Ana səhifə

Tbmm tutanak Hizmetleri Başkanlığı


Yüklə 213.3 Kb.
səhifə1/4
tarix26.06.2016
ölçüsü213.3 Kb.
  1   2   3   4



T B M M

Tutanak Hizmetleri Başkanlığı

Komisyon : Anayasa Uz. Giriş : Tarih : 13/02/2013 Stenograf : Kayıt: Anayasa Uz Sayfa:




13 ŞUBAT 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Sırrı Süreyya ÖNDER (İstanbul)

-----0-----

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Uzlaşma Komisyon toplantımıza başlamadan önce, bütün süreç boyunca bize büyük bir özveri ve hulusi kalple yoldaşlık eden uzman arkadaşlara, stenograf arkadaşlara, servis yapan arkadaşlara teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez, Doç. Dr. Selin Esen, Prof. Dr. Hasan Tunç, Meral Danış Beştaş, Taylan Barın, Dilek Kumcu, Yrd. Doç. Dr. Abdurrahman Saygılı, Oğuz Turhan, Yusuf Uygar, Yusuf Buzgan arkadaşlarımızın hazirunluğunda toplantıyı açıyorum.

Allah memlekete, millete, devlete –pardon, devleti geri alıyorum- hayırlı uğurlu etsin. Devlet Bey değil.

Evet, BDP’nin 4’üncü fıkra hükmüyle ilgili bir söz talebi var. O kadarcık torpilim olsun, Meral Hanım’a söz vererek açıyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ – Geçen toplantıda yaptığımız tartışmada biz bu 4’üncü fıkraya ilişkin görüşümüzü kendi aramızda bir değerlendirip Komisyona bilgi vereceğimizi, uzlaşıp uzlaşmamak yönünde ya da görüşümüzü söylemek yönünden bir süre istemiştik. Şimdi, şöyle bir şey: Aslında, uzlaşamayacağımız bir madde değil yani bunu öncelikle söyleyeyim ancak biz bazı konuları sizinle bir daha gözden geçirerek burada bir tartışma –kısa süreli de olsa- açmak istiyoruz, sebebi de şu: Şimdi, bu fıkrada yani üç partinin ortaklaştığı fıkrada “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleriyle ilgili işledikleri iddia edilen suçlar hakkında ceza soruşturması açılması ancak kanunda belirtilen hâllerde idari merciin iznine bağlıdır.” şeklinde bir uzlaşma oldu.

Şimdi, hepimizin bildiği üzere, özellikle memurların görevleri sırasında ya da görevleri sebebiyle ya da bu iddiayla, görevi sırasında değil aslında ya da görevi sebebiyle işlediği bir suç değil ama genellikle disiplin soruşturmalarında ya da açılan soruşturmalarda o kapsamda çok vahim hak ihlallerinin, suçların soruşturmasının engellendiği ve gerçekten sorumluların cezasız kaldığını yakinen biliyoruz yani bunun uygulamada çok fazla örneği var. Özellikle, işkence fiillerinde, yine kolluk mensuplarının toplumsal olaylarda, gösterilerde ya da benzeri tip olaylarda yaptıkları öldürme fiilleri, yani sonuçta direkt cinayet olarak görünen ama Memurin Muhakematı Kanunu ve benzeri sebeplerle… Gerçi, orada onu aşan da bir yargı pratiği var, o izni de aşan bir cezasızlık politikası olduğunu yakından biliyoruz. Bunun en yakın örnekleri işte, 28 Aralık 2011 tarihinde Roboski. Yani mesela, Roboski de Memurin Muhakematı Kanunu’na takılmasa bile, böyle bir açıklama yapılmasa bile soruşturma hâlâ Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında davam ediyor ve soruşturma olayın… Roboski soruşturması yakın örnek olduğu için, orada sorumluların açığa çıkarılması yerine, sorumluların gizlenmesi soruşturması yapılıyor açıkça. Ben bizzat dosyaya vekalet sunan biri olarak, her ay dilekçe veren, gizlilik kararının kaldırılmasını isteyen yani faillerin tespit edilip edilmediğini, varsa bu failler kimdir yani müdahillerin… 34 kişinin annesi, babası, yakınlarının bu konuda bir doğal olarak, cezalandırma istemi olduğunu, bunu öğrenmek istediklerini, ayrıntılı taleplerimize rağmen, şu ana kadar iki satırla bu taleplerimiz reddediliyor gizli olduğu için ve gizlilik de yani neyi gizliyorlar, onu da bilmiyoruz. Sonuçta, bombalama var, ölüm var, sonuç var, talimat var. Bunun böyle çok da gizlenecek bir yönü de yok, bütün kamuoyu tarafından bilinen bir gerçek. Gizlilik kararı sebebiyle bu söyleniyor ve savcı mesela, sözlü diyaloglarda… Kimseyi zan altında bırakmak istemiyorum, o savcı değil ama “Görevleri sebebiyle yapmışlardır, görev sırasındadır, görev saikiyledir, öldürme kastı yoktur.” gibi birçok karar da aldık yani benzeri fiillerde ve bu fiillere ilişkin birçok soruşturma, kovuşturma, cezasızlık kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne de gitmiş ve ihlal kararları verilmiş. Ve hatta bugün bile Adalet Bakanının bir açıklaması var, dördüncü yargı paketiyle ilgili. Eski mi? Pardon, eskiymiş, ben yeni diye biliyordum ama dördüncü pakette mesela kamu görevlilerinin ve işkence faillerine ilişkin radikal düzenlemeler yapacağız, soruşturmadan kaçamasınlar diye, yargılanmaktan daha fazla kaçamasınlar diye. Taslakta bu değişiklik olacak mı bilmiyoruz ama bizzat Adalet Bakanının yaptığı açıklamalarda öldürme ve yaralama suçlarında mesela, bunun işkence fiillerinde uygulanmayacağı, bu güvenlik zırhının, o koruma zırhının kalkacağı yönünde açıklamalar var.

Daha iki gün önce Diyarbakır’da Şahin Öner isimli, on dokuz yaşında lise öğrencisi bir çocuk akrep altında kaldı ve öldü yani akrep altında ve görgü tanıklarının gözü önünde öldürüldü. “Öldü” demiyorum, öldürüldü ve beş dakika sonra dört tane ajansa şu haber düştü, Diyarbakır Valisi’nin –Sayın Vekilim bilir, Sırrı Bey- açıklaması dört ajansta: “Elinde bomba patladı.” diye bir haber geçti hemen, anında. Yani beş dakikada nasıl anladınız, bu basın nasıl yazdı, Valilik nasıl öğrendi? Biz hemen gittik hani, soruşturma, vesaire ve bugün üçüncü gün, hâlâ otopsi raporu elimizde yok bu çocuğun. Ve fotoğraflar yansıdı sadece, o da baba gidip morgda gördükten sonra fotoğraflarını çekmiş; eller, kafa, ayaklar, vücut bütünlüğü tam, sadece ezilme var bazı yerlerde ve bu şimdi şeye takılabilir: “Ben akrebi sürüyordum, görevimdi, ben dağıtmaya çalışıyordum.” Ha, izne bağlıdır, ben onu cinayetten… Asıl cinayet fiilidir yani düpedüz, ceza soruşturmasına göre soruşturulmayabilir. Nitekim, bugüne kadar böyle bir idari pratikten, böyle bir kolluk gücünün cinayet şeyinden de ceza aldığına tanıklığımız çok istisnadır, yoktur.

Bu nedenle, biz diyoruz ki şurada şöyle bir uzlaşı arasak: “Ceza soruşturması açılması kanunda belirtilen hâllerde idari merciin iznine bağlıdır.”dan ziyade, bu kanunda belirtilen hâlleri biz yazsak anayasaya yani korumayı güçlendirelim. Memur işlediği fiillerden dolayı yani bir öldürme fiilinden ceza alsın. Mesela öldürme fiilleri gibi ya da görev sebebiyle… Nasıl bir formül buluruz, biz de tartıştık ama buna bir şey bulalım yani. Kanuna bırakınca, kanun takdirdir, yasama organı bunu geniş tutabilir, birçok sebep sayabilir memurun yargılanması izne bağlı kalmasın diye. Tartışmaya açıyoruz yani bu karşılamayabilir.

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Tamam Başkanım.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Teşekkür ederiz.

Buyurun Sayın İyimaya.

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Değerli arkadaşlar, tabii, bu konuda ben bir defa yüksek Komisyona bir tarih bilgisi vereyim: Bu Memuri Muhakemat yargılama yöntemi 1911 veya 1912’de geldi ve Fransız kaynaklıdır. 1913’müdür Hocam? Neyse yani, odur ve geldiği zamandan altmış yıl evvel Fransa yürürlükten kaldırmıştı, bir.

İki, çok çalıştık, Atilla Sav, ben, Hikmet Sami Türk, o dönemde Farukçuğum Parlamentoda yoktu.

FARUK BAL (Konya) – Ben değiştirenlerdenim.

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Tabii, doğru, onun için buradaki şey şu arkadaşlar: Burada Sami Selçuk’un da bu konuda TESEV için veya TESAV için, bilemiyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ – TESEV…

AHMET İYİMAYA (Ankara) – TESEV için doktora tezi gibi müthiş bir kitabı var.

Bir modern sistem şudur, komisyonda bu kabul görmedi: Otorizasyon yani izin, kovuşturma aşamasıyla ilgilidir. Savcı delilleri toplamalı, idare savcının objektif olarak topladığı delilere göre lüzumu muhakeme veya ademi muhakeme kararı vermelidir, modern sistem budur ama biz hem 1982…Çünkü o zaman da soruşturma, kovuşturma, yoktu, Faruk Bey çok güzel izah etti. 129’ncu maddenin 5’inci fıkrası mıdır, son fıkrası mıdır, bakılır oraya, “kovuşturma” dendi. Şimdi, biz beri tarafa “soruşturma…” Bizim geleneğimiz de soruşturma. Savcının el koyması bir izin şartına bağlı oluyor. Ne oluyor o zaman? İdare kendi içinde tahkikatta objektif davranamıyor, uzun sürüyor ve bir suçlar kara deliği oluşuyor, ona katılıyorum demokratikleşme bakımından.

Burada ne yapılabilir? Bir defa, Meral Hanım, bu “sırasında”, “dolayısıyla” veya “iddiasıyla”, o gerekçeye konur; “ötürü” onların her üçünü kapsıyor. Memuri Muhakemat’ta “sırasında”dır, “dolayısıyla”dır ama bu gerekçeye konur. “Ötürü” hepsini kapsıyor. Ha, ne olabilir? Bu kurguya göre ihtiyaca yeter ama şu da bilinmeli ileride, yasa koyucunun bilmesi lazım: Buradaki izin… Sadece izin verilecek memurun statüsünden kaynaklanmaz istisna, suçun niteliğinden de kaynaklanabilir ama ifade edildiği gibi, bu, yasamanın mutlak takdirinde. Şu konabilir yüksek Komisyon eğer uygun görürse, Hasan Hocam bilhassa, hocalarım buradalar, Yusuf Hocam burada, şu konabilir: “Ancak şu suçlarda…” Mesela cinayet, ben hiç şey yapmam yani görevi sebebiyle… “Şu suçlarda izin şartı aranmaz.” denebilir, anayasal rezerv konabilir ama ondan daha fazla bir şey, anayasayı tüzüğe veya yasaya döndürmüş olur.

Arz olunur efendim. Saygılar sunarım.

FARUK BAL (Konya) – Evet, değerli arkadaşlar, biz daha önce bunları tartıştık.

Şimdi, buradaki izne tabi olan suçlar görevleriyle ilgili olan suçlardır. Görevleriyle ilgili her suç değil, görevleriyle ilgili kanunda sıralanan suçlar. Dolayısıyla, madde açıktır, nettir. Sayın İyimaya’nın dediği husus ve Meral Hanım’ın ifade ettiği hususların hepsi 2001 veya 2002 yılında Devlet Memurları Kanunu Muvakkatı’nın değiştirilmesine ilişkin yasayla hepsi demokratik hâle geldi, orada bir sorun yok. Nasıl demokratik hâle geldi? Eskiden ilçe idare kurulları, il idare kurulları karar verirdi, şikâyet mevzu olduğu gibi, işte, kaymakamın emrindeki ziraat müdürü, veteriner hekim, mal müdürü, bunlar filanca yerde “Memur şöyle bir suç işlemiş mi, işlememiş mi?” buna karar verirlerdi. Memurin Muhakemetı kanunu gereği meni muhakeme kararı çoğunlukla verilirdi, bu da herkesi rahatsız ederdi. Bu şimdi değişti. Dolayısıyla, ilçe idare kurulları, il idare kurulları değil, artık yetkili bir merci olarak kanunda belirtilen makamlar veriyor, onun kararı da kesin değil, ona karşı yargıya da gidebiliyorsunuz, idare mahkemesine veya Danıştaya gidebiliyorsunuz.

Bu, şöyle de tartışılmıştı geçtiğimiz hafta: Önce “Yargı izin alsın ya da yargı makamı buna bir karar versin.” şeklinde ifade edilmişti, onu da geçen hafta anlatmıştık. Neticede, “Bu, dakikalık bir farkı ifade ediyor. İzin vermezse doğrudan yargıya gideceği için bir sorun olmuyor.” demiştik. Dolayısıyla, bu üzerinde çok fazla tartışılacak bir mevzu değil. Bu hâliyle bence tam uzlaşılabilecek bir metne dönüşmüştür.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Buyurun Hocam.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Şimdi, birkaç tane sorun var yani baktığınız zaman Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına, bu sorunları görüyorsunuz.

Birinci sorun, bu izne tabi olan suçlarda yapılan soruşturma Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından bağımsız olmayan bir soruşturma olarak kabul ediliyor. Neden? Çünkü soruşturmayı yapan makam yürütmenin içinden çıkıyor yani o nedenle, yürütmeden çıkan bu soruşturmanın sonucuna göre yargıya intikal edip etmemesine karar verilmesi aslında adil yargılamanın bir ihlali olarak görülüyor. Göç kararı, bunun gibi pek çok karar var filan. Bir kere buradan kaynaklanan bir sorun var yani yargının yetkili olup olmadığına idare karar verecektir. İdarenin yaptığı soruşturmaysa bağımsız bir makam değildir. Belki bununla ilgili bir çözüm… Tabii ki bunun sınırı daraltılmıştır, bu iyi bir gelişmedir. İşte, cinayet filan gibi suçlarda bu idari soruşturma kalkmıştır, görevden kaynaklanan suçlara sınırlar… Ama gene var yani sorun devam ediyor, daha sınırlı olmakla birlikte sorun devam ediyor.

İkinci sorun, memur yargılanırken, kamu görevlisi yargılanırken, birçok olayda bakıyorsunuz, yerinde duruyor bir kere, işten el çektirilmiyor. Bu yetmezmiş gibi terfi ettiğini görüyorsunuz. Yargılama üç sene sürüyor, o üç yıl içinde bakıyorsunuz, bu devlet görevlisi sürekli olarak terfi ediyor, daha yüksek makamlara geliyor. Yani böyle bir sorun var. o yargı süreci devam ettiği sürece orada oturmamak lazım, işte, görevli olmaması lazım. Başka türlü çünkü bu yargılama nasıl olacak?

Şimdi, bunlar anayasada nasıl düzenlenir? Bilemiyorum yani, onu düşünmek lazım.

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Bir defa, anayasa sorunu değil.

FARUK BAL (Konya) – Bunlar Memurin Muhakematı Kanunu’nun görevi içerisinde.

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Bir defa, anayasa sorunu değil, bunu buradan kaldırmamız lazım.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Yani, bunu düşünmek lazım ama.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Buyurun Hocam.

DOÇ. DR. SELİN ESEN – Şimdi, bu düzenleme çok uzun yıllardır var. Bunun temel amacı ne? Olur olmaz soruşturmalarla memurun iş yapmasını engellemek, değil mi? Kamu hizmetini görmesini sağlamak. Buna karşılık, Meral Hanım’ın çok somut biçimde verdiği örneklere benzer örnekleri çoğaltmamız mümkün ne yazık ki bu ülkede. Dolayısıyla, bu “kanunda belirtilen hâllerde” ifadesini, belki, görevi nedeniyle eğer insan öldürme gerçekleşmişse ya da işkence iddiaları söz konusuysa burada asıl olanın soruşturma açılması, istisnanın “idarenin talebi durumunda yargıya giderek bu soruşturmanın durdurulması” biçiminde bir düzenleme düşünebiliriz diye düşünüyorum, çünkü gerçekten yaşanan olumsuz örnekleri hani bu anayasa vesilesiyle bir şekilde belki sınırlandırmak ya da gidermek -eğer mümkün olursa- söz konusu olabilir diye düşünüyorum.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Buyurun Hasan Hoca.

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Sayın Başkan…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Hasan Hoca, daha önce söz istedi.

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Peki, tamam.

PROF. DR. HASAN TUNÇ – Şimdi, mevcut öneride ifade edilen düzenlemeye baktığımızda şu anki uygulamadan çok önemli bir farkı var, onu göz ardı ediyoruz gibi geliyor bu tartışmada, şöyle ki: Bu düzenlemeye göre soruşturma esas.

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Tabii, soruşturma esas.

PROF. DR. HASAN TUNÇ – Yani suç işlediğinde kamu görevlisiyle ilgili soruşturma açılması esastır, öncelik onadır. Ancak bunun istisnalarını, yani çok özel durumlarda soruşturma açılmaması gereken, suçun niteliği, görevin konumu vesaire -tabii onu yasa koyucu takdir edecektir- gibi hâller kanunda belirtilmek zorundadır. Yani kanunda şunu demiyorsa, “X görevlisi veya y suçuyla ilgili soruşturma açılması izne tabidir.” demiyorsa o soruşturma direkt açılmak zorundadır. Mevcut düzenlemenin uygulamadan çok önemli bir farkı var ve Atilla Bey’in biraz önce vurguladığı o Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları konusundaki orada ortaya çıkabilecek birtakım problemler de bu şekilde hallolmuş oluyor. Yani esas olan soruşturmanın açılmasıdır. Soruşturmayı yetkili kurullar açacak, ancak idari ön izne tabi olması, özel olarak kanunda belirtilirse bu işleyecek. Mesela, Meral Hanım’ın verdiği örnekte eğer öyle bir fiil gerçekleşmişse, o fiili işleyeni hemen savcı gerekli işlemleri yaparak gerekli soruşturmaya konu edinecek, ha onunla ilgili bir yasal düzenleme varsa ayrı. Dolayısıyla, böyle bir düzenleme o nevi sıkıntıları da ortadan kaldırır diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Tamamen soru sorma… Yani herkese bu sorum, anlamak bakımından soruyorum. Şimdi, bunu kanuna bırakırsak, “soruşturma esas muafiyet, istisna” diye bir düzenleme yaparsak, uygulamada hâlihazır önümüzde bir örnek var, diyelim MİT Müsteşarının soruşturulması kanunla Başbakanın ön müsaadesine bağlanır ya da iznine, doğrudan iznine bağlı. Şimdi, askerler bağırıp çağırıyorlar bizi de bu statüye sokun diye. Yarın öbür gün tapu memurlarının neyi eksik? Yani kanuna bıraktığınız zaman bu çember giderek yürütmenin arzusuna ve o hâldeki gündeme göre, güncel olan gündeme göre bir genişleme içerecek ya da işte İstanbul Emniyetinde, deyelim işkenceden maruf birinin giderek terfi alması, yarın öbür gün belki bir vilayete emniyet müdürü olma ihtimalî ya da önünde en azından yasal bir engelin bulunmamış olması. Şimdi, bunlara dönük -ben herkesin dediğini anladım ama- bir uzlaşma arayacaksak bu tür kanuna bıraktığımızda, bu sürekli, siyasal iktidarın, o günkü baş ağrısına göre genişleyip daralabilen bir hâl arz ediyor. Buna ne yapabiliriz? Tamam, kanuna bırakalım da, buna ne yapabiliriz?

PROF. DR. HASAN TUNÇ – Sayın Başkanım, o noktada tahdidi olarak suç nevi veya görev nevini burada belirtebilme şansımız zaten yok. Yani tüketici olarak nasıl sayarsınız?

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Bilemeyiz ki onu.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – E, istisna koyarız…

DOÇ. DR. SELİN ESEN – Bir şey söyleyebilir miyim?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – …kötü muamele, işkence, insanlık suçları…

DOÇ. DR. SELİN ESEN – Şimdi, az önce zaten onu söyledik…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ – İnsanlık suçları…

PROF. DR. HASAN TUNÇ – Ama onu kim belirleyecek?

DOÇ. DR. SELİN ESEN – İnsan öldürme ve işkence, bence burada iki tane suç tipidir ve bu suç tiplerinin anayasada yer alması gerekir. Bunun dışındakiler kanuna bırakılabilir.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Şimdi, Şevki Hoca söz istemişti, Şevki Hoca da konuşsun. Kötü muamele, işkence…

PROF. DR. YUSUF ŞEVKİ HAKYEMEZ – Zaten bu muhtemelen şeyden de aklımıza geliyor, 99’da bunun kapsamı daraltılırken, Faruk Bey’in söylediği kanunla, işte “İşkence iddiası gibi, ondan sonra çete ve benzeri konularda izin artık olmayacak.” denildi. Fakat bunu bir kanunda yapabilirsiniz ama anayasada yapmak çok zor. Anayasada yapılsa, anayasada bu sorun çözülse çok daha iyi, ona katılıyorum. Ama şöyle zannetmemek lazım burada da: “Efendim, burada, varsayalım ki kamu görevlileri görevlerini yerine getirirken işlemiş olduğu görevle ilgili bazı suçlardan dolaylı izin sistemine tabidir işte kanunun belirttiği hâllerde, fakat bu izin verilmediğinde hiçbir zaman yargılama yapılmaz.” gibi bir durum yok ki. Yani burada lüzumu muhakeme kararı zaten çıkartılabiliyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ – Yapılamıyor, olur mu?

PROF. DR. YUSUF ŞEVKİ HAKYEMEZ – Tabii canım, yani yargıya başvuruyorsunuz.

PROF. DR. HASAN TUNÇ – O yargı kararı denetimine, o karar da yargı denetimine tabii.

PROF. DR. YUSUF ŞEVKİ HAKYEMEZ – Bölge idare mahkemesine gidiliyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ – Bütün değerler birbirini destekleyen noter görevini görüyorlar, olur mu canım?

PROF. DR. YUSUF ŞEVKİ HAKYEMEZ – Hayır, olur mu? Ben mesela üniversitede çalışıyorum ve üniversitedeki bir sürü şey -idareciyim aynı zamanda- üniversitedeki bir sürü konuda, biz, izin vermediğimiz durumlarda dahi yargıya gidiyor ve çok güzel kararlar çıkıyor orada. Her ne kadar bazıları bizim hoşumuza gitmiyorsa da çok titiz bir inceleme var. Özellikle Danıştayın l. Dairesinin bu konudaki içtihadı çok titiz bir içtihat, bölge idare mahkemelerininki de. Yani burada “Hiçbir şekilde, bu konu artık yargıya intikal etmez, örtbas edilmiştir.” gibi bir durum söz konusu değildir. Ama katılıyorum size, bazı davalar dolayısıyla yani yargı güzel kararlar vermeyebiliyor; o, zaten, Türkiye’de yargının ciddi bir sorunudur. Fakat sorunumuz şu: Biz anayasada bunları sayarak belirtmeye çalışırsak sonu gelmez. Yani niye rüşvet yok mesela bunun içerisinde? Bana kalırsa o zaman rüşvet iddiasının da mutlaka ve mutlaka izinsiz bir şekilde yargılanması lazım. İşkence, tabii, öncelikli olarak yargılanması gerekir.

PROF. DR. HASAN TUNÇ – Casusluk niye yok mesela?

PROF. DR. YUSUF ŞEVKİ HAKYEMEZ – Veya casusluk niye yok? Bir sürü suç tipi var, belki de onların ezici bir çoğunluğunu orada yazmamız gerekebilecek.

DOÇ. DR. SELİN ESEN – Belki buna bir cevap verebilirim eğer söz verirseniz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Size söz vereceğim, ne demek Hocam. Fakat söz vermeden önce şu başkanlığın da bir sefasını süreyim müsaade ederseniz. Biz vahim olanları…

FARUK BAL (Konya) – Kravat tak da ondan sonra Sayın Başkan.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Efendim?

FARUK BAL (Konya) – Kravat tak da ondan sonra…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Bırakın bu obsesyonları.

FARUK BAL (Konya) – Şimdi kravatsız başkan gibi oluyorsunuz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Atalarımız Orta Asya’dan buraya gelirken boyunlarında kravat mı vardı?

FARUK BAL (Konya) – Croatia’ya gittiklerinde taktılar.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Dönün, Hasan Hoca’ya söyleyin önce.

Ali Hocam, bu arada hoş geldiniz.

PROF. DR. ALİ AKYILDIZ – Hoş bulduk.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Dua edin yarın öbür gün poturla, şalvarla gelmeyeyim buraya.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Siz de hoş geldiniz, Atilla Bey de geldi, niye hoş geldiniz demediniz?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Tamam, Ötüken’den…

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Vallahi gittim Ötüken’e bizzat…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Ben de Tanrı Dağı’na çıktım. Tanrı Dağı kadar… Hira Dağı’na gidemedim.

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Ama hâlâ kelimeler var…

FARUK BAL (Konya) – Oradan geldin galiba.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Benim başkanlığım olunca böyle geçeceği belli aşağı yukarı.

Şöyle bir şey, Hoca’mıza söz vermeden önce, biz vahim olanları ve evrensel kabul görenleri sıraladığımız zaman, aslında, uygulamada da, yasaya yapıcıya da bir yol göstermiş olma işlevini… Yani neyi katabiliriz? İşkence, kötü muamele, insanlık suçları…

FARUK BAL (Konya) – İçinde zaten…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Rüşveti de koyabiliriz, efendim, yüz kızartıcı suçları da koyabiliriz, ne olacak ki? “Ve benzeri” diyebiliriz, hani devam ederiz. Yeter ki şey…

PROF. DR. HASAN TUNÇ – “Ve benzeri” deyince iş bitti.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Ha işte. Ama zaten mantığı saçma. Niye işçi için böyle bir istisna olmasın da memur için böyle bir istisna olsun?

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Yanlış işte.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Ali Hocam, size vereceğim fakat Hocam önce söz istemişti, ondan sonra size.

DOÇ. DR. SELİN ESEN – Teşekkür ederim.

Yani benim özellikle işkence, kötü muamele ve insan öldürme suçlarını buraya koymak gerektiğine ilişkin düşüncemin altında yatan neden bu anayasayı yapmamızdaki ya da bu anayasanın temel felsefesine ilişkindir. Biz “insan odaklı anayasa” diyoruz “insan onuru” diyoruz, insan onurunu burada anayasanın temeli yapıyoruz. E, bu da insan onuruyla yakından ilgili iki tane suç tipi. Dolayısıyla, bu iki suç tipinde soruşturma izni aramamak yani buna böyle bir istisna getirmek bence bu anayasanın genel felsefesine de uygun düşecek bir yaklaşım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ – Çok ileri bir adım, yani iyi bir gelişme olacak bence.

Sözü kime veriyorsunuz Başkanım?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Ali Hoca’ya vereceğim, ondan sonra…

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Ya, bir dakika… Yani biz bitiremedik, Ali Hocam müsaade ederse, bunu tamamlamak bakımından.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Ya çok özlü anlattınız, bitirmeye ne lüzum var? Belki sonra zayıflatır bir süre sonra.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Yani Selin Hocam’ın söylediği doğru, fakat bunu böyle sınırlayıcı, tüketici bir şekilde saymak gerekmez, ucunu açık bırakabiliriz tabii. Diğerlerini de…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Benzerler, ve benzeri…

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Diğerleri kanunla düzenlenir. Bunlar olmak üzere…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ – Diğerleri kanunla düzenlenir.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – “Bunlar istisna olmak üzere -Başkan- kanunla düzenlenir.” deriz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Olur, olur.

Kravatsızsın, atarım bak.

PROF. DR. HASAN TUNÇ – Emir başım üstüne Sayın Başkan.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Ali Hocam, buyurun.

PROF. DR. ALİ AKYILDIZ – Şimdi, efendim, umarım konsepti hemen kavramışımdır.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Ona ne şüphe, ferasetin yeter Hocam, biz sana güveniyoruz.

PROF. DR. ALİ AKYILDIZ – Şimdi, “memur” kavramındaki genişlik, aslında bugün bu tartışmaları yapmamıza neden oluyor. Daha doğrusu, herkesin memur olarak kabul edilmesi ve çok geniş bir memur kitlesinin hukukumuzda mevcut olması, “Memura niçin böyle bir düzenleme getirelim?” sorusunu sormamıza haklı olarak neden oluyor. Aslında, memur kamu yetkisi kullanan ve karar verme yetkisine sahip olanlarla sınırlanmış olabilseydi, bugün bunun mantığı daha iyi anlaşılmış olabilirdi. Önce bunu belirtmekle başlıyorum. Memurlarla ilgili geleneksel olarak işte böyle bir istisna vardır, Batı’da da vardı daha önceden, tabii onlar biraz daha erken kaldırdılar. Neden? Hukuk sistemlerini daha önce yeteri bir şekilde dizayn ettiler.

  1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət