile dinlenmeye gittiğinizi fark ediyorsunuz. Bitki örtüsü sık. Yeşilin yüzlerce tonu seçilebiliyor. Arazi yapısı monotonluktan uzak, tepeler değişken bu panorama sahile gelene kadar böyle sürüp gidiyor. Esas çarpıcı nokta Kerpe Burnu'nda karşınıza çıkıyor. Kerpe Kayalıkları görenleri hayrete düşürüyor!...
Tarihte Kerpe
Tarihte Kalpe olarak anılan Kerpe, İstanbul'dan üç kürek günü mesafede gösterilir, "öküz boynuzu biçiminde tarif edilirmiş. İtalya'dan yola çıkan denizciler Trabzon'a getirdikleri çeşitli eşyaları, Rusya'dan veya İpek Yolu'yla gelip Kandıra'dan geçen tüccarlar hep aynı noktada mallarının değiş tokuşlarını Trabzon'da yaparlarmış. Bu güzergah üzerinde denizciler, denizin uygun olmayan durumlarında Karadeniz'deki tek doğal liman olan Kerpe'ye sığınırlarmış. Karadeniz'in batıya bakan bu tek koyu deniz fırtınalı da olsa dalgasız koy korunaklı bir liman olarak kullanılırmış. Açık deniz özelliği görünmeyen koyun, zemini kum, derinliği 50 metre boyunca diz hizasını geçmeyince günümüzde çocukların bile emniyetle yüzecekleri eşi bulunmaz bir plaj konumuna geçmiş. Geçtiğimiz yıl yapılan altyapı çalışmaları bitirilmiş, Kerpe'deki foseptik sistemi kaldırılıp kanalizasyon döşenerek arıtma sistemi hizmete sokulmuş ve denizin tertemiz olması sağlanmış. Kerpe şimdi "Mavi Bayrak" peşinde.

Kerpe'de neler yapabilirsiniz?
Temiz deniz ve orman havası teneffüs ederek, yeşile ve Rusya'ya uzanan ufuk hattına bakarak gözlerinizi ve bedeninizi dinlendirirken leziz bir yemek yiyebilirsiniz. Orman içinde veya sahil kayalıklarında ailece veya grupla hatta yalnız yürüyüşe çıkabilir, enerji depolarsınız. Tekne kiralayıp Kerpe çevresinde dolaşabilir, Kerpe Burnu arkasındaki Miço Limanı'nın anıt kayalarını, gizli koylarını, dehlizlerini birde denizden görebilirsiniz. Kerpe yakınlarındaki Sarısu ve Kurtyeri deresinde oltayla sazan avcılığı yapabilirsiniz. Av sezonunda Rusya'dan gelen bıldırcın, çulluk, Balkanlar'dan gelen üveyiklere rastlayabilirsiniz. Kerpe merkezde çay bahçelerinde, cafelerde oturabilir, trafiğe kapalı gezi alanında dolaşabilirsiniz. Su altına meraklıysanız Kerpe Burnu kayalıklarında denize girip zıpkınla kefal, levrek, kofana, karagöz avlayabilir, 10-12 metre derinlikte yatan amphoraları görebilirsiniz. Bu kayalıklarda uçurtma uçurabilir, fotoğraf çekebilir, resim yapabilir, beraberinizde getirdiğiniz havlu veya şezlonglarda güneşlenebilir, denize girebilir, akşam olunca da Ayvalık'ın "şeytan sofrası"ndaki gün batımını anımsatır biçimde Kerpe'de de nazlana nazlana denize batan güneşin şölenini elinizdeki içeceklerle izleyebilirsiniz. Kerpe'de gece kalanlar, disco-bar'a veya Efes Pilsen'in bu yıl açtığı birahaneye gidebilir veya fast-food satan yerlere uğrayabilirsiniz. Yazlıklar, villalar, arsalar görecekleriniz arsında yer alırken, Milli formayla attığı gollerle Milli Takımın başarısında pay sahibi olan ve kayalıklara giden yol üzerinde bulunan Hakan Şükür'ün ikiz daireli yazlığını, belki kendisini de görebilirsiniz. Yağmur sonrası toprak ve çiçek kokusunun açığa çıktığı Kerpe'de denizden gelen gerçek yosun kokusunu rüzgar karayel estiği zaman duyabilirsiniz. Karagöz Restoran önündeki plajda yüzebilir, Kerpe Güzelleştirme Derneği'nce işletilen plajda kabin, şezlong, şemsiye kiralayabilir, Karagöz restoranın beş değişik bölümünden birindeKerpe koyunu seyrederek taze balık yiğebilirsiniz.




Kayalıklar
Karadeniz'in hırçın dalgalarına göğüs gerip, şekilden şekile giren kayalar, heykeltraşları kıskandıracak, görenleri hayrete düşürecek kadar ilginç bir görünüm sergiliyor. Basında ilk kez fotoğraflarını çekip tarafımdan yayınlanan bu kayalar için burası "İrlandalı Kız" filminde görülen sahillerden güzel, dizi çekmeye, mayo defilesi, katalog çekimleri, klip mekanı olmaya elverişli demiştim. Hepsi de yapıldı. Şimdi de diyorum ki bu eşsiz güzellikteki antik tiyatro benzeri koyda bir oda orkestrası konser verse, bir festival düzenlense, T.V.'den internetten canlı yayın yapılsa, bu mekana bu gösteriye dünya parmak ısırtır. Ve Kerpe daha kısa zamanda İstanbul'un Bodrum'u olur.








Çevrede ne var ne yok?
Kerpe'den ayrılıp kısa süreli yolculukla ulaşılabilen Kefken yakınlarında, Kovanağzı bulunuyor. Yazlık villaların çokça görüldüğü koydan ilerleyenler rampayı çıkıp 500 metre toprak yoldan sola denize yönelirlerse Pembe Kayalar'a ulaşıyorlar. Bir zamanlar Karadeniz'in az tuzlu denizine intibak eden tatlısu alabalıklarının yetiştirildiği Pembe Kayalar'da artık deniz alası üretimi durdurulmuş. Kefken Adası karşısında çok keyifli piknik yapanlar, balık tutanlar, güneşlenenler, bisiklete binenlere rastlanıyor. Pembe renkli kayaların deniz seviyesinde ise baklava biçimli kesilmiş kayalar görebilirsiniz. İlginç jeolojik yapısı nedeniyle görülmesi gereken bu kayalar suyun içinde yumuşak çıkarıldıktan sonra sertleşmektedir. Bu özelliği nedeniyle, Osmanlı döneminde insan gücüyle dikdörtgenler şeklinde kesilerek İstanbul'a getirilmiş Sultanahmet Camii dahil bir çok caminin yapımında ve Anadolu Hisarı'nın inşaasında kullanılmış. Kıyı emniyeti ve kurtarma ekiplerinin yer aldığı Kefken Adası ise tekne gezisi yapıp tarihi kalıntıları görebileceğiniz, piknik yapıp yüzebileceğiniz 45 dakikalık mesafeyle Pembe Kayalar'ın karşısında görülüyor. Aynı sahilin devamında ise yazlıkların istilasındaki bir başka kıyı kenti Cebeci bulunuyor. Seçeneklerden bir başkası ise Kefken'de... Renk renk teknelerin yer aldığı koyuyla köy pazarı ile renkli bir portre çizen Kefken eve dönüşünüzde ilk elden balık alabileceğiniz olanaklar sunuyor. Murat Gödek veya Kemal Işık ile 0535 645 41 40 no ile irtibata geçenler tekneden perakende balık alabiliyor. Kefken'in Filiz Kasabı piknik eti hazırlıyor. Bölgenin çilek, ıspanak, Kandıra biberi hormonsuz olması nedeniyle aranılan şöhrete sahip köy ürünleri arasında yer alıyor. Kandıra geçişinizde Yağcılar Market'ten alabileceğiniz manda sütünden imal edilen köy peyniri değişik tadıyla ilgi çekiyor.

NE YENİR?
Az tuzlu denizin balıkları nefis olur derler. Karadeniz'in bu şirin mahallesi Kerpe'de tavsiye edilen yiyeceklerin başında yöresel balıklar geliyor. Mevsime hatta aylara göre, değişiklikler sunan balık çeşitleri 1 Mayıs-1 Eylül arası balık avlama yasağı nedeniyle avlanamıyorlarsa da küçük ağ ve olta balıkçılığı serbest olunca her gün buza, şoka girmemiş taze yöre balıkları yeme imkanı bulunuyor. Balık yemek için seçeneklerin başında Kerpe Kayalıkları'na giden yolda ki Karagöz Restoran geliyor. Rahmi ve Muammer Karagöz'ün işletmesi olan restoranda Rahmi Karagöz, İstanbul Üniversitesi'nin İktisat Bölümü'nü bitirip, diplomasını duvara astığı gibi mutfağa girmiş 17 yıldır bizzat balıkları kendi eliyle pişiriyor. Konuklarla ilgilenme görevini ise kardeşi Muammer Bey üstlenmiş. Mayıs-Haziran aylarında tekir, istavrit, kalkan Eylül'de lüfer, palamut doyumsuz, parmak yalatacak kadar leziz olurlar diye de ekliyorlar. Karagöz Restoran midye ve kalamar tavada iddialarını sürdürürlerken ekmek içi, ceviz içi, yoğurt, süt, sarmısak, zeytinyağı ile yapılan taratorları beğeniliyor. Konuklar bir şey söylemezse balıklar mısır ununda kızartılıyor altın sarısı renkle sunuluyor. Izgarayı tercih edenler için gün boyu meşe odunu mangalımız yanar diyorlar. Restoran kıyısında bağlı tekneleri göstererek işte bu tekirler, bu teknenin balığı diyorlar. Restoranın "Mancı" isimli soslu patlıcan biber kızartması ve közlemiş patlıcan sızma yağ, ince kıyılmış soğan, maydanoz, dereotu ile yapılan patlıcan közleme seviliyor. Limon, zeytinyağı, dövülmüş sarmısak soslu acı roka salatası, patates tava, köy ekmeği, Kandıra'nın ünlü kaşıktan düşmeyen yoğurdu, Kandıra peyniri, kekik otlamış yöre hayvanlarının ızgara pişirimleri, denizden esen rüzgarın taşıdığı yosun kokusuna karışan anason kokusuyla çevreye yayılıyor. Karagöz restoran konuklarına evlerine gelmiş misafir yakınlığı gösterirken, yemek sonrası ikram edilen tahin helva, çay, kahve veya meyvadan ücret almıyorlar. Konuklar arzu ederlerse, restorandan Kandıra yoğurdu ve peyniri satın alıp eve götürebiliyorlar. Yenilen köy ürünlerinin hemen hemen hepsi bahçelerden günlük toplanmış olanlardan yapılıyor.
Kerpe'de kahvaltı için Karagöz Restoran'ı tercih edenlere köy peyniri, ev reçeli, köy yumurtası, köy ekmeği, yağı ve sütü açık büfede sunuluyor.
1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət