Ana səhifə

Tahsil hayati 1 medresetüzzehranin mahiyeti 13


Yüklə 147.62 Kb.
səhifə1/3
tarix27.06.2016
ölçüsü147.62 Kb.
  1   2   3




MUHTEVA 1

TAHSİL HAYATI 1

MEDRESETÜZZEHRANIN MAHİYETİ 13

MUHTEVA


(Notların sonundaki rakamlar, parağraf numaralarıdır.)
-İslâmiyetin ilim ve tahsile verdiği ehemmiyet: 1

-Fenni ilimlerde tarz-ı nazardan doğan müsbet veya menfi neticeler: 2

-Funun-u hâzıra ile meşgüliyetin neticesi: 3

-Bu zamanda dalâletin, fen ve felsefeden gelmesi: 4

-Maarif-i cedidedeki menfi cihetinin tasfiye edilmesi lüzumu: 5

-Esbaba nazar ile Sânii unutturan fünun-u hâzıradan doğan cehl-i mürekkeb: 6

-Memuriyet ve imâret: 7

-Bu zamanda en lüzumlu ilmi, en kolay ve kısa zamanda Risale-i Nur veriyor: 8

-Mekteb, medrese ve tarikat ehlini, Risale-i Nur’dan istifade etmeleri için yapılan teşvik: 9

-Kur’an kursları hakkında: 10

-Mekteb ehlini tenvir hizmeti: 11

-Mekteb dersleriyle, Kur’an derslerinin değerleri cihetiyle mukayesesi: 12

-Validelerin şefkatlerini su-i istîmal etmeleri: 13

-Hazret-ti Üstadın yeğeni Fuat’la alâkalı bir hatıra ve bir tâziye mektubu: 14

-Dünyaya aşırı bağlayan cemiyet şartları sebebiyle bu zamanda teşvik etmemenin ve medreselerin Asr-ı saadet hayatını esas almalarının lüzûmu: 15

-Medresetüzzehra’nın mahiyeti: 16

-Maarif dünyasında müsbet ilimlerde tarz-ı nazar meselesi: 17


TAHSİL HAYATI

(Risalelerden kısmen alınan bahislerin tamamını görmek isteyenler için kitabların sahife numaraları verilmiştir. Kitablar, Envar neşriya’tın son baskılarıdır.)

1- İslâmiyet ilme, ehl-i ilme ve tahsile çok ehemmiyet vermiştir. Evet Kur’an

«–:­hÅ"«G«B«<ö«Ÿ«4«! ö«–:­hÅU«S«B«<ö«Ÿ«4«! «–x­V¬T²Q«<ö«Ÿ«4«!ö gibi kelimatıyla aklı ve ilmi istişhad ve ikaz ettiği ve ehl-i ilmi himaye ettiği cihetle daima İslâmiyet, fukaraların ve ehl-i ilmin kal'ası ve melce'i olmuştur. (M:325)

Bediuzzaman hazretlerinin Tefekkürname adlı eseride de şu rivayet var.

<

Meali: “İlmin talibi (Talebesi), Rahmanın tâlibidir. İlmin talebcisi, İslâmın rüknüdür.

Onun ecr- u mükâfatı, Peygamberlerle beraber verilir.”>>

Mevzu ile ilgili diğer iki rivayet de şöyledir:



<

Meali: “İlminden menfaat görülen bir âlim, bin abidden hayırlıdır.”>>


<Meali: “Bir adamın, bir hikmet kelimesini işitmesi, bazan olur ki, ona bir sene ibadetten hayırlı olur. Ve bir saat İlim müzakeresi yanında oturmak, bir köle azad etmekten daha hayırlıdır.>>

(Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin “Tefekkürname” namıyla maruf Arabca eserinin sonundan alınmıştır.)

2 - Fenni ilimler dahi,mana-yı harfî ile bakıldığında marifetullaha inkılâb eder. Bu hakikatı, Bediüzzaman Hazretleri manzum bir yazısında şöyle ifade eder:


Niyet Gibi, Tarz-ı Nazar Dahi Âdeti İbadete Çevirir
Şu noktaya dikkat et; nasıl olur niyetle mubah âdât, ibadat... Öyle tarz-ı nazarla fünun-u ekvan, olur maarif-i İlahî...
Tedkik dahi tefekkür, yani ger harfî nazarla, hem san'at noktasında "ne güzeldir" yerine "ne güzel yapmış Sani', nasıl yapmış o mâhi"
Nokta-i nazarında kâinata bir baksan, nakş-ı Nakkaş-ı Ezel, nizam ve hikmetiyle lem'a-i kasd ve itkan, tenvir eder şübehi.
Döner ulûm-u kâinat, maarif-i İlahî. Eğer mana-yı ismiyle, tabiat noktasında, "zâtında nasıl olmuş" eğer etsen nigahı,
Bakarsan kâinata, daire-i fünunun daire-i cehl olur. Bîçare hakikatlar, kıymetsiz eller kıymetsiz eder. Çoktur bunun güvahı...S:723
İlim ve fen, müsbet olunca böyle değer alırken, mâna-yı ismî ile ve esbabın müsebbebe müessiriyeti nazarıyla bakmak ve fenni, gayr-ı meşruluğa vesile yapmak gibi ilmin su-i isti’malinde ise o fen menfi hüküm alır.
Asrımızda her milletin içinde yaygınlaşan bu tarz-ı nazarla ortaya konulan fenlerin zararını Bediüzzaman Hazretleri şöyle betan eder.
<> (Lem’alarsh:115) diyerek devam eden bahiste asrın gafletinden insanları ikaz eder.
Yine aynı mevzuda bediüzzaman Hazretleri şöyle der:
<> L:239

Bediüzzaman Hazretlerinin, bir doktor talebesinin şahsında umuma ders verdiği bir mektubunda aynı mes’eleye dikkat çeker ve şu tavsiyede bulunur:


<> B:66
Bediüzzaman Hazretleri gibi bir dâhî, fünûn-u hâzıranın zararını büyükler için dahi öyle beyan edince, mâsum gençlerin ne derece dikkat etmeleri; yani, Risale-i Nur derslerine dikkat, devam ve tefekkür ile kendi âlemlerindefünûnu mâna-yı harfiye çevimeye gayret etmelerinin lüzumu ortaya çıkar. Ezcümle, ehl-i bid’aya hitab eden ve müslüman ailelerin dikkatını çeken çok ehemmiyetli bir ikazında, milletin ehl-i takva,müsibetzede, hastalar, ihtiyarlar, çöcuklar, fakirler ve gençler olarak altı taifelere göre onlara uygun ders, teselli veterbiye gerektiğini beyan eden risalenin çocuklara ait kısmında,mimsiz medeniyetçilere hitaben şöyle denilmektedir:

<>M:421
Bu tarz idlâllerden ikaz makamında:
<Vel'ilmu indallah, bunun bir tevili şudur ki: Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde, zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine tarafdar eder ve din derslerinden tecerrüd eden maarifi rehber edip tamimine şiddetle çalışır, demektir.>>Ş:585

Burada zikredilen, “tamimine şiddetle çalışır” ikazına dikkat gerek.
Hem yine <>
3-fünûn-u hâzıra ile meşgul olmak derecesine göre içtihad-ı şer’iyeden; yani, Kur’an’dan murad-ı İlâhiyeyi anlamadan geri kalındığını beyan ederken, Bediüzzaman Hazretleri mes’elemizin mahiyetine bakan şu misali var:
<< Şu zamanda birisi; dört yaşında Kur'an'ı hıfzedip, âlimlerle mübahase eden Süfyan İbn-i Uyeyne olan bir müçtehidin zekâsında bulunsa, Süfyan'ın içtihadı kazandığı zamana nisbeten, on defa daha fazla zamana muhtaçtır. Süfyan, on senede içtihadı tahsil etmiş ise, şu adam yüz seneye muhtaçtır ki tahsil edebilsin. Çünki Süfyan'ın ibtida-i tahsil-i fıtrîsi sinn-i temyiz zamanından başlar. Yavaş yavaş istidadı müheyya olur, nurlanır, herşeyden ders alır, kibrit hükmüne geçer. Amma onun naziri, şu zamanda çünki zihni felsefede boğulmuş, aklı siyasete dalmış, kalbi hayat-ı dünyeviyede sersem olmuş, istidadı içtihaddan uzaklaşmış, elbette fünun-u hazırada tevaggulü derecesinde istidadı içtihad-ı şer'î kabiliyetinden uzaklaşmış ve ulûm-u arziyede tefennünü derecesinde içtihadın kabulünden geri kalmıştır. Onun için "Ben de onun gibi zekiyim, niçin ona yetişemiyorum?" diyemez ve demeye hakkı yoktur ve yetişemez.>> S:481
Bu derste de, asr-ı hazırdaki fenlerin te’sirinde kalanlar, mâneviyattan ve hakaik-i Kur’aniyeyi anlamaktan gerilediği nazara veriliyor.
4-Bediüzzaman Hazretlerinin bu zamanda dalâletin fen ve felsefeden geldiğini açıklayan şu ifadeleride şâyan-i dikkattır.
<>EL-1-266
<> EL-l-22

Ahirzamanda, fünun ve delîl-i kevniyeye dayanan son iman ve küfür mücadeleside, Risale-i Nur’un galebesi için, “Kitab-ı kâinatı okumak” toplamasına bakınız.



<>M:376
Evet <>

Çünkü<< Harb-i umumî vasıtasıyla, bin seneden beri Kur'an aleyhinde teraküm eden Avrupa itirazları ve evhamları âlem-i İslâm içinde yol bulup yayıldılar. O şübehatın bir kısmı fennî şeklini giydi, ortaya çıktı.>>Ş:701


İşte bu nakillerde görüldüğü üzere mâna-yı ismî nazariyle mecra ve maksadından, esbabın müessiriyet telkinine döndürülen fünûnun islahı ve asıl mecrasına alınması için Bediüzzaman Hazretleri, onbirinci Şuâ’ın Altıncı meyvesi ve Onikinci Söz’ün Birinci Esası gibi derslerin ve risalelerin okunmasını ve hatta resmen neşrini tavsiye eder.
5-Maarif-i cedîdeye;yani yeni öğretim şekline Avrup’anın esbabperest ve maddeci anlayışı te’sir ettiğinden tasfiyesini zarurî gören Bediüzzaman Hazretleri şöyle diyor:
<> H:92
Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadesi de aynı mes’eleyi te’yid eder:
<>D:28
<> D:31
Osmanlı Devleti’nin son devrelerinde; mezkûr sebebler gibi eksikliklerden dolayı dâr-ül fünûnun dahi iyi netice vermediğini söyleyen Bediüzzaman Hazretleri nim-manzum “Lemeât” eserinde diyorki:

<Gediği açtı cephenin arkasında, dinsizlik hücum etti, millet epey sarsıldı. En ileri karakol, İslâmiyet ruhuyla tenevvür etmiş cinan. En mütesallib olmalı. En müteyakkız olmalı yahut o dar olmamalı, İslâmı aldatmamalı.>> S:731
6-İslâm memleketlerine giren bu tarz gafletlerin bir sebebi, Avrupanın maddeci ve allah’ı unutturan ve menfi telkinlerini, müsbet ilim perdesi altıda gizleyen fünûnudur. Esbaba müessir-i hakikî nazarıyle bakan insanlarda fen, cehl-i mürekkebe döndüğünü anlatan Bediüzzaman Hazretleri diyor ki:
<<> Mn:199
<<<İşte ene, şu hainane vaziyetinde iken; cehl-i mutlaktadır. Binler fünunu bilse de, cehl-i mürekkeble bir echeldir. Çünki duyguları, efkârları kâinatın envâr-ı marifetini getirdiği vakit, nefsinde onu tasdik edecek, ışıklandıracak ve idame edecek bir madde bulmadığı için sönerler. Gelen herşey, nefsindeki renkler ile boyalanır. Mahz-ı hikmet gelse, nefsinde abesiyet-i mutlaka suretini alır. Çünki şu haldeki ene'nin rengi, şirk ve ta'tildir, Allah'ı inkârdır. Bütün kâinat parlak âyetlerle dolsa; o ene'deki karanlıklı bir nokta, onları nazarda söndürür, göstermez.>> S:538
<<İnsanların arza ait malûmat ve müsellemat-ı bedihiyatları ülfete mebnîdir. Ülfet ise, cehl-i mürekkeb üstüne serilmiş bir perdedir. Hakikate bakılırsa zannettikleri ilim, cehildir. Bu sırra binaendir ki, Kur'an âyetleriyle insanların nazarını melufatları olan şeylere çeviriyor. Âyetler, necimler gibi ülfet perdesini deler atar. İnsanın kulağından tutar, başını eğdirir. O ülfetin altındaki havarik-ul âdât mu'cizeleri o âdiyat içerisinde gösterir.>> Mn:197

7-Tahsil hayatının neticesi olan imâret; yani me’muriyet hakkında da Bediüzzaman Hazretlerinin bazı tavsiyeleri var. Şöyle ki:


<S- Nasıl?

C- Maişet için tarîk-i tabiî ve meşru' ve zîhayat; san'attır, ziraattır, ticarettir. Gayr-ı tabiî ise, memuriyet ve her nev'iyle imarettir. Bence imareti, ne nam ile olursa olsun, medar-ı maişet edenler bir nevi cerrar ve aceze ve seeledir. Fakat hilebaz kısmında... Bence memuriyete veya imarete giren, yalnız hamiyet ve hizmet için girmelidir.>> Mü:38
Evet, <<İktisadsızlık yüzünden müstehlikler çoğalır, müstahsiller azalır. Herkes gözünü hükûmet kapısına diker. O vakit hayat-ı içtimaiyenin medarı olan "san'at, ticaret, ziraat" tenakus eder. O millet de tedenni edip sukut eder, fakir düşer.>> L:145
Risale-i Nur’un haslar daireside bulunan hizmet ehlinin, imaret gibi meşgalelerle hizmette fütura düşmemeleri için Bediüzzaman Hazretlerinin bazı ikazları vardır. Şöyle ki:

<> K:147
Bu mes’ele ile alâkalı bir hadise içine girmiş bir zât da <>L: 45
<Ey kardeşlerim! Eğer ehl-i dünyanın dalkavukları ve ehl-i dalaletin münafıkları, sizi insaniyetin şu zaîf damarı olan tama' yüzünden yakalasalar; geçen hakikatı düşünüp, bu fakir kardeşinizi nümune-i imtisal ediniz. Sizi bütün kuvvetimle temin ederim ki: Kanaat ve iktisad; maaştan ziyade sizin hayatınızı idame ve rızkınızı temin eder. Bahusus size verilen o gayr-ı meşru para, sizden ona mukabil bin kat fazla fiat isteyecek. Hem her saati size ebedî bir hazineyi açabilir olan hizmet-i Kur'aniyeye sed çekebilir veya fütur verir. Bu öyle bir zarar ve boşluktur ki; her ay binler maaş verilse, yerini dolduramaz.>> M:418
8-Bediüzzaman Hazretleri, buzamanda en lüzumlu ilmin marifetullah olduğunu vebunu

da en kısa ve kolay şekilde Risale-i Nur te’min ettiğini beyan etmiştir. Şöyle ki:


<> K:77
<>K:122

<> E:249
<> L:167
Hem yine Hazret-i Üstad, cami-ül Ezhere tahsili ilim için gitmek isteyen bir gencin nazarını Risale-i Nur’a çeviren mektubunun bir kısmında şöyle diyor:
<
Gönderdiğiniz kıymetdar ve bilhassa Hazret-i Üstadı pek çok sevindiren mektubunuzu aldık. Üstadımız diyor ki:
"Risale-i Nur, bu zamanda kâfidir. On sene medresede okuyanlar, Risale-i Nur'la bir senede aynı istifadeyi ettiklerine şahid, binler ehl-i ilim var. Madem Hacı Kılınç Ali birbuçuk sene bütün Risale-i Nur eczalarına sahib çıkmış, kısmen okumuş; nazarımızda yirmi senelik bir Nur talebesidir. Ben her sabah haslar içinde onun ismiyle bütün manevî kazançlarıma, defter-i a'maline geçmek için hissedar ediyorum. Öyle ise, o da bütün hayatını Risale-i Nur'a vermeye mükelleftir. Demek şimdiye kadar Câmi-ül Ezher'e gitmeğe muvaffak olmaması ehemmiyetli bir hikmet içindir ki, Nurlar ona kâfi imiş. Şimdi Şam'a, Haleb'e yakın olan Urfa'da bir Medrese-i Nuriye ileride teşekkül etmesini kuvvetli ümid ediyoruz.>> Em:26

9-Bediüzzaman Hazretlerinin mekteb, medrese ve tarıkat ehli gibi taifeleri, Risale-i Nur’dan istifade etmelerine dair teşvik ve tavsiyeleride vardır. Şöyle ki:


<(Haşiye). Şimdiye kadar ben yalnız iman hakikatını düşünüp "Tarîkat zamanı değil, bid'alar mani' oluyor" dedim. Fakat şimdi Sünnet-i Peygamberî dairesinde bütün oniki büyük tarîkatın hülâsası olan ve tarîklerin en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi içine, her tarîkat ehli kendi tarîkatı dairesi gibi görüp girmek lâzım ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi. Hem ehl-i tarîkatın en günahkârı dahi çabuk dinsizliğe giremiyor; kalbi mağlub olamıyor. Onun için onlar tam sarsılmaz, hakikî Nurcu olabilirler. Yalnız mümkün olduğu kadar bid'atlara ve takvayı kıran büyük günahlara girmemek gerektir. Em:53
(Haşiye): İşte mühim bir nümunesi: Seydişehir'li Hacı Abdullah'ın bütün mensubları, hem Kastamonu'da, hem Isparta'da, hem Eskişehir'de Risale-i Nur dairesini kendi tarîkat daireleri telakki etmişler ki, onlardan Nurlara rastlayanlar, takdirkârane sahib çıkıyorlar. Onlara bin bârekâllah...>>

<> E:286
10-Yine Hazret-i Üstad’ın Kur’an kursları hakkında da teşvikkâr bazı beyanları var. Şöyle ki:

<> E:225
“Safranbolu kahramanları Mehmed Feyzi ve Emin'in şehnamelerine iştirakleri ve merkez-i hükûmette umumî bir arabî hattı ve hurufu kursu açılması ve Asâ-yı Musa Risalesi'nin fütuhatına ve kerametine alâmet olmasını müjdelemeleri, pek büyük bir inşirah vermesiyle bu kışın bütün çektiğim sıkıntıları hiçe indirdi.” E:154
<

Evvelâ: İkinci vazife "Mu'cizat Mecmuası"na birinci vazifeyi bitirenler başlamalarını müjde vermeniz, sizleri bu hizmet-i imaniyede bana hakikî kardeş veren Erhamürrâhimîn, beni hadsiz şükre sevkeyledi. Hatt-ı Kur'anî lehinde birincisinin bir kerameti, merkezde hatt-ı Kur'anînin bir kursu açılması olduğu gibi; inşâallah ikincisi, daha mu'cizane bir keramet gösterecek.>> E:150


Bu mektublarda kursların takdir sebebi olan ve vazifelerine işaret eden siyah yazılı kısımlar, dikkat çekicidir.
11-Bediüzzaman Hazretlerinin dünyaya, maaş ve makama teşvik etmemekle beraber,ehl-i mektebi Risale-i Nur’la tenvir etmeye teşvik eden metubbları vardır. şöyle ki:
<> K:147
<<Çok ziyade merak ve alâka peyda ettiğim dâr-ül fünun gençlerinin, üniversite talebelerinin namına, şimdiden dokuz tane hakikî Nurcu ve küçük Salahaddin'ler ve Abdurrahman'lar nev'inde dâr-ül fünunun tenvirine ciddî çalıştıklarını bildiren bir mektub aldım. O küçük Abdurrahman'lar ise: Mustafa Oruç, Konya'lı Ziya ve Sabri'nin mahdumu Feyzi ve Bahaeddin, Abdurrahîm ve Kastamonu'lu Ömer ve Aziz ve Şükrü ve Sabri gibi ciddî genç Nurcular Nurlara sahib olmaları, merhum biraderzadem Abdurrahman ve Fuad yeniden on tane olarak dünyaya gelip vazife-i Nuriyeye başlaması gibi beni hem sevindirdi, hem hastalığımı da hafifleştirdi.>> E192

<> E:188
“Konferans” eserinde de şu ifade var:
<> S:765
12-Bediüzzaman Hazretleri mekteb dersleri ile Kur’an ve iman derslerini şöyle mukayese eder:

<> E:238
Çocukların mekteb derslerinden ziyede Risale-i Nur derslerine çalıştıklarını beyanla çocukları Risale-i Nur’u okumalarına teşvik eden Hazret-i Üstad’ın diğer bi ifadesi de şöyle:

<> E:64
13-Buzamanda validelerin çocukları hakkında şefkatlerini su’-i isti’mal etmeleri hatalarına gelen cezaya ait bir <Gelen cevab şu: Vâlideler bu asırda, bir aşılama suretinde şefkatlerini yanlış bir tarzda sarfetmeleridir ki; evlâdım şan, şeref, rütbe, memuriyet kazansın diye, bütün kuvvetleriyle evlâdlarını dünyaya, mekteblere sevkediyorlar. Hattâ mütedeyyin de olsa, Kur'anî ilimlerin okumasından çekip dünya ile bağlarlar. İşte bu şefkatin bu yanlışından, kader bu mahrumiyete mahkûm etti.<< K:264
Hem <> L:200
Dinî ders ve terbiyeyi yeteri derecede alamayan çocuğun, dünyevi fenler ile meşguliyeti nibetinde diyanetten uzak düştüğünü beyan eden Bediüzzaman Hazretleri, bu mes’ele üzerinde ehemmiyetle durmaktadır. Bir mektubunda şöyle diyor:
<> E:41
<> L:200
Hüsrânı mübin!

Başlattığı gün mektebe, duydum ki diyordu,

rahmetli babam: <>

Annemse,oturmuş, paşalıklar kuruyordu....

Adamlığı geçtik! Paşalık olsun, o nerde?

Âmâlî tezat üzere giderken ebeveynin,

hep böyle harab olmada etfal ara yerde!

Mehmet Akif Ersoy

Safahat Sh: 135
14-Bir hatıra:
<>

(Son Şahitler 4. Cild. Sh:286)


Liseyi bitirdikten sonra babası Abdülmecid Fuad’ı Ankara’ya Ziraat Fakültesine tahsil

için gönderdi. Daha sonrada Fuad vefat atti. Bu vefat sebebiyle Hazreti Üstad şâyan-ı ibret bir taziyename yazıp, kardeşi Abdülmecid ağabeye göndermiş.


Mektubun arabça olan baş kısmında Fuad’ın okuyacağı ziraat derslerine,-mâna-yı ismi ile verdiği menfi tesirinden dolayı-“felsefe-i sakîme” der. Hem Risale-i Nur gibi bir ihsan-ı İlâhiyeye kanaat etmek gerektiğini ve şimdiki tarz-ı hayatın te’sirinden uzak kalınmasının lüzumunu hatırlatan ve çok mânidar olan bu mektub aynen şöyledir.

¬˜¬G²W«E¬"ö­d±¬A«,­<öެ!ö¯š²z«-ö²w¬8ö²–¬!«: ­y«9@«E²A­,ö¬y¬W²,@¬"

¬*x­X¬"ö­˜«h²A«5ö«*Åx«9ö«:ö²v­U¬B±¬[«W¬7ö«h«S«3ö«:ö®Ÿ[¬W«%ö!®h²A«.ö²v­6@«O²2«!ö«:ö²v­6!«i«2ö«w«,²&«!ö«:ö²v­U²[«V«2ö­•«ŸÅ,7«!

«w¬[8³~ö¬^«W[¬TÅ,7!ö¬^«S«,²V«S²7!ö«Ä«G«"ö¬*xÇX7!ö¬^«7@«,¬h¬"ö®Ÿ¬R«B²L­8ö¬˜¬h²A«5ö]¬4ö­y«V«Q«%ö«:ö¬–³~²h­T7²!ö«:ö¬–@«W<¬ž²!



<Bu hâdise dahi, Abdurrahman hâdisesi gibi bir hüccettir ki, bize şimdiki tarz-ı hayat yaramaz. Bize bu dünyada daha safi ve âlî ve kudsî bir hayat-ı masumane ihsan edildiğinden ona kanaat lâzımdı. Merhum Abdurrahman gerçi muvakkaten aldandı, fakat İstanbul'da Risale-i Nur mukaddematına büyük bir hizmeti var. Hem Onuncu Söz ile tam kurtuldu, sonra gitti.
Merhum Fuad dahi, inşâallah Risale-i Nur'un feyziyle imanını kurtarmış ve mektubu dahi, senin dediğin gibi gösteriyor ve size ve hanedanınıza mensubiyetiyle samimî iftiharı ve kuvvetli irtibatı, Risale-i Nur cihetiyle olduğunu hissettim.
Ben size ta'ziye vermek değil, belki hem onu hem sizi tebrik ederim ki; bu zamanın dehşetli ve dalaletli hayatından kurtuldu, daha masum ve çok bulaşmadan gitti. Ve size Cennet'te lâyık bir evlâd ve ö«–:­GÅV«F­8ö½–!«G²7¬: sırrına mazhar oldu.

Ben şimdiye kadar merhum Molla Abdullah ile beraber Abdurrahman'ı ve Ubeyd'i ekser dualarımda zikrettiğim gibi, merhum Fuad'ı dahi onlarla beraber her vakit yâd edeceğim, inşâallah.

Evet kardeşim, dediğin gibi, Fuad'ın (R.H.) mektubu aynen Abdurrahman'ın (R.H.) mektubu misillü, Risale-i Nur'un bir şu'le-i kerametini gösteriyor. Yalnız Abdurrahman'ın gayet hâlis ve şimdiki tarz-ı hayattan ve tabirlerinden müberra, safi ifadesi onda yoktur. Eğer dünyada kalsa idi, mağlub olmak ihtimali vardı.
Cenab-ı Erhamürrâhimîn hem ona, hem Risale-i Nur hanedanına ve dairesine merhamet edip, onu rahmetine ve Cennet'e aldı, mağlub ettirmedi. Risale-i Nur'un küçük talebeleri dairesindeki makamında ibka etti. Hadsiz şükür olsun ki, bu iki kahraman biraderzadelerim vefatlarının ilânnameleriyle Risale-i Nur şakirdleri imanla kabre gireceklerine dair olan müjde-i Kur'aniyeye iki misal ve iki delil gösterdiler.
Benim tarafımdan Risale-i Nur'la alâkadar veya bizimle dost olanlara selâm ve dua ile, Davud ve Nihad iki Muhammed ve Abdülmecid ile beraber, bütün manevî kazançlarıma her gün hissedardırlar.

Kardeşiniz Said Nursi>> B:383


NETİCE

15- Bu zamanda hayat-ı içtimaiyeye teşvik eden sebeblerin çokluğundan dolayı, erbab’bı belâgat, belâgat kaidesince dünyaya teşvik etmez ve etmemeli.


<> L:122
Ancak geniş dairede çalışanlara müsbet mecra ve iman dersleri gösterilmelidir. Bunun için; yani, asrımızın dünyaya aşırı bağlayan bozuk şartları sebebiyle külliyatta hayata teşvik yapılmamakta ve geniş dairede müsbet mecralar gösterilmektedir. Hem cemiyetin müsbete dönmesi hâlinde gerekli olan terakki düsturlarını da vaz’etmitir.
Malûmdur ki, cemiyetin veya cemaatın yaşayış şekli, muhavere ve sohbetleri gibi cemiyetin bütün hususiyetleri; ferdlere te’sir eden en ehemmiyetli sebeblerdendir.
Mesela: Asr-ı Saadetteki cemiyette, (İçtihad Risalesi’nde izah edildiği gibi) bütün muhavereler, sohbetler ve umumî olarak merak edilip rağbet gören meseleler; kelâm-ı İlâhî’den, murad ve marzıyat-ı İlâhiyeyi öğrenmek idi. Bunun için o zamanın insanları bu mânada müsbet yetişirlerdi. Zamanımızda ise;
1- Hayat-ı dünyeviyenin te’mini..

2- Siyaset merakları..

3- Felsefenin revacı; yani: dinin hükümlerine tabi olmak yerine,kendi arzu ve aklına tâbi olmak gibi haller vardır. Cemiyetteki fertler dahi, bu hususiyetlerin ye’siri altında, manen va fikren müsbet terakkinin zemin ve şartlarını bulmadığından, terakki yerine tedenniye dûçar olurlar diye içtihad bahsinde ve Külliyatın müteferrik yerlerinde beyan ve izahlar yapılmıştır.
İşte, asrın bu tehlikelerinden kurtulkanın ehemmiyetli çarelerinden birisi: Asr-ı Saadetin mezkür hususiyetlerine sahib bir cemaatın içinde bulunmaktır. Bu cemaat asrın üç hastalığından kaçınabilmek için:

1- Hayat-ı dünyeviyeye teşvik eden..

2- Siyasî mes’elelere teşvik eden..

3- Felsefi, aklî muhakemelerle dini hükümlere tasarruf eden sohbet ve muhaverelere kendi dünyası içinde yer vermemelidir. Külliyatta tekrar edilen, “Zaman cemaat zamanıdır” şeklindeki israrlı tavsiyenin bir hikmeti de budur.


İşte << Sahabe mesleğinin bir cilvesi..>> (1) olan Risale-i Nur mesleğinin merkezleri manasındaki dersane-i Nuriyeler, Asr-ı Saadetin mezkûr hususiyetlerin yaşanmasına cehdedilen ve zamanımızın mezkûr üç içtimaî hastalığını medar-ı bahs ve merak etmeyen ve böylece müsbet yetişme zemin ve şartlarını hâiz olan yerlerdir, ve Kur’an’a ve imana hizmet ehlinin -Ashab-ı Suffa’da olduğu gibi- suffalarıdır.
Evet mezkûr hussusiyetlerin yaşandığı yerler, daha çok vakıfların bulunduğu dersanalardir ve öylede olmalıdır. Çünkü hizmet-i imaniyeye hasr-ı hayat edenlerin dünyevi meşgaleleri olmadığından mezkûr hususiyetlere uygun bir hayat seyri imkânına sahibdirler. Diğer Nurcular ise, fırsat buldukça bu dersanelerle irtibatlı ve derslere müdâvim olmaları gerektir ki, asrın menfi üç te’sirine karşı mukabele edebilsinler... Mevcud cemiyet şartları itibariyle zikredilen bu husus, bu tahaffuz, bir kanun-u fıtrat gibidir.
Hem böylece, “Zaman cemaat zamanıdır” hükmünün ve cemaatşuurunun ve şahs-ı mânevinin tahakkukuna zemin olur.

(1) Emirdağ Lâhikası-1. Sh: 67 ve Mektubat

16- EK BİR BAHİS:

  1   2   3


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət