Ana səhifə

TÜrk ceza hukukunda öRGÜTLÜ suçluluk


Yüklə 231.2 Kb.
səhifə1/4
tarix26.06.2016
ölçüsü231.2 Kb.
  1   2   3   4
TÜRK CEZA HUKUKUNDA

ÖRGÜTLÜ SUÇLULUK

Prof. Dr. Zeki HAFIZOĞULLAR1

Giriş


Suç toplumsal beşeri bir davranıştır.

Doğada suç yoktur, sadece aralarında nedensel olan olgular vardır. Bu yüzden, doğa bir olgular sistemi bütünüyken, toplum bir kurallar sistemi bütünüdür. Bu yüzden doğa zorunluluk, toplum hürriyet alanıdır.

Toplumu oluşturan kurallar sisteminden en önemlisi, uyulması zorunlu kılınan, müeyyide denen toplumsa-kamusal bir cihazla teminat altına alınan hukuk kurallarıdır.

Ceza hukuku kuralları bu kuralların bir kısmını oluşturmaktadır. Suç, kişinin, uymakla zorunlu olduğu ceza hukuku kuralının ihlalidir.

Suç kişinin düşüncesinden doğan iradi bir fiildir.

Düşünce, yasağın konusu olamaz.

Ancak düşüncenin ifadesi yasaklanabilir.
1. İfade hürriyeti ve suç

Suç failin iradi bir fiilidir. Ne şekilde ortaya çıkarsa çıksın, suç, kişinin düşüncesinin bir ifadesidir. Böyle olunca, kişinin salt düşünce, inanç ve kanaati suçun konusu olmaz. Bunun içindir ki suç, kişinin, içinde yaşadığı toplum bakımından zararlı veya tehlikeli görülen ve ceza tehdidi ile önlenmeye veya önlenemediği taktirde bu kez bastırılmaya çalışılan bir davranışıdır.

Kişi kendisini tek başına ifade edebileceği gibi, başka kişilerle birleşerek birlikte de ifade edebilir. Gerçekten, insan, tarihin her döneminde, başkaları ile birlikte hareket etmenin, işleri kolaylaştırdığını, amaca ulaşmada mutlak başarı sağladığını görmüş, dolayısıyla sürekli ve geçici, yaygın ve örgün, meşru ve gayri meşru birçok beşerî oluşumları gerçekleştirmiştir.

Tabii, bu beşeri oluşumlar, doğanın bir canlı varlığı olmanın ötesinde etik bir değer olan insanın bir parçasını, ayrılmaz bir niteliğini oluşturan ifade hürriyetinin kapsamının ve sınırlarının neden ibaret olduğu meselesini ortaya çıkarmıştır.

Mesele, beşeri davranışa özelliğini veren amaçsallığından hareket edilerek çözülmeye çalışılmıştır. Gerçekten, amaç meşru-araç meşru ise, bunu sağlayan davranışlar meşru, serbest veya hukuka uygun; amaç gayri meşru-araç gayri meşru ise, bunu sağlayan davranışlar gayri meşru, yasak veya suç sayılmıştır. Bu ifadeden iki ifade daha türetilebilmektedir. Bunlar, amaç gayri meşru-araç meşru ve amaç meşru-araç gayri meşru ifadeleridir.

Bu iki ifadeden birini tercih etmek, tercihte bulunan toplum/hukuk/ Devlet düzeninin niteliğini belirlemektedir. Gerçekten, amaç meşru -araç gayri meşru ise, bunu sağlayan davranışlar "hakkın kötüye kullanılmasını hukuk korumaz" ilkesi gereğince gayri meşru, yasak veya suç sayılmakta, ancak amaç gayri meşru olsa bile araç meşru ise, bunu sağlayan davranışların meşru, serbest veya hukuka uygun sayılması veya sayılmaması totaliter toplum/hukuk/Devlet düzenleri ile demokratik toplum/hukuk/Devlet düzenleri arasında sınır oluşturmaktadır. Demokratik bir toplum/hukuk/Devlet düzeninde, amaç gayri meşru-araç meşru ifadesini doğrulayan davranışlar meşrudur, serbesttir; bunlar suç sayılmazlar.

Türk toplumu, hukuku ve hukuku ile biçimlenen Devleti, değiştirilmesi bile teklif edilemeyen Anayasasının 2. maddesi hükmü gereğince, " .. demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir ".

Öyleyse, bu hukuk düzeninde, amaç gayri meşru-araç meşru ifadesini sağlayan beşeri davranışlar serbesttir, yasaklanamazlar.

Bu bağlamda olmak üzere, ifadesi şiddeti; hakareti; tahkir ve tezyifi; suç işlemeyi, kanunlara itaatsizliği tahrik ve teşviki içeren davranışlar, meşru bir amaca ulaşmak için yapılsalar bile, vasıta gayri meşru olduğundan, demokratik bir toplum/hukuk/Devlet düzeninde suç sayılmaları gerekmektedir.

Böyle olunca, çizilen bu çerçeve içerisine düşen arızi veya sürekli, yaygın veya örgün her çeşit birleşmeler, birliktelikler, örgünleşmeler, ifade hürriyetinin kapsamı içinde olmamakta, suç oluşturmaktadır. Kanun koyucu, Anayasanın 13 ve 14. maddeleri hükmü karşısında, Anayasanın 2. maddesinin göndermede bulunmasından ötürü Türk demokrasisinin içeriğini oluşturan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9 ve 10. maddelerine uyarak, bu tür davranışları suç saymak hak ve yetkisine sahiptir.

Açıkçası, Kanun koyucu, AİHS' in, 1., 17 ve 18. maddeleri hükmü karşısında, "amaç meşru-araç gayri meşru" ifadesini sağlayan beşeri davranışları yasaklamak, buna karşılık, totaliter toplum/hukuk/Devlet düzenlerinden farklı olarak, "amaç gayri meşru- araç meşru" ifadesini sağlayan davranışları yasaklamamak, serbest bırakmakla görevlidir.
2. Toplanma, gösteride bulunma ve örgütlenme hakkı,

Silahsız, şiddetsiz toplantı ve gösteri yapmak, örgütlenmek temel insan hakkıdır.

Anayasa, 33 ve 34. maddelerinde bu hakları düzenlemiştir. Anayasanın koyduğu düzene aykırı olarak toplantı ve gösteri yapmak, örgütlenmek, bugün Amerika Birleşik Devletleri ceza uygulaması ve doktrininden2 esinlenilmiş olarak " organize suçluluk " veya "örgütlü suçluluk" denen suçluluk olgusunu meydana getirmektedir.

Örgütlü suçluluk, ister yaygın ister örgün olsun, arızi olsun veya olmasın, suçun birçok kişi tarafından birlikte işlenmesidir. Bu, ya bir suçu birlikte işlemek için kişilerin bir araya gelerek suç işlemesini, ya da bir suçu veya birkaç suçu birlikte işlemek amacına matuf olarak örgünleşmeyi, ayrıca örgüt kimliği altında suç işlenmesini ifade etmektedir. Aksini söyleyenler olmakla birlikte3, teknik anlamda örgünleşmeden, örgütlü suç işlemekten söz edilebilmesi, ancak fail sayısının üç kişiden az olamaması halinde mümkündür.

Yaygın örgütlü suçluluk, bildirimli veya bildirimsiz, izinli veya izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşleri olarak ortaya çıkmaktadır. Bu, bugün, genellikle savunulan, sivil itaatsizlik denen kitlesel davranışlardır. Hukuk düzenimizde 2911 s. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa aykırı davranışlar, grev ve lokavt hakkının kanuna aykırı kullanımı, kamu görevlilerin toplu olarak görevlerini terk etmeleri ( CK. m. 260 ) yaygın örgütlü suç ve suçluluktur.

Herkes, kanuna aykırı olmamak kaydıyla, örgütlenme hakkına sahiptir. Kanunun suç saydığı bir fiili işlemek için örgütlenmek, evrensel olarak suç sayılmaktadır. Örgün örgütlü suçun en basit biçimi " suç işlemek için çete kurmak" fiilidir. Kanun, buna, " Suç işlemek amacıyla örgüt kurma" demektedir ( CK. m. 220 ). Kanun, ayrıca, Devlete karşı suçlar arasında bu suçun özel bir biçimine yer vermiştir ( CK. m. 314 ).

Bu tür örgün örgütlü suçluluğun ayrı kanunlarla düzenlenen nitelikli halleri, "toplu kaçakçılık suçları"," Terör örgütü kurma", "çıkar amaçlı suç örgütü kurma” suçlarıdır.
3. Çok faillilik, yani zorunlu iştirak, arızî iştirak

Örgün örgütlü suçluluk4, ya belli bir süreklilik arz eder, ya da arızilik gösterir.

Örgütlü suçluluk, süreklilik gösterdiğinde, bu suça, genel olarak çok failli suçlar5 denmekte, fail çokluğu suçun maddi unsurunu oluşturduğundan, fail çokluğu, "zorunlu iştirak" olarak ifade edilmektedir.

Birden çok kişi bir araya gelerek, aralarında işlemeyi kastettikleri bir suçu birlikte işleyebilirler. Bu halde, suça arızi iştirak söz konusu olmaktadır. Kanun arızî iştiraki 37-41. maddelerinde düzenlemiştir.


3.1. Arızî iştirak

Suça arızî iştirak, kanunî tanımında, kural olarak, tek faille işlenen suçların, rastlantısal olarak, birden çok faille birlikte kararlaştırılarak işlenmesidir. Birlikte işlenmesi kararlaştırılan fiilin faillerinin cezalandırılabilmeleri için, açıkçası işlenmesi kararlaştırılan fiilin suç olabilmesi için, o fiilin en azından faillerden biri tarafından teşebbüs derecesinde işlenmesi gerekmektedir.

Bu demektir ki, işlenmesi kararlaştırılan suça teşebbüs edilmedikçe, suça katılan hiç kimse suç işlemiş olmaz, tabii işlenmemiş olan suçtan da, kimse cezalandırılmaz. Buna, öğretide, hazırlık hareketleri cezalandırılmaz denmektedir. Bu bağlamda, kuşkusuz, henüz işlenmesine başlanmamış bir suça azmettirme veya teşvik de söz konusu olmamaktadır.

Birden çok kimsenin örgünleşmesi olmasına rağmen, iştirak, belirtilen bu niteliğinden ötürü, diğer örgünleşme biçimlerinden olan suç örgütü, yani çete kurmak, çeteye dahil olmak veya suç örgütü kurarak suç işlemekten ayrılmaktadır.

Gerçekten, arızî iştirakte, hazırlık hareketleri cezalandırılmazken, suç örgütü kurma suçlarında salt suç örgütü oluşturmuş olmak suç oluşturmaktadır. Bu, öğretide tartışmalara neden olmakta, kimi, hazırlık hareketlerinin, kimi salt düşüncenin cezalandırıldığını ileri sürmektedir. Burada, bizce, ne düşüncenin kendisi yasaklanmaktadır, ne de kuralın istisnası olarak hazırlık hareketleri cezalandırılmaktadır.

Bir kere düşüncenin kendisi cezalandırılmamaktadır, çünkü örgütlenmek, düşünceyi ifade etmek yanında başkalarınca algılanabilir olan bir davranışta bulunmaktır. Ortada fiilsiz suç olmaz kuralının ihlali bulunmamaktadır. Öte yandan, hazırlık hareketleri de cezalandırılmamaktadır, çünkü suç işlemek için örgüt kurmak, başlı başına bir suçtur, kiminin iddia ettiğinin tersine bir suçun hazırlık hareketi değildir. Burada, çete oluşturma fiili ile çetenin faaliyeti birbirine karıştırılmıştır. Kanun, bu tür örgütlü suçlulukta, bizzat örgüt kurma ve örgüte katılma fiilini suç saymaktadır.


3.1.2. Ceza Kanununda iştirak

Kanun, bir suçu birlikte işleyen kişileri, aralarında kararlaştırmak sureti ile işlemeyi kastettikleri suça nedensel katkılarını göz önünde tutarak, iki gruba ayırmış bulunmaktadır. Bunlar, fail, azmettiren, dolayısıyla fail ve yardımda bulunadır.

Fail, kanunun suç saydığı fiili " bizzat işleyen" kimseler olabileceği gibi, "doğrudan beraber işleyen" kimseler de olabilir. Örneğin, birinin bir kimseyi tutması ve diğer birinin bıçaklaması fiilinde, bıçaklayan kanunun suç saydığı fiili bizzat işleyen, tutan kanunun suç saydığı fiili doğrudan beraber işleyendir.

Kanun, bir başkasını suçta araç gibi kullanarak ona suç işleten kimseyi de fail saymakta ve faile verdiği cezayı vermektedir. Öğretide, bu tür failliğe, dolayısıyla faillik denmektedir.

Yardımda bulunanlar, suçun işlenmesine katkıları aslî nitelikte değil, ferî nitelikte olan kimselerdir. Bunlar, suçu işlemeye teşvik eden, yol gösteren, yardım vaadinde veya suç işlendikten sonra bilfiil yardımda bulunan, araç gereç sağlayan kişilerdir. Bunlara verilen ceza diğerlerinden daha azdır.

İştirakten söz edilebilmesi için, birden çok fail, aralarında anlaşarak, işlemeyi kastettikleri suçu, en azından teşebbüs derecesinde, işlemiş olmaları gerekmektedir. Görüldüğü üzere, suça iştirak için, iki kişinin örgünleşmesi yeterlidir, yani iki kişi suça iştirakte yeterli sayıdır. Suç örgüt kurma suçlarında, bu sayı, eskiden farklı olarak, üçtür. Sayı, suça iştirak için örgünleşmek ile, suç örgütü kurmak için örgünleşmeyi birbirinden ayıran önemli noktalardan biridir.

Suça iştirak edenler, nedensel katkılarını gidermek koşulu ile suçu işlemekten her zaman vazgeçebilirler. Bu halde, vazgeçen, teşebbüs ettiği suçtan ceza verilmez, ancak o ana kadar yapmış olduğu fiil başka bir suçu oluşturuyorsa, artık kendisine o suçtan ceza verilir.

Suça iştirakte, kararlaştırılan suçtan başka bir suçun veya kararlaştırılan suçla birlikte başka bir suçun işlenmesi imkansız değildir. Bu halde, faillerin suçtan sorumlulukları özellik arz etmektedir:

Kararlaştırılan suçtan başka bir suç işlenmesi halinde, işlenen suç, beşeri genel deney kurallarına göre kararlaştırılan suçun nedensel bir sonucu olarak görülebiliyorsa, ör., yaralamak için anlaşma yapılmış, ancak mağdur öldürülmüşe, suça katılan herkes adam öldürme suçundan sorumlu olur. Kararlaştırılan suçla gerçekleştirilen suç arasında nedensel hiçbir bağıntı yoksa, failin fiili iştirak iradesine aykırılık oluşturduğundan, fiilinden sadece fail sorumludur. Öte yandan, kararlaştırılan suç yanında başka bir suç da işlenmişse, kararlaştırılmamış ama işlenmiş olan suç, beşeri genel deney kurallarına göre kararlaştırılan suçla nedensel hiçbir bağıntı kurulamıyorsa, suç ortakları bu suçtan sorumlu olmazlar. Ancak, iki suç arasında, beşeri deney kurallarına göre öngörülebilir nedensel bir bağıntı varsa, ör., hırsızlık yapmak için girdiği evde mukavemet görmesi üzerine ev sahibinin öldürülmesi, suça katılan ortaklar, kararlaştırılmayan ama öngörülebilirlik içinde olan bu suçtan da sorumludurlar.

Suçu ağırlaştıran ve hafifleten nedenler söz konusu olduğunda, fiile bağlı ağırlatıcı ve hafifletici nedenlerin ortaklara sirayetinde, hafifletici nedenlerden her ortak yararlanır, ağırlatıcı nedenlerde kast kuralı geçerlidir; faile bağlı suçu hafifleten ve ağırlatan nedenler söz konusu olduğunda, hafifletici nedenden sadece fail yararlanır, ortaklara sirayet etmez; failin şahsındaki ağırlatıcı nedenlerin ortaklara sirayetini, kast kuralı belirler.


3.2. Zorunlu iştirak

Zorunlu iştirakte fail çokluğu suçun kanunî unsurunu oluşturmaktadır. Bu demektir ki, çok failli suçlar, bağımsız bir kimlik altında kanundan doğmaktadır. Zorunlu iştirakten söz edilebilmesi için, kanunda belirtilen sayıda kişinin suçun işlenmesine katılması zorunludur. Gerçekten, kanunda belirtilen sayıda fail yoksa, suçun maddi unsurunun oluşmamasından, açıkçası kanunun suç saydığı fiilin gerçekleşmemiş olmasından ötürü ortada bir suç da yoktur. Öyleyse, zorunlu iştiraki vurgulayan özellik çok failliliktir, dolayısıyla çok faillilik, zorunlu iştirak halinde işlenen suçların maddi unsurunun bir unsurunu olmaktadır.

Çok failli suçlar birçok biçimde ortaya çıkabilir. Örgütlü suçluluk, yani suç işlemek için suç örgütü oluşturmak suçları, kanunsuz grev, kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak suçları, bu suçların önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

Bu suçları vurgulayan özellik, fail sayısının en az üç kişi olması, faillerin iradelerinin karşılıklı gelmesi, yani bir örgünleşmeye imkan verecek bir biçimde ortaya çıkması,yani işleyen toplumsal bir cihaz halini almasıdır.

Tabii, örgünleşme, suç örgütü oluşturmada, hiyerarşik bir yapıyı gerektirdiğinden, çok daha belirgin bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bunun içindir ki, çete oluşturma suçları, kanunsuz grev, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma suçlarından farklı olarak, ani suç değil, mütemadi suçtur.

Mütemadi suça teşebbüs mümkün değildir.

Öyleyse, çetenin kurulmasından, yani yeterli sayıda kişinin çete olmak konusunda iradelerini karşılıklı olarak ortaya koymalarından önceki hareketler, hazırlık hareketleridir, serbest hareketlerdir, cezalandırılamazlar.

Dışardan örgüte katılmak, CK' un suça iştiraki düzenleyen hükümleri anlamında suça iştirak değildir. Kanun, suç örgütünü kuranlar yanında, kurulmuş olan suç örgütüne katılanları da cezalandırmaktadır. Kısacası, Kanun, bu suçlarda, arızi iştirakten farklı bir cezalandırma sistemi getirmiştir. Öyleyse, söz konusu suçlara iştirakten değil, katılmaktan söz etmek gerekmektedir. Ancak, örgütün faaliyeti cümlesinden olarak, ortakların işledikleri suçlara, başkalarının iştirak etmesi her zaman mümkündür. Burada bu iki şeyi birbirine karıştırmamak gerekmektedir.


4. Kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak

Anayasanın 34. maddesi hükmüne uygun olarak, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, temel bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşlerini, diğer bir ortak değer olan " kamu düzeni" bozulmadan yapılması esas ve usullerini düzenlemiş bulunmaktadır.

Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak, kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmaktır. Kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak, Kanunun 28 vd. maddelerinde suç sayılmış, cezası gösterilmiştir.

Bu suçlar, Yasaklara aykırı hareket suçları, Toplantı ve gösteri yürüyüşünü engelleme suçu, Asayişi bozma, suç işlemeye tahrik veya teşvik, Hükümet emirlerine karşı gelme, toplantı ve gösteriye silahla katılma, Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşüne kışkırtma suçlarıdırlar. Burada, bütün suçlar üzerinde değil, sadece birden çok faille işlenebilen suçlar üzerinde durulacaktır.


4.1. Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek

Kanunlar ne kutsal, ne de değişmez buyruklardır. Kendi değişim kurallarına uyularak her kanun değiştirilebilir. Ancak, yürürlükte bulundukları sürece Kanunlara uymak esastır. 2911 s. Kanunun 28. maddesinde kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemeyi suç saymaktadır.

Her ülkede toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunla düzenlenmektedir. Kanunun insan haklarını sağlayıp sağlamadığı tartışması bir yana, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek, her ülkede suç sayılmaktadır. " Sivil itaatsizlik " denen hareketin bir hukuka uygunluk nedeni olup olmadığı hususu tartışmalıdır. 2911 s. Kanunun açık hükmü karşısında, sivil itaatsizlik, kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek suçunda bir hukuka uygunluk nedeni oluşturmamaktadır.

Suçla ihlal edilen ve ceza ile korunun hukuki değer veya menfaat, Kamu idaresinin, kamu düzeninin korunmasındaki kamusal yararıdır.

Kanun hükmünden, suçun ancak birden çok kişinin toplanarak işleyebileceği bir suç olduğu ortaya çıkmaktadır.

Suçun maddi unsuru, kanuna aykırı toplantı düzenlemek, kanuna aykırı gösteri yürüyüşü düzenlemek, kanuna aykırı toplantı veya gösteriyi yönetmek, kanuna aykırı toplantı ve gösteriye katılmaktır. Bu fiillerden birinin veya birkaçının gerçekleşmesi ile suç oluşur.

Hazırlık hareketleri cezalandırılmaz. Suçun icrasına başlanmış olması gerekir. Birçok kişi bir araya getirilmekle suçun icrasına başlanmış olmaktadır.

Suç neticesiz bir suçtur. Kanunda öngörülen hareketlerin yapılması ile birlikte suçun işlenmesine başlanmış olur. Suç mütemadi bir suçtur. Suça teşebbüs mümkün değildir.

Suç kastla işlenir. Suçun taksirli şekli yoktur. Kast genel kasttır. Failin kanunsuz bir toplantı veya gösteri yürüyüşüne bilerek ve isteyerek katılması iradesidir.

Kanunda yapılması yasaklanan davranışlar ancak başka bir suçu oluşturmadığı takdirde bu suç oluşur. Eğer yapılması yasaklanan davranışlar daha ağır başka bir suçu oluşturuyorsa sadece o suçtan ceza verilir. Bu demektir ki, Kanun, burada, bir tür fikrî içtimaa yer vermiş bulunmaktadır.

Suçun cezası hakkında TCK' un 5. maddesi hükmü ve 5252 s. TCK. Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun, 5 ve 6. maddeleri hükmü uygulanacaktır.
4.2. Hükümet emrine karşı gelmek

Kanunun 32. maddesinde öngördüğü Hükümet emrine karşı gelme suçu, her fail kendi fiilinden sorumlu olmakla birlikte, mahiyeti bakımından " topluluk" halinde işlenen bir suçtur. Suçu vurgulayan özellik, topluluk halinde bulunan faillerin kolluğun ihtarına rağmen dağılmaması, hukuka aykırı durumun sürdürülmesidir.

Suçla ihlal edilen ve ceza ile korunan hukuki değer veya menfaat, kamu düzenine aykırı bir faaliyeti sonlandırılmadaki kamusal yarardır.

Suçun faili, kolluğun hukuka uygun ihtarına rağmen hukuka aykırı durumu sona erdirmeyen kişi veya kişilerdir.

Suçun maddi unsuru, kanuna aykırı toplantı veya yürüyüşe katılan kişilerin, emir ve ihtardan sonra, kendiliklerinden dağılmamaları ve zor kullanılarak dağıtılmaları fiilidir. Kolluğun ihtarına rağmen, kendiliklerinden dağılmama, ihmalî bir harekettir. Bu ihmali hareketin suç olarak cezalandırılabilmesi için kalabalığın kollukça zorla dağıtılması gerekmektedir.

Suçun manevi unsuru, genel kasttır. Kast, failin, kolluğun ihtarına rağmen, bilerek ve isteyerek dağılmamak ve hukuka aykırı durumu devam ettirmek iradesidir.

Suça teşebbüs mümkün değildir. İhtara rağmen, toplantı ve gösteri yürüyüşünü terk etmemekle birlikte suç oluşur. Toplantı ve gösteriyi terk etmeme üzerine, kollukça dağıtılma, cezalandırılabilme şartıdır.

Suçun cezası hakkında TCK' un 5. maddesi hükmü ve 5252 s. TCK. Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun, 5 ve 6. maddeleri hükmü uygulanacaktır.


4..3. Kanunun öngördüğü diğer suçlar

Kanunun, 29, 30, 31, 33, 34. maddelerinde öngördüğü suçlar, esasen tek failli suçlardırlar, ancak bu suçların, bir suç işleme kararına bağlı olmaksızın, kalabalığı oluşturan kişilerce topluca işlenmesi mümkündür. Zaten, bu suçlarda, failler, aralarında suça iştirak bağıntısı olmaksızın genellikle toplu olarak, kalabalık halinde hareket etmektedirler.

Kanun, 34. maddesinde, Halkı kanunsuz toplantı veya yürüyüşe, yani kanunun suç saydığı bir fiili işlemeye tahrik ve teşvik etmek ayrıca suç sayılmıştır. Dolayısıyla, burada, arızi iştirakin bir biçimi olan azmettirme veya suç işlemeye teşvik ayrıca söz konusu olmamaktadır.
5. Kamu düzenine aykırı olarak örgütlenmek

veya çete oluşturmak


5.1, Hukuki konu, mağdur, fail

Ceza Kanunu, 220. maddesi hükmünde suç örgütü, çete kurmayı, ifade hürriyetinin meşru bir tezahürü görmemiş, amaç gayri meşru-araç gayri meşru bağlamında, kamu düzenine aykırı bularak yasaklamıştır.

Gerçekten, kamu düzeninden olarak kanunun suç saydığı bir fiilin veya fiillerin işlenmesi için örgütlenmek, uygar hiçbir toplumda kabul edilebilir bir davranış değildir. Bu, ifade hürriyeti, dolayısıyla örgütlenme hakkı içinde düşünülmemektedir.

Kanun, bu bağlamda olmak üzere, Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunu, Kamunun Barışına Karşı Suçlar arasında düzenlemiştir. 765 s. Kanun, bu suçu, Ammenin Nizamı Aleyhine İşlenen Cürümler arasında düzenlemiştir. Suçun hukuki konusunu, buna bağlı olarak mağdurunu belirlemek bakımından 765 s. Kanunun suçun yerini nitelemesinin daha doğru olduğunu düşünüyoruz, çünkü "ammenin nizamı" bozulduğunda doğal olarak "kamunun barışı" da bozulmaktadır. Böyle olunca, her ne kadar "Topluma Karşı Suçlar" genel başlığı altında da yer alsa, zaten bütün suçlar topluma karşı işlendiğinden, suçun mahsus mağduru, kamunun düzenini sağlamakla görevli kamu idaresi, yani genel kolluktur.

Suç işlemek için örgüt kurma suçu, çok failli suçlar kategorisinin özel bir halini oluşturmaktadır. Bundan ötürü, çok faillilik suçun temel niteliğini oluşturmaktadır. Burada, tartışılan konu fail sayısıdır. Kimi, fail sayısının ikiden az olamayacağını ileri sürerken, kimi fail sayısının üçten az olamayacağını ileri sürmektedir. Ancak, her iki düşünce de, örgütlü suçluluktan söz edilebilmesi için, en az da olsa, bir örgünleşmenin olmasını şart koşmaktadırlar. Örgünleşme, failler arasında, bir astlık-üstlük ilişkisinin, yani emir-komuta ilişkisinin kurulmasıdır. Bunun içindir ki, örgütlü suçluluk, yani suç işlemek için örgüt kurma suçundan söz edilebilmesi için, en az üç kişinin varlığını gerekli gören düşüncenin daha isabetli olduğu kanaatindeyiz.

765 s. Kanunun 313. maddesinde " Bu maddede yazılı teşekkül iki veya daha fazla kimsenin birlikte cürüm işlemek amacı etrafında birleşmesi ile oluşur" diyerek yeterli fail sayısını göstermiştir. 220 madde " ... örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir" demektedir. Bu demektir ki, örgüt, en az üç kişinin karşılıklı gelen iradeleri ile oluşmaktadır. Öyleyse, kişi sayısı çok olsa bile, iradeler arasında karşılıklılık yoksa, ortada bir örgüt de yoktur. Burada, tartışılacak konu, isnat yeteneği olmayan kişilerin durumudur.

Gerçekten, örgütü oluşturan üyelerden birinin isnat yeteneği yoksa, üç kişinin olması örgütün olması için yeterli sayılacak midir meselesi ortaya çıkmaktadır. İsnat yeteneği, kusurluluğun önşartı değil de kişinin bir durumu olarak kabul edildiğinde, üç kişiden bir tanesinin isnat yeteneğine sahip olmaması örgüt olmaya engel değildir, çünkü bu kişiye ceza verilememesi başka şey, suçun faili olmaması başka şeydir. Kuşkusuz, bu halde kişiye ceza verilemez, ancak kişi suçun faili olabilir. Suçun faili olabilen kişi, suç örgütü oluşturma suçunun da faili olabilir, ancak kendisine ceza verilemez, güvenlik tedbiri uygulanır. Böyle olunca, bir kimsenin, birçok çocuğu, bir suç işlemek amacı ile örgütleyerek suç örgütü oluşturması imkansız değildir. Bunun örneği, çocuklardan oluşturulan dilenci çeteleridir.
5.2. Fiil

Kanun, fiili, faile nispetle tanımlamıştır. Buna bakıldığında, kanunun suç saydığı fiil belli bir amacına matuf olmak üzere "örgüt kurmak" veya "örgüt yönetmek" fiilidir.

"Örgüt yönetmek" olmayan bir örgütün yönetilmesi de olmadığından, zaten önceden kurulmuş olan bir örgütü zorunlu kılmaktadır. Kanun, örgütü kuranlar ve örgüt yönetenler arasında fark gözetmemektedir. Her ikisini aynı ceza ile cezalandırmaktadır.

Kanun, sonradan örgüte katılanları, daha az ceza ile cezalandırmaktadır ( m. 220/2).



Kanun, suçun oluşmasında, fail sayısının üç olmasını yeterli görmemekte, ayrıca örgütün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısının, araç ve gereçlerin işlenmesi amaçlanan suç veya suçları işlemeye elverişli olmasını aramaktadır. Kanun, bu hükümle, suçun maddi unsurunda, 765 s. Kanunundan farklılaşmaktadır. İtalyan Ceza Kanunu, suç işlemek için örgüt kurmayı düzenlerken böyle bir şarta gerek görmemiştir. Böyle olunca, kanunun bu suçta olmaması gereken bu hükmünü, anlaşılır bir çerçeve içine oturtmak gerekmektedir.

Kanun, amaç suç- araç suç ayırımı yapmakta, örgüt kurmayı araç suç, işlenmesi amaçlanan suç veya suçları amaç suç saymakta, aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını istemektedir. Bu demektir ki, Kanun, suç işlemek için örgütlenmede, salt fail sayısını, yani sadece örgütlenmiş olmayı yeterli görmemekte; ayrıca, örgütün, örgütlenme düzeyinin, işlenmesi amaçlanan suçları işlemeye yeterli olmasını aramaktadır. Madde metninde yer alan " elverişli olma" yeterli olma anlamındadır. Bu demektir ki, Kanun, suç işlemek için örgüt kurmada, sadece çok failin bir amaç için karşılıklı iradelerini ortaya koyarak bir araya gelmelerini yeterli görmemiş, ayrıca, örgütün yeterli bir örgünlükte olmasını gerekli görmüştür. Böylece, Kanun; üç veya daha fazla kişiden oluşsa bile, yeterli örgünlüğe ulaşmamış toplumsal oluşumları suç saymayarak, cezalandırma alanını daraltmak yanında, suç işlemek için örgüt kurma suçunda, suçu teşekkülünü, yani tüm unsurları ile birlikte tamamlanması anını belirleyen unsurun gerçekten çok faillilik mi olduğu, yoksa doktrinde bugüne dek hiç tartışma konusu yapılmamış olan işlenmesi amaçlanan suçu veya suçları örgütün organlarının işlemekte yeterli olup olmamalarının mi olduğu tartışmasını başlatmış olmaktadır. Biz, 765 s. Kanundan farklı olarak, Kanunun 220. maddesinde yaptığı düzenlemenin, isabetli olmadığı kanaatindeyiz. Aydınlanmadan bu yana oluşan geleneksel doktrine bağlı kalındığında, suç işlemek için örgüt oluşturma suçunun, düşüncenin yasağı olmadan en teknik bir biçimde düzenlendiği kanun, Liberal-demokratik Devletin ceza kanunu olan ve 765 s. Kanunun kaynağını oluşturan Zanardelli Kanunu olmuştur. Kanun, suçun kanuniliği kuralına uygun olarak, 220. maddede, suç işlemek için örgüt kurmak suçu düzenlenirken; klasik düzenlemelere uygun hareket etmiş olsaydı, daha isabetli daranmış olurdu. Kanunun suç saydığı bir fiili veya fiilleri işlemek için suç örgütü kurma suçunun varlığı için iki / üç veya daha fazla kişinin örgün hale gelmesi yeterlidir; ayrıca başka bir şartın gerçekleşmesine gerek yoktur6. Örgütün faaliyetinin işlenmesi amaçlanan suçların işlenmesi bakımından elverişli veya yeterli olup olmaması işlenecek olan o suçlar için gereklidir, ama salt suç işlemek için örgüt kurma suçu için gerekli değildir. Ancak, fail sayısı suçun işlenmesine elverişli olmakla birlikte, 220. madde hükmünde fazladan bir unsur yer aldığından, suçun oluşmuş sayılması için, üç veya daha fazla kişinin salt örgünleşmiş olması yetmemekte; örgünleşmenin, işlenmesi amaçlanan suçun veya suçların gerçekte işlenmesini sağlayacak yeterlilikte olması gerekmektedir7. Ör., banka, işyeri, vs., soygunculuğu yapmak amacıyla çete kurmuş olan kişilerin, fiilin suç olması için sadece bir araya gelip örgünleşmeleri yetmemekte; ayrıca, örgütün; araç - gereç, donanım, lojistik, vs. bakımdan, işlenmesi amaçlanan bu suçları gerçekleştirebilecek bir yeterliliğe ulaşması gerekmektedir. Örgünleşme böyle bir yeterliliğe ulaşılmamışsa, salt örgünleşme, Kanun karşısında hazırlık hareketidir. Hazırlık hareketi cezalandırılmamaktadır.

Belirtilen bu nitelikleri, suçun, ne nitelikte bir suç olduğu sorusunu ortaya çıkarmaktadır. Kanun belli bir yoğunluk aramakla birlikte, suç, daha önceki düzenlemelere benzer olarak, kesintisiz, mütemadi bir suçtur. Gerçekten, örgüt süregeldiği sürece, hukuka aykırı durum devam etmektedir.


5.3. Hukuka uygunluk

Örgüt kurma ve örgüt yönetme hukuka aykırı olmalıdır. Genel olarak, hukuka uygunluk nedenleri, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu ile bağdaşmamaktadır. Ancak, zorla örgüte sokulmada, koşulları varsa, 25/2 ve 28. madde hükmünün uygulanması mümkündür. Kuşkusuz, bir kimse, zorunluluk halinde kalarak örgüte üyesi olursa, zorunluluk halinden yararlanabilecektir. Öte yandan, cebir, tehdit altında kalarak örgüte girmek zorunda kalan bir kimse herhalde kusurlu sayılmayacaktır.


5.4. Kusurluluk

Suç, genel kast yanında özel kastı da gerektirmektedir.

Kast, faillerin bir örgütü kurduklarını veya yönettiklerini yahut katıldıklarını bilmeleri ve istemeleridir. Özel kast, örgütü, kanunun suç saydığı bir fiili veya fiilleri işlemeyi amaçlayarak kurmalarıdır.

Fiili hata kastı kaldırır. Kanunun izin verdiği bir örgütü kurduklarını sanan faillerin kaçınılmaz bir hataya düşerek suç işlemek için örgüt kurmuş veya yönetmiş olmaları halinde hatalarından yararlanırlar.


5.5. Teşebbüs, iştirak, içtima

Suç neticesiz bir suçtur. Bundan ötürü, üç veya daha fazla kişinin, bir araya gelerek, işlenmesini amaçladıkları suç veya suçların işlenmesine yetecek bir örgünlük kazandıklarında, örgüt kurma veya yönetme suçu oluşmuş olur. Böyle olunca, üç kişinin sadece bir araya gelmesi, hazırlık hareketi olmakta, dolayısıyla cezalandırılmamaktadır. Suç, maddi unsuru bakımından kesintisiz bir suçtur. Kesintisiz suçlara teşebbüs olmaz.

Suç işlemek için örgüt kurma suçuna iştirak kural olarak mümkün değildir. Bu suçta, yalnızca “örgüte üye olmak” söz konusu olmaktadır. Zaten, Kanun, “ Suç işlemek için kurulmuş olan örgüte üye olmayı “ örgüt kurmak veya yönetmekten ayrı bir suç saymakta ve ayrı bir ceza ile cezalandırmaktadır ( m.220/2 ).

Ancak, Kanun “ örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişiyi ” “örgüt üyesi olarak “ cezalandırmaktadır ( m. 220/7 ). Bu demektir ki, Kanun, bu suçta suça iştiraki mümkün görmekte, ancak fiili iştirak kurallarına göre değil, bu suça özgü bir biçimde cezalandırmaktadır.

Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu, kendine özgülüğünden ötürü, suçların içtimaına konu olması zordur. Gerçekten, Kanun, ne bu suçu başka bir suçun unsuru veya ağırlatıcı nedeni, ne başka bir suçu bu suçun unsuru veya ağırlatıcı nedeni saymaktadır ( m. 42 ). Ör., hırsızlık suçunun ağırlatıcı nedeni olan hırsızlığın “.. bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi” bu suçun ne unsuru ne de ağırlatıcı nedenidir. Bununla birlikte, kesintisiz suç olmasına rağmen, suçun, zincirleme suç olarak işlenmesi imkansız değildir, çünkü kesintisiz suçların zincirleme suç olarak işlenmesi doktrinde mümkün görülmektedir. Burada bir fiille kanunun birden fazla hükmünün ihlali de düşünülmemektedir. Kanun, işlendiğinde,işlenmesi amaçlanan suçu ayrıca cezalandırmaktadır.
5.6. Suçu ağırlaştıran nedenler

Kanun, suçu ağırlaştıran neden olarak, bir tek nedene yer vermiştir. Bu, örgütün, silahlı olması halidir ( m. 220/3 ). Silah, Kanunun 6/1, f . maddesi hükmünde tanımlanmıştır.


5.7. Amaçlanan suç veya suçların işlenmesi

Kanun “ örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçtan dolayı da cezaya hükmedilmesini “ emretmiş bulunmaktadır ( m. 220/4 ). Öyleyse, örgüt üyesi kişi, hem örgütün üyesi olmaktan, hem de örgütün faaliyeti çerçevesinde işlediği diğer suç veya suçlardan sorumlu olacaktır.

Kanun, örgüt yöneticilerini, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek suçu yanında, haberi olsun veya olmasın örgütün faaliyeti cümlesinden olarak işlenen bütün suçlardan sorumlu tutmakta, o suçların faili olarak cezalandırmaktadır ( m. 220/5 ). Bu, örgütün üyesi kişinin fiilinden, örgüt üyesi kişi yanında, fiilden haberi olsun veya olmasın, örgüt yöneticisi kişinin cezalandırılmasıdır. Burada, kişi, ister bilsin ve istesin, isterse bilmesin ve istemesin, üçüncü kişinin fiilinden, o kişi ile birlikte sorumlu olmaktadır. Herhalde, bu, bir tür objektif sorumluluktur. Zaten, Kanunun, işlemediği bir fiilden, kişiyi, “ fail olarak” cezalandırılmaktan söz ederek, bizi doğrulamaktadır.
5.7. Örgüt üyesi olmayanların örgüt adına suç işlemesi

Kanun, örgüt üyesi olmadığı halde, örgüt adına suç işleyen kişiyi, hem işlediği suçtan, hem de örgüte üye olmak suçundan sorumlu tutmaktadır ( m.220/7 ). Bu doğrudur, çünkü, bir kimse örgüt adına suç işlemekle, ister istesin isterse istemesin, adına suç işlediği örgüte, bilerek ve isteyerek katılmış, yani örgütün üyesi olmuş olmaktadır.


5.8. Örgüt veya amacının propagandasını yapmak suçu

Kanun, örgütün veya amacının propagandasını yapmayı suç saymaktadır.

Suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi cezayı artıran bir neden sayılmıştır.

Kanun seçenekli bir hükme yer vermiştir. Suç örgütünün propagandası suç sayılmaktadır. Propaganda, tanıtmak, yaymak, yani örgütü başkalarına duyurmak, örgütün varlığından başkalarını haberdar etmek anlamındadır. Ancak, burada, propagandada, tanıtmak, yaymak yanında, bir şeyin iyi olduğunu söylemek de vardır. Öyleyse, propaganda, tanıtmak, yaymak yanında, örgütü övmek anlamına da gelmektedir. Ör., bir eşkıya çetesini tanıtmak, varlığından başkalarını haberdar etmek, eşkıya çetesinden övgü ile söz etmek, çetenin propagandasını yapmaktır.

Çetenin amacının propagandasına gelince, madem örgütün amacı suç sayılan fiil veya fiillerin işlemektir, bu, her halde “ suçu övme” suçunun özel şeklidir. Gerçekten, Kanun, 215. maddesinde, işlenmiş olan bir suçu övmeyi cezalandırmaktadır. Burada, 215. maddeden farklı olarak, ister işlensin isterse işlenmesin, işlenmesi amaçlanan suçun propagandası, yani övülmesi, iyi görüldüğünün söylenmesi suç sayılmaktadır.
5.9. Ceza

Örgüt kurmak veya yönetmenin cezası iki yıldan altı yıla kadar hapistir. Örgüt silahlı olduğunda, ceza, dörtte birden yarısına kadar artırılır.

Örgüte üye olmanın cezası, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıdır.

Örgütün veya amacının propagandasının cezası bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Suç basın yolu ile işlendiğinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.


5.10. Ödüllendirme
5.10.1. Mahiyeti

Kanun 221. maddesinde, " Etkin pişmanlık" adı altında suç işlemekte olan faillerin, suç örgütünü bir suç işlenmeden önce dağıtmalarını, bir suç işlendikten sonra, suçun faillerinin ele verilmesini, suç örgütünün dağıtılması, örgüt üyesinin suç işlemeden veya bir suç işledikten sonra örgüt üyeliğine devam etmeyerek örgütü terk etmesini, cezalandırmanın karşıtı anlamında bir tür ödüllendirme olarak cezayı tümden ortadan kaldıran veya azaltan bir neden saymaktadır. Kanun, cezanın ortadan kalkmasını, “.. cezaya hükmolunmaz “ biçiminde ifade etmektedir. Bu ifadeden, suçun, açıkçası ceza mahkumiyetinin ortadan kalkmadığı, yani ortada mahkumiyeti tüm hüküm ve neticeleriyle birlikte ortadan kaldıran “genel af” niteliğinde olan bir durumun olmadığı, öyleyse kişinin “hükümlü” olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. 221/5. madde hükmü bu düşünceyi doğrulamaktadır.

Gerçekten, suça Teşebbüste suçun icrasından gönüllü vazgeçme veya neticeyi isteyerek önlemeden farklı olarak, burada amaç, teşebbüste olduğundan farklı olarak, suçlunun suçundan geri dönmesi veya neticeyi önleyerek zararı gidermeye çalışmasını sağlamak değildir. Burada, asıl amaç, örgüt ve mensupları hakkındaki kanıtları ele geçirmek, örgütün çökertilmesini, üyelerinin ele geçirilmesini, suç arkadaşlarını ihbar ederek suçlunun kollukla işbirliğini sağlamaktır. Kurum bu niteliğinden ötürü, gönüllü vazgeçme ve etkin pişmanlıktan farklıdır. Suçlunun suç arkadaşlarını ihbar etmesi bir kısım doktrinde ahlaki bulunmamakta, suçlunun davranışı davranışından pişmanlık duyma olarak değerlendirilmemektedir. Ancak, hukuk ahlaka aykırı bir davranışı korumamak zorunda olmakla birlikte, daha büyük bir zararı önlemek uğruna daha az zarara katlanmanın aklın gereği olduğu ileri sürülmektedir. Elbette, büyük zararlar doğurabilen örgütlü suçluluğu çökertmede zorunlu olduğunda, bu da, bir yol olarak denenmektedir. Ancak, bu kurumun yerinin bura olmadığı, örgütlü suçlulukla mücadele için çıkarılmış olan özel diğer kanunlar olduğu ileri sürülmektedir8.
5.10.2. Koşulları

Ödüllendirme, Etkin pişmanlık adı altında 221. maddede beş fıkra olarak düzenlenmiştir. Birinci, ikinci, üçüncü fıkrada, failler hakkında cezaya hükmolunamayacağı; dördüncü fıkrada fail hakkında durumuna göre cezaya hükmolunamayacağı veya cezasının indirilebileceği düzenlenmiştir. Beşinci fıkrada “etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler” hakkında denetimli serbestlik tedbirinin uygulanabileceği hükme bağlanmıştır.


Birinci fıkrada örgütü kuranların ve yönetenlerin etkin pişmanlıkları düzenlenmiştir. Bunlar, örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce örgütü dağıtırlarsa veya verdikleri bilgilerle örgütün dağılmasını sağlarlarsa, haklarında cezaya hükmolunmaz.
6. Silahlı örgüt, Silah sağlama, Suç için anlaşma

Kanun 220/3. maddesinde örgütün silahlı olması halini cezayı artırıcı bir neden saymışken, 314. maddesi hükmünde ayrıca bu suçun özle bir şeklini, yani silahlı örgütü, 315. maddede örgüte silah sağlama suçunu öngörmüş bulunmaktadır. Ayrıca, kanun, 316. maddesi hükmünde, 765 s. Kanunda olmayan, kendine özgü bulunan, bir suça iştirak hükmüne yer vermiş bulunmaktadır.


6.1 Silahlı örgüt

Kanun, 315. maddesinde, amaç ve vasıta ile sinirli olarak suç işlemek içinin örgüt kurma suçunun özel bir biçimine yer vermiştir.

Kanun, " Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin" bu maddede yer almayan hükümler hakkında da geçerli olduğunu belirtmiştir. Öyleyse, 220 madde hakkındaki açıklamalar burada da geçerlidir.

Suç, genel karşısında, amaç ve vasıta bakımından özeli ifade etmektedir. Örgütün faaliyeti cümlesinden olarak işlenmesi amaçlanan suçlar, Kanunun Dördüncü Kısmının, Dördüncü ve Beşinci Bölümünde yer alan suçlardır. Dördüncü bölümde yer alan suçlar, 302, 303, 304, 305, 306, 307 ve 308. maddelerde yer alan suçlardır. Beşinci bölümde yer alan suçlar,309, 310, 311,312, 313. maddelerde öngörülen suçlardır. Üç veya daha fazla kişi bu suçları işlemek için örgütlenmiş olmalıdır.

Fiil, silahlı bir örgüt kurmak veya yönetmektir. Örgütlenme, daha başından itibaren, silahlı örgütlenme biçiminde olmalıdır. Silahlı örgütlenme, örgütün ve örgüt mensuplarının silahlandırılmış olmasıdır. Kanun, bunu, "silahlı örgüt kurmak" veya " silahlı örgütü yönetmek" biçiminde ifade etmiştir.

Kast, faillerin, kanunda belirtilen suç veya suçları işlemek için silahlı bir örgüt kurduklarını bilmeleri ve istemeleridir.

Kanun, silahlı örgüte üye olmayı ayrıca cezalandırmaktadır. Kast, failin, silahlı bir örgüte üye olduğunu bilmesi ve istemesidir. Bu konuda esaslı hata, fiili hata olur ve kastı kaldırır. Suçun taksirli biçimi yoktur.

Kanunun 220. maddesi, bilindiği üzere, suçun işlenmiş olması için, örgütün örgünleşmesinin belli bir yeterlilikte olmasını aramaktadır. 314/3. madde hükmü karşısında, acaba o koşul burada da geçerli midir sorusu akla gelmektedir. Madem kuruluşu bakımından örgütün silahlı örgüt olarak kurulmuş olması aranmaktadır, madem silahlı hareket yukarıda sayılan suçların tümünün işlenmesinde elverişli hareket olmaktadır, öyleyse silahlanmanın artık yeterli düzeyde olmasına gerek bulunmamaktadır9.

Suç, mütemadi, kesintisiz suçtur. Kesintisiz suçlara teşebbüs olmaz.

Suçun cezası, örgütü kuranlar veya yönetenler bakımından farklıdır. Kuranlar veya yönetenler, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası, üye olanlar beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadırlar.


6.2. Silah sağlama

Kanun, 315/1. maddesi hükmünde, çeteye silah sağlamak fiilini, silahlı çete kurmak, silahlı çete yönetmek, silahlı çeteye üye olmak suçlarından ayrı bir suç olarak değerlendirmiştir.

Kanun, bir önceki maddeye göndermede bulunmakta; oradaki örgütlerin “ faaliyetlerinde kullanılmak maksadı “ ile; onların “ amaçlarını bilerek”, onlara, silah “ üretmek “, silah “satın almak” veya “ülkeye sokmak” sureti ile “ silah temin etmek” , “ nakletmek” veya “depolamak” fiillerini yasaklamaktadır.

Görüldüğü üzere, suç, seçimlik hareketle bir suçtur. Hareketlerden birinin veya birkaçının birlikte yapılması temel cezayı belirlemede etkili olur, ancak ihlalin veya suçun sayısını etkilemez.

Kast, failin, faaliyetlerinde kullanılmak maksadı ile, amaçlarını bilerek, silahlı bir örgüte silah sattığını bilmesi ve istemesidir. Amacını bilmeden örgüte silah sağlamak, fiili hata olur. Bu halde, fail, bu suçtan sorumlu olmaz.

Suç, tek faille işlenen bir suçtur. Suça, birden çok kişinin iştiraki mümkündür.

Suçun cezası, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasıdır. 314/3. maddesi hükmünün “… diğer hükümler…” ibaresini kullandığı içindir ki, 221. madde hükmü, cezasızlık veya cezanın azaltılması hakkında da geçirlidir.
6.3. Suç için anlaşma

Kanun, 316. maddesinde, birlikte suç işlemenin özel bir şekline, bir tür iştirake yer vermiş bulunmaktadır. Madde hükmü, Kanunun Dördüncü Kısmının, “ Millet ve Devlete Karşı Suçlar”, Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçlardan birini, iki veya daha fazla kişinin, işlemek için, sadece aralarında anlaşmaları fiilini suç saymaktadır. Bu düzenleme, hazırlık hareketleri cezalandırılmaz kuralının istisnasını oluşturmaktadır, çünkü Kanun, işlenmesi kararlaştırılan suçun en azından teşebbüs derecesinde işlenmiş olmasına bakmamakta, başlı başına salt kararlaştırma fiilini kararlaştırılan suça iştirakten bağımsız bir suç saymaktadır.

Suçla ihlal edilen ve ceza ile korunan hukuki değer veya menfaat, bir kamu tüzel kişisi olarak Devletin, kendi varlığını ve esenliğini korumaya ilişkin kamusal yararıdır. Bu suçla, tehlike büyük olduğundan, henüz fiili kalkışma ortaya çıkmadan, mevcut bir “ fesadı ” daha başında ortadan kaldırma amaçlandığından; sadece bu hal için, kuralın istisnası olarak, hazırlık hareketlerinin cezalandırılmasında bir sakınca görülmemiştir.

Kanun, salt iştiraki, açıkçası iki veya daha çok kişinin, bir araya gelerek belli bir suçu işlemeyi kararlaştırmalarını cezalandırmaktadır. Bu suç, belirtilen bu niteliğinden ötürü, 220. ve 314. maddelerde öngörülen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan farklıdır, aralarında bir benzerlik yoktur. Gerçekten, suç, çok faille işlenen bir suçtur, ancak suç işlemek için örgütlenmek suçu değildir. Suçun özelliği, fail çokluğudur.

Kanunun suç saydığı fiil, iki veya daha fazla kişinin, 316. madde hükmünde belirtilen suçlardan “ herhangi birini elverişli vasıtalarla işlemek üzere ” anlaşmış olmalarıdır. Görüldüğü üzere, Kanun, sadece iki veya daha fazla kişinin belli bir suç işlemelerini kararlaştırmalarını yeterli görmemekte, ayrıca iki veya daha fazla kişinin belli bir suçu “elverişli vasıtalar” ile işlemeyi kararlaştırmalarını istemektedir. Böyle olunca, kararlaştırılan vasıtalar, işlenmesi kararlaştırılan suçu nesnel olarak işlemeye elverişli olmadığında, ortada işlenemez suç bulunmaktadır.

Kanunda yer alan “ maddi olgularla belirlenen bir biçimde anlaşılırsa “ hükmü, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, suçun maddi unsuruna değil, sadece suçun ispatına ilişkin bir hükümdür. Elbette, fiil ispatlanamıyorsa, ortada bir suç da yoktur.

Suç kastla işlenmektedir. Kast, elverişli vasıtalarla madde hükmünde öngörülen suçlardan birini bilerek ve isteyerek işleme iradesidir.

Suçun cezası, işlenmesi kararlaştırılan suçun ağırlık derecesine göre üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasıdır. Ancak, Kanun, 316/2. maddesinde, faillerden biri, işlenmesi kararlaştırılan suç işlenmeden veya “anlaşma dolayısıyla soruşturmaya başlanmadan önce bu ittifaktan çekilirse” kendisine ceza verilmemesini öngörmüştür.

7. Bir tür örgütlü suçluluk olarak

terör ve terörizm

  1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət