Ana səhifə

Sultan selahaddîn ve onun etrafinda geliŞen arap şİİRİ İbrahim Yılmaz


Yüklə 113.78 Kb.
tarix26.06.2016
ölçüsü113.78 Kb.


SULTAN SELAHADDÎN VE

ONUN ETRAFINDA GELİŞEN ARAP ŞİİRİ

İbrahim Yılmaz*

Özet: Bu makalede, Eyyûbî Devleti’nin kurucusu Sultan Selâhaddîn devrinde ve onun etrafında Arap şiirinin gelişme seyri incelenmek istenmiştir. Onların yaşadığı devir, Arap edebiyatı özellikle de şiiri açısından gözlemlenmiş, hangi şairlerin onların etrafında olduğu tespit edilmeye çalışılmış, bu şairlerin şiirleri ve tarihî veriler ışığında devrin edebî, kültürel ve siyasî yapısı hakkında önemli ip uçları elde edilmek istenmiştir.

Arap olmamalarına rağmen yönetimde bulunan insanların, Arap diline ve kültürüne sahip çıktıkları görülmüş, Sultan’a yakın olan şairlere temas edilmiş, sevdiği şiirler ele alınmış, ailesi içerisinde şiir söyleyen şahsiyetlerin şiirlerine yer verilmiştir. Sonuç olarak bu devirde, Arap şiirinin geliştiği gözlemlenmiş, İbn Senâ el-Mulk gibi ünlü şairlerin Selâhaddîn’i öven şiirler söylediği, hatta yapılan seferlerde şairlerin şiirleri ile hükümdara hedef gösterdiği tespit edilmiştir. Devrin en ünlü şair ve edipleri, Eyyûbî Devleti’nden gerekli yardımı görmüşler, ürünlerini daha rahat ortamda yazma imkânı bulmuşlardır.

Anahtar kelimeler: Sultan Selâhaddîn, Haçlı Seferleri, şiir,‏ şairler.

Sultan Salahaddin and the Developed Arabic Poetry

Summary: In this article, in the period of Sultan Salahaddin who founder of Eyyubid State, and his arround, Arab Poetry’s progress had been wanted to examine. The period they lived had been examined, Arab literature, especially point of view of Arab poetry. It had been tried to determine the poets that arround them. In the light of these poets’ poems and historical data about literary of the period, cultural and political structure important clues were been available.

Although they weren’t Arab, it was seen that the administrators were a ownership of Arab language and Arab culture, and had been got in touch with the persons who were close to the Sultan, the poems that he liked had been examined. Thus, in that period, it had been examined that Arab poetry was development, and famous poets. As Ibn Sana al-Mulk had said poetries which commendatory Salâhaddin. Even in the war, it had been examined that they showed the way with their poetries to monarch. The most famous poets and scholars of the period received necessary support from Eyyubi State and they found an easy environment to write their work.



Keywords: Sultan Salahaddin, Crusades, poetry, poets.

I

Gerek doğuda, gerekse batıda hakkında en fazla kitap yazılan kişilerin başında Selâhaddîn Eyyûbî (el-Melik en-Nâsır es-Sultân Selâhaddîn Yûsuf b. Eyyûb, 1138-1193) gelir. III. Haçlı seferi esnasındaki mücadelesi ve gösterdiği çelik irade, Haçlı seferleri tarihinde, onun İslâm dünyasının kahramanlık sembolü haline gelmesini sağladı. Büyük bir kumandan, devlet adamı, imarcı, kültürel ve insani değerlerin koruyucusu olarak tarih kitaplarına geçmiştir. Gerektiğinde düşmanlarının dahi yardımına koşmaktan çekinmezdi. İngiltere Kralı Arslan Yürekli Rişar’la olan ilişkileri bunun canlı birer örneğidir. İlme gösterdiği himaye sayesinde kadirbilir tarihçilere sahip olmuş, şahsiyeti ve eseri ebedileştirilerek, ölmez kişiler arasına girmiştir. Müslümanlar onun sayesinde ideal bir devlet adamı bulmuşlar, Avrupalılar ise gerçek bir İslâm kahramanı görmüşler ve onun mertliğine, iyilik severliğine karşı hayranlıklarını gizleyememişlerdir. Champdor’u eserinin adını Le Plus Purheros de I’Islam1 şeklinde koymaya sevk eden husus, onun bu mert ve şövalye ruhudur.



Devrinden itibaren doğulu ve batılı yazarların ve şairlerin eserlerinde kendisinden övgü ile bahsedilmiş, doğulu her yazar onu kendi milletine mal etmeye çalışmıştır. Namık Kemal, Evrâk-ı Perîşân2 adlı İslâm kahramanlarından bahseden eserinin ilk bölümünü ona ayırmış, Mehmet Akif, Çanakkale şehitleri için yazdığı destanda ondan, “Şarkın en sevgili Sultanı Salâhaddîn’i” ifadesi ile bahsederek, onun İslâm dünyasının en çok sevdiği hükümdar olduğunu vurgulamıştır3. Bayraklarındaki kartal armasının gösterdiği, zamanlarındaki tarihçilerin ifade ettikleri gibi, devletleri bir Türk devleti idi ve Nureddin ve Salâhaddîn, Türk sultanları olarak, mücadelelerini İslâm namına yürütmüşlerdir4.

Selâhaddîn’in hayatı, siyasi ve askeri olduğu kadar, ahlâkî, edebî ve kültürel yönden de doğulu ve batılı araştırmacıları devamlı olarak ilgilendiren ve aktüalitesini koruyan bir araştırma ve çalışma konusudur.

Selâhaddîn’in soyu hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı araştırmacılar, onun melez bir aileden geldiğini, bilinen en eski atasının 758 yılında aşiretiyle birlikte Basra’dan Azerbeycan bölgesine nakledilen Yemen Araplarından Ravvâd b. el-Musennâ el-Ezdî olduğunu, onların bu yüzden Ravvâdîler diye anıldıklarını, daha sonra Azerbeycan bölgesinde Hezbâniye Kürtleriyle karıştıklarını, X.asrın sonlarından itibaren de kendilerini bu kabilenin bir kolu saydıklarını ileri sürmüşlerdir5. Bazılarına göre ise, Selâhaddîn 1138 yılında Dicle Nehri kıyısındaki Tekrit’te Kürt asıllı bir aileden dünyaya gelmiştir6.

Selâhaddîn’in babası Necmeddîn Eyyûb ve amcası Eseduddîn Şîrkûh, Selçukluların ve Zengîlerin hizmetinde çalışan büyük emirler (beyler) arasına girmişler, bunun neticesi Eyyûb ailesi Türklerle büyük oranda karışmışlardır. Selâhaddîn’in ağabeyisi Tûranşah, kardeşleri Tuğtugin ve Böri, öztürkçe adlar taşır. Annesi, Şihâbeddîn Mahmûd b. Tüküş (Tokuş) el-Harîmî’nin kardeşidir. Kızkardeşi Rabîa Hatun, önce Sadeddîn Mes’ûd b. Üner’le, sonra Muzafferuddîn Gökböri ile evlenmiştir. Ağabeyisi Şâhinşah, Kutlukız Hatun ile evlenmiş, bu evlilikten Ferruhşah doğmuştur. Kendisi de Nûreddîn’den dul kalan İsmetuddîn Âmine Hatun bint Uner’le evlenmiştir. Ramazan Şeşen’in belirttiği gibi, Eyyûbî ailesinin Türklerle akrabalık kurup, kaynaştığı hakkında daha bunun gibi pek çok örnek gösterilebilir7.

Selâhaddîn devletinin bir Türk devleti olduğunda ise şüphe yoktur. Bu devlet, Zengîler Devleti’nin uzantısından başka bir şey değildir. Memlûklular Devleti de, Eyyûbîler Devleti’nin uzantısıdır. Bu üç devleti birbirinden ayıran sadece başlarındaki hânedanlardır. Teşkilatları, bayrakları ve dayandıkları maddî ve manevî unsurlar aynıdır, aralarında fark yoktur. Her üç devletin de bayrağı, sarı renkte olup, üzerinde doru kartal resmi vardı. Her üç devletin siyasi ve askeri kadroları aynı unsurlardan meydana geliyordu. Devlet ve ordu teşkilatı, Türk devletlerinde görülen devlet ve ordu teşkilatının aynıydı. Kültür unsuru bakımından ise, Araplar ve Araplaşmış olanlar ön plandaydı. Bu sebeple bürokratların ve ulemânın çoğu Araplardandı8.

Ortaçağ’da, diğer Müslüman unsurların kurdukları devletler, kültür bakımından Arap egemenliği altına girmişlerdir. Selçuklularda ve Anadolu Selçuklularında ağırlıklı olarak İran Kültürü ön planda tutulmuş, Beylikler, Osmanlılar, Timurlular devirlerinde ise, Türk kültürü önemli ölçüde ağırlığını hissettirmiştir.

Selâhaddîn devrindeki tarihçiler ve şairler, Mısır, Yemen ve Trablusgarb’ın ele geçirilmesini bir Oğuz hareketi olarak görmüşler, Selâhaddîn’in devletini de bir Türk devleti olarak kabul etmişlerdir9. Esedüddîn Şîrkûh kumandasında Mısır’a giden 7000 civarındaki süvariden 6000’den fazlası Türktü. Bir Arap şairi olan İbn Senâ el-Mülk, Halep’in zabtı dolayısiyle, Selâhaddîn’e sunduğu kasîdesinde genel olarak, Araların Türklerin devletiyle yüceldiğinden bahsetmekte ve Ehl-i Sâlib’in davasının, Eyyûb’un oğlu tarafından perişan edildiğini vurgulamaktadır10.

Selâhaddîn’in devletinin coğrafi hudutları Tunus’tan İran’ın Hemedan şehrine, Yemen’den Malatya ve Malazgird’e kadar uzanmıştı11.

II

Selâhaddîn Eyyûbî devri, dünya tarihinin en önemli olaylarından birisini oluşturan haçlı seferleri ile iç içedir. Bu, doğu ve batı medeniyetleri arasında tam bir çatışma ve etkilenmenin olduğu uzun bir süreci kapsamaktadır. Batının rönasansını büyük ölçüde Haçlı seferlerine borçlu olduğu araştırmacılar tarafından uzun bir zamandır söylenmektedir. Ortaçağ Avrupa'sında ilk iktisâdi ve kültürel gelişmeler, bu seferler neticesinde İtalyan ve İberik Yarımadası'nda doğmuş, zamanla İngiltere, Fransa ve Almanya üçgenine doğru genişlemiştir. Doğu'da ise, haçlı seferlerinin ekonomik ve siyasi olarak büyük etkileri olmuş, vatanlarını düşman istilalarından koruma ve işgal edilmiş yurtları geri alma şeklinde, edebî ve kültürel alt yapısıyla cihad (yurtlarını düşmanlara karşı savunma) anlayışının doğmasına yol açmıştır12.



Haçlı seferleri, Hristiyanların 492'de Suriye topraklarına ayak basıp, Kudüs'ü işgal etmeleri ile başlamış, el-Eşref Halîl b. Kolon'un Akka ve diğer beldeleri haçlıların elinden alması ile 692'de son bulmuştur. Haçlı seferleri hem Hristiyan hem de İslâm dünyasında büyük bir edebî hareketin oluşumunda önemli rol oynamıştır. Çünkü, bu seferler neticesinde insanlar büyük zorluklarla karşılaşmışlar, bunları şiir ve nesirle ifade etmişlerdir. Yurtlarından göçe zorlanan Müslümanlar, göç ettikleri beldelerde başlarına gelenleri dile getirmişler, din kardeşlerini ortak düşmana karşı harekete geçirmek için şairler ve hatipler bütün gayretlerini harcamışlardır. Diğer taraftan haçlı seferlerinin, Avrupa Hıristiyan âleminde edebî ve teknik anlamda büyük gelişmelere neden olduğu tesbit edilen gerçekler arasındadır.

Gerek haçlı seferleri, gerekse de bu seferlere karşı koymadaki üstün rolü nedeniyle Selâhaddîn Eyyûbî ve devleti, Arap edebiyatında önemli bir yer işgal etmiştir. Bilindiği üzere, Haçlı seferleri, Müslümanların Filistin ve Suriye sahillerini elden çıkardıkları XI.-XIII.asırlarda, yaklaşık iki yüz senelik bir zaman dilimini içine almaktadır. Toprakların elden çıkması, Filistin ve Suriye'den göçe zorlanan Müslümanlar arasında bir vatan hasreti oluşturmuştur. Bu durum, klâsik Arap Edebiyatı konularıyla tam bir benzerlik arz etmeyen, buna rağmen temeli de daha önceki dönemlere ait dinî ve edebî eserlerde bulunan yeni bir temanın Arap şiir ve nesrinde alabildiğince işlenmesine yol açmıştır. Bu temanın, ilham kaynağını, büyük oranda Seyfuddevle'yi Bizans'a karşı kazanmış olduğu zaferleri sebebiyle öven el-Mutenebbî'nin er-Rûmiyyât'ından ve 838'de Abbâsî halifesi el-Mu'tasım'ın Bizanslılara karşı zaferini öven Ebû Temmâm'ın Feth 'Ammiriyye'sinden aldığı söylenmektedir13.

XII. asrın bir İslâm mücâhidi ve kahramanı olan Selâhaddîn, bu dönem Arap şiirinde önemli bir yer işgal eder. Bu makalede, Selâhaddîn’in hâkim olduğu topraklarda, XII.asır Arap Dili ve Edebiyatı içerisinde şiirin gelişme durumu incelenecektir.

III


Selâhaddîn devri şairlerini başlıca iki kategoride ele almak mümkündür; saray şairleri ve mutasavvıf-zâhid şairler. Saray şairleri olarak Nûruddîn Zengi etrafında yer alan İbnu’l-Kayserânî, İbn Munîr et-Trabulsî, İmâdaddîn el-İsfehânî, Ebu’l-Fadl el-Cilyânî gibi şahsiyetler zikredilebilir. Selâhaddîn’in etrafında pek çok şairin toplanmasını sağlayan veziri el-Fâdıl, aynı zamanda ,cihad konulu devrinin karekteristik şiirine de öncülük etmiştir14. Bu şairler, kasîdenin klâsik tarzını takip etmelerine rağmen kasîdeye, kadın ve aşk teması ile başlama şeklindeki genel kuralı terk ederek, bunun yerine öncelikle kasîdenin nazmına sebep olan kahramanlık temasını işlediler.

Eyyûbîlerin hâkim olduğu Mısır ve Şam bölgelerinde şair ve hatipler, Selâhaddîn Eyyûbî etrafında bekledikleri hoş muameleyi görmekte ve saray etrafında şiir ve nesirleriyle yaşama imkanı bulmaktaydılar. Binâenaleyh, Haçlı seferlerinin doğurduğu en önemli edebî hareketler, bu seferlerden doğrudan etkilenen Mısır ve Şam bölgelerinde ortaya çıkmıştır.

Mısır'da Fatımî Halifesi el-‘Âmir Bi Ahkâmillâh'ın sarayında devrin şairlerinin isim ve şiirlerinin yer aldığı bir oda ve albüm bulunduğu ifade edilmektedir15. Edebiyat ve şiire verilen önem, Mısır'da hakimiyeti ele alan Selâhaddîn tarafından da aynen devam ettirilmiştir. İbn Hallikân'ın bildirdiğine göre, ismi kaynaklar tarafından zikredilmeyen bir şair, Selâhaddîn el-Eyyûbî'nin huzurunda onu meth eden bir kasîde söylemiş ve mükafatlandırılmıştır. Bu kasîdenin ilk beyti şu şekildedir:


الله أكبر جاء القوس باريها






ورام أسهم دين الله راميها



Allâhu Ekber! Yay ustasını buldu, Allah’ın dinin en iyi okunu, atıcısı attı”.

Selâhaddîn el-Eyyûbî, kendisine yaklaşmak isteyen ya da kendisini ve başında bulunduğu devleti hicveden yazar, edip ve şairleri kazanmayı bilen bir hükümdar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun en güzel örneklerinden biri, devrin önemli şairlerinden sayılan el-Muhezzeb b. el-Es’ad’ın kendisine yaptığı tenkite karşı takındığı tutumdur. el-Muhezzeb’in, hükümdara karşı yaptığı hicvi içeren kasîdesinin en dikkate değer beyti şu şekildedir:



أأمدحُ التُّركَ أبغي الفضلَ عندهم






والشّعرُ ما زالَ عندَ التّركِ مَترُوكا



Türkleri meth edip de, fazilet mi arayım! Halbuki şiir, Türkler nezdinde terk edilmeye devam etti”.

Sultan, bu kasîdeden haberdar edilmiş, bunun üzerine o, aynı şair tarafından huzurunda şiir söylenmesini talep etmiş ve onu, devrine göre çok yüksek bir miktar olan 500 dinarla mükafatlandırmıştır16.

Selahaddîn, Veziri el-‘İmâd’ı şiir ve nesir hususunda devamlı teşvik ettiği söylenmektedir. el-‘İmâd da, hükümdarın isteği doğrultusunda ve devrin ihtiyaçlarını dile getirir tarzda şiir söylemiştir. Ona ait, bazı mektup ve şiirlerinin bir kısmı kaynaklarda zikredilmektedir. Bunlardan birinde, müslümanları birlik ve beraberliğe teşvik etmektedir:


دعِ اللومَ عنّي لستُ مني بموثقٍ
وأسقي جيادي من فرات ودجلة






فلا بدّ لي من صدمة المتحققّ
وأجمع شمل الدّين بعد التفرّق



Kınamayı bırak! Ben zaten kendime güvenmiyorum. Bana da işi bilenin tokadı gerekir. Atlarımı Fırat ve Dicle’de suluyorum. Dini de içine düştüğü tefrikadan kurtarıyorum”17.

Yukarıda da temas edildiği gibi, XII. asır kasidesinin genel karekteristiği İslâm temasıdır. İbnu’s-Sa’âtî tarafından Selâhaddîn’e ithaf edilen bir kasidede, Selâhaddîn’in müslümanların işgal edilmiş topraklarını hürriyetine kavuşturmak, mukaddes belde ve kabirlerini geri almak için savaşmış olduğu, işlerin zor duruma girdiği bir zamanda, onun İslâm için kaybedilen Kudüs’ü kurtardığı vurgulanmaktadır18.

Bu şairler, Hz.Peygamber’i kahramanlık örneği olarak görmüşler, bu ideale yaklaştığına inandıkları Selâhaddîn Eyyûbî’yi meth etmişlerdir. Haçlılara karşı elde edilen zaferleri, Hz.Muhammed’in müşriklere karşı elde etmiş olduğu zaferlerin bir uzantısı şeklinde düşünmüşler, eskiden olduğu gibi meleklerin yardımının mücahidlerle beraber olduğuna inanmışlardır.

Bunun yanısıra şairler, hükümdara şiir içerisinde hedef de göstermişlerdir. Bu da Kudüs’ün Haçlıların elinden alınmasıdır. Kudüs teması, şairler tarafından Selâhaddîn’e arz edilen hemen her övgüde işlenmiş, şairler her defasında ona Kudüs’ü yeniden kurtarmasını hatırlatmışlardır. Söyleyenin ismi bilinmeyen bir şiirde, Selâhaddîn’den ilerlemesi ve Kudüs’ü kurtarması istenmekte, orada çok kan döküldüğünden bahsedilmekte, bunu gerçekleştirdiği takdirde Allah’ın kıyamet gününde onu mükafatlandıracağından söz edilmektedir19.

21 Mayıs 1183 yılında Selâhaddîn Eyyûbî, “Şehirlerin Anası” diye anılan stratejik, zengin ve nüfusça kalabalık bir belde olan Halep’i kuşatır. Şiddetli çarpışmalar olur. Bu çarpışmalar esnasında Sultan’ın küçük kardeşi şair, edip bir kişi olan Tâcu’-l-Mulûk Böri dizinden yaralanır ve kalenin teslim alınışı sırasında şehit olur. Halep kadılığına getirilen Muhyiddîn b. ez-Zekî, bu münasebetle Sultan’a sunduğu bir methiyede, Kudüs’ün fethedilme olasılığından bahsetmektedir:


فتحكم حلبًا بالسيف في صَفَرِ






مُبشّر بفتوح القدس في رجبِ



Safer ayında Haleb’i fethiniz, Recep ayında Kudüs’ün fethini müjdeliyor20.

Gerçekten de, şiirde belirtildiği gibi, Kudüs 27 Recep 583 (2 Ekim 1187) günü feth edilmiştir21.

Medih şiirlerin yanında Selâhaddîn’i hicveden şairler de olmuştur. Ancak bunlar, medih şiirlerin yanında çok geride kalmıştır. İbn Uneyn tarafından Selâhaddîn ve arkadaşlarının yerildiği bir hicviyede, onun yönetimini tenkit etmiş, bu zamanda insanların geçimini sağlamak için soygun ve yalandan başka bir şeyin kalmadığını dile getirmiş sultanın topal, kâtibinin şaşı, vezirinin kambur olduğunu, bunların kusurları gök yüzünde toplansa, orada yıldızlara hareket edecek yer bilekalmayacağını vurgulamıştır22.

IV

Ömrü seferlerde geçmesine rağmen Sultan Salâhaddîn ve ailesi, önemli bir edebî bilgiye sahipti. Onun Türkçe, Arapça ve Farsça’yı iyi bildiği, Kur’ân-ı Kerîm ve Ebû Temmâm’ın el-Hamâse’sini ezberlediği kaynaklar tarafından aktarılmaktadır23. Öte yandan Salâhaddîn ailesinden Takiyyüddîn ve Ferrûhşâh, bunların oğulları el-Melik el-Mansûr, Behremşâh, Selâhaddîn’in küçük kardeşi Tâcu’l-Mulûk Böri, ilimle meşgul olmuşlar ve şiirler yazmışlardır. Takiyyüddîn ve Böri’nin şiir divanları olduğu kaydedilmektedir24.



Bu ailede yetişen şairlerin en önemlilerinden biri, Salâhaddîn’in küçük kardeşi Tâcülmülûk Böri’dir. Onun bir şiir divanının olduğu kaydedilmektedir25. Eyyûbî oğullarının en büyük şairi olarak da, Behremşâh b. Ferruhşâh’in ismi zikredilmektedir. Ona ait de, büyük bir şiir divanından söz edilmektedir26.

Yukarıda da temas edildiği gibi, Selâhaddîn el-Eyyûbî’nin ailesi içerisinde de Arapça şiir söylemek yaygınlık arz etmiş, onlar arasında şairler yetişmiştir. Salâhaddîn’in oğlu el-Efdal, bunlardan birisidir. el-Efdal, bir şiirinde kötü talihinden şikayet etmektedir:



أما آن للسعد الذي أنا طالب






لإدراكه يوما يرى وهو طالب



Benim istediğimi görüp de, seâdetin beni bulma zamanı gelmedi mi?27.

Selâhaddîn’in oğlu Gazi b. Selâhaddîn’in ve onun torunu, Halep Hükümdarı Yûsuf b. Muhammed b. Gâzî’nin Arapça söylenmiş güzel şiirleri vardır. Onun, Tatarların Haleb’i yakıp yıkması üzerine söylemiş olduğu şiiri pek meşhurdur. Bu şiirinin ilk beyti şu şekildedir:



يعز علينا أن نرى ربعكم يبلي






وكانت به آيات حسنكم تتلى



Sizin hatıralarınız onda okunuyorken, evlerinizin yok olduğunu görmek bize zor geliyor28.

Selâhaddîn’in kardeşi Buğra b. Eyyûb’un büyük bir şair olduğu ve şiir divanına sahip olduğu ifade edilmektedir29. Selâhaddîn’in kardeşinin oğlu Ferrûh Şâh b. Şâhinşâh’ın bir yönetici olmasına rağmen güzel şiirler kaleme aldığı söylenmektedir30. Onun şiirlerinden birkaç örnek aşağıya çıkarılmıştır:



أنا في أسر السقام

رشأ ترشق عينا

كلما أرشفني فا

ذقت منه الشهد في الثـــ






من هوى هذا الغلام

ه فؤادي بسهام

ه على حرّ الأوام

ـلج المصفى في المدام



Bu gulâmın aşkından hastalık esaretine düştüm. Onun iki gözü kalbimi okla vuruyor. Sıcak ve susuz bir günde onun ağzı beni yudumluyor. Ondan, Şarap içerisinde temiz bir buz içinde bir bal peteği tattım31.

Ferrûh Şâh’ın oğlu Behrâm, devrinin ileri gelen şairleri arasında sayılıyordu. Kaynakların belirttiğine göre, kendisinin bir şiir divanı vardı. Halk arasında onun şiirleri okunurdu32. Hatta onun Eyyûbîler devrinde ve bu aile içerisinde en büyük şair olduğu ileri sürülmektedir33. Günümüze kadar gelen şiirlerinden iki beyit şu şekildedir:



كم يذهب هذا العمر في الخسران

ضيعت زماني كله في لعب






يا غفلتي فيه وما أنساني

يا عمر فهل بعدك عمور ثان



Bir ömür hüsran içerisinde nasıl geçer? Ey gaflet ve unutkanlık içerisindeki ben! Bütün zamanımı oyun içerisinde zayi ettim. Ey ömür! Senden sonra ikinci bir ömür var mı?34.

Aynı aileden gelen Ömer b. Şâhinşâh’ın da şiir divanın olduğundan söz edilmektetir. Ondan günümüze kadar gelen şiirlerinden birkaç beyit şu şekildedir:



يا ناظريه ترفقا




ما في الورى لكما مبارز



Ey Merhametli olarak ona bakanlar! İnsanlar içerisinde size karşı koyacak kimseler yoktur35.

en-Nâsır Dâvud b. el-Mu’azzam İsâ’nın bir şiir divanının olduğunu ve günümüze kadar da geldiği bildirmektedirler. Onun şiirlerinden birkaç beyit şu şekildedir:



عيون عن السحر المبين تبين

إذا ما رأت قلبا خليا من الهوى








لها عند تحريك القلوب سكون
تقول له كن مغرما فيكون

Kalbi tahrik ettiklerinde açık câzibeli gözler, sâkindirler. O, aşktan uzak bir kalp gördüğünde der: âşık ol!, o da hemen olur36.

el-Melik el-Kâmil’in söylediği şiirlere örnek olarak aşağıdaki beyitler gösterilmektedir:



إذا تحققتم ما عند صاحبكم

أنتم سكنتم فؤادي وهو منزلكم






من الغرام فذاك القدر يكفيه

وصاحب البيت أدري بالذي فيه

Sahibiniz yanında sevgiyi elde ettiğinizde bu sizin için yeterlidir. Sizler, makamınız olan kalbimi sükûnete erdirdiniz. Ev sahibi, içinde bulunduğu şeyi bilir37.

el-Melik el-Kâmil, Haçlı ordusu Dimyat’a girince, kardeşi el-Eşref b. Mûsâ’ya bir mektup göndermiş, mektubu içerisinde bir şiiri ile onu hazırlıklı olmaya davet etmiştir:



يا مسعدي إن كنت حقا مسعفي




فانهض بغير تلبث وتوقف

Ey Seâdet kaynağım, Yardımcım isen hiç beklemeden kalk, harekete geç!38.

V

Görüldüğü gibi, Selâhaddîn devri Arap dili ve edebiyatı açısından parlak bir dönemi bize yansıtmaktadır. Arap olmasalar dahi bu devrin büyük devlet adamlarının, Arap diline büyük önem verdikleri, bu alanda eserler kaleme aldıkları, keza Arap şiirini çeşitli vesilelerle okudukları ve kaleme alınmasını teşvik ettikleri de görülmektedir.



Hicrî 575 senesinde Banyas yakınlarında Haçlılar ile yapılan savaşta Sultan Selâhaddîn, başarılı olur, Ancak muharebe esnasında kardeşi İzzuddîn Ferrûh Şah büyük zorluklarla karşılaşır. Bu esnada onun, el-Mutenebbî’nin aşağıda iki beyti verilen şiirini söylediği ve bununla teselli olmaya çalıştığı bildirilmektedir:

فإن تكن الدولات قسما فإنها

من هون الدنيا عالى النفس ساعة






لمن يرد الموت الزؤام تؤل

وللبيض في همام الكماة صليل

Eğer zafer, bir kısmet ise, Hiç şüphesiz o, kendini ölüme arz etmiş ve dünyayı kendisisine küçük göstermiş, kimselere döner. Cesur yiğitlerin başında her zaman kılıçların sesi vardır39.

Selâhaddîn’in kardeşi Tuğtugin, kardeşi Şemsüddevle’nin ölümü üzerine Yemen valisi olmak istiyordu. Bu yüzden Şair Sa’dân el-Halebî’yi çağırmış, arzusunu dile getiren bir kaside yazmasını ve onu Selâhaddîn’e duyurmasını istemiştir. Huzurunda kaside okununca, Sultan da, onun Yemen’e gitmesine izin vermiştir. Bu kasideden birkaç beyit şu şekildedir:



جرد لها السيف الصقيل فتنة




فالسيف لا يذخر إلا للفتن

Parlak kılıcıını, oradaki fitne için kınından çıkar. Kılıç ancak fitne için taşınır40.

Selâhaddîn, şiiri seven bir devlet adamı ve komutandı41. Güzel şiirleri seçer, meclisinde bazen söyler, bazen de okuttururdu. Zengîler devletinde olduğu gibi, Eyyûbîler’de de resmi ve özel yazışmaların Arapça ile yapıldığı, genellikle de yazışmaların başında konuyla ilgili birkaç beyitten oluşan edebî değeri yüksek şiir bulunduğu dikkat çekicidir. el-İmâd’ın belirttiğine göre, Selâhaddîn Mısır’a yerleşince Suriye ve diğer yerlerdeki dostlarına mektup göndermiş ve sözlerine genelde şu şiir ile başlamıştır:



ما كنت بالمنظور أقنع منكم




ولقد رضيت اليوم بالمسموع

Bugün görülen şeyleri ben sizin kadar bilmiyorum. Fakat sadece duyduklarıma razı oluyorum.

Bir başka mektubunun başında yer alan şiir de şu şekildedir:



وأنثر در الدمع من قبل أبيضا






وقد حال مذ بنتم فأصبح ياقوتا

Bir yeri feth etmeden önce göz yaşı incilerini diziyorum. O inciler, siz orayı yurt edindikten sonra yakuta dönüşüyor42.

İbnu’-Esîr’in belirttiğine göre, Yemen’de bulunan Şemsu’d-devle Turan Şah b. Eyyûb, kardeşi Selâhaddîn’in Dimaşk’a sahip olduğunu duyunca, doğup büyüdüğü yer olan Şam’a hareket etmiş ve geldiğini İbnu’l-Muneccim el-Mısrî’nin şu şiirleriyle ona duyurmak istemiştir:



وإلى صلاح الدين أشكو أنني

جزعا لبعد الدار منه ولم أكن








من بعده مضني الجوانح مولع

لولا هواه لبعد دار أجزع



Selâhaddîn’e arz ediyorum. Hiç şüphesiz ondan sonra ben, yurdumun ondan uzak olmasına üzüntümden dolayı ruhum sıkıntılı, yanıp tutuşan biriyim. En üzüldüğüm şey, yurdum ondan uzak olmasaydı, hiç şüphesiz ben böyle olmazdım43.

Selâhaddîn el-Eyyûbî’nin Beytu’l-Makdis’i feth ettiğinde, bu fetihle ilgili şairlerin söylediklerini dinlemek için özel bir meclis kurduğu söylenmektedir44. Elbetteki böyle büyük bir hükümdarın sarayında siyasi-kültürel ve ekonomik hayatla ilgili birçok meclis vardı. Bu meclislerdeki bir oturumda, el-Melik el-Kâmil, söze anonim bir şiir beytiyle başlamış ve şöyle demiştir:



ترحل مَن حياتي في يديه




فيا أسفي ويا شوقي إليه

Hayatım, elinde olan kimseler göçüp gidiyor. O kimseler ne kadar üzülüyor ve onları ne kadar hasretle arzuluyorum.

Bunun üzerine mecliste bulunanlardan biri, ona şu şekilde karşılık vermişlerdir:



ومن هذا يكون عليه مثلي




وهذي الريح أخشاها عليه

Bu, kim oluyor da, onun üzerinde benim gibi olur? Halbuki ben, bu rüzgarın bile onun üzerinde esmesinden korkarım.

Bir başkası da şu şiiri okumuştur:



ألا يا ليته إن كان يأتي




حياتي ثم موتي في يديه

Keşke hayatım ve ölümüm onun elinde olsa!45.

Bir gün el-Melik el-‘Azîz’in huzurunda Farsça bir şiir okunmuş, o da Veziri Necmuddîn Yûsuf b. el-Mucâvir’den bu şiirin Arapça’ya çevrilmesini talep etmiştir. Bu şiir şu şekilde Arapça’ya aktarılmıştır:



قال له الليل : انصرف راشدا




فإنه استخدمني برد دار

Gece, güneşe dedi: çek git kendi yoluna. Zira o ev sahibi, beni sevgili için evin elbisesi olarak kullanmaktadır46.

el-Melik el-Azîz, bir defasında da bir câriye hakkında şairler tarafından gazel söylenmesini istemiştir. İbn Memâtî, İbn Senâ’ el-Mulk, İbnu’s-Sâ’atî, Şehâbuddîn, Kâdı Ebu’l-‘Abbâs ve birçok şiir yeteneği olan kimseler, gazel söylemişlerdir. Bu gazellerden kayda geçen birkaç beyit şu şekildedir:



فديتها من غادة

سألتها في قبلة

فجاوبت معجبة

وا بأبي وا بأبي

وليس هذا ممكنا





مخلوقة من طرب

في خدها المذهب

بكفها المخضب

من عظم هذا الطلب

على ممر الحقب


Neşeden yaratılmış bir genç kıza kapıldım. Altın süslemeli yanağından bir öpücük istedim. Kınalı avucuyla hayran hayran cevap verdi: Vah babam vah! Ne büyük bir istek! Bu bir süre mümkün değil47.

Görüldüğü üzere, Sultan Selâhaddîn devri, Arap şiirin gelişmesinde ve yaygınlaşmasında parlak bir devir olarak tarihe geçmiştir. Eski Arap şiiri söylenmiş, itibar görmüş, günlük olaylar karşısında ilişkilendirilmiş ve eskiden olduğu gibi yeni olaylar karşısında da yeni şiirler kaleme alınmıştır.



* Yrd. Doç. Dr. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi.

1 Champdor, Albert, Le Plus Purheros de I’Islam, Paris 1942.

2 Kemal, Namık, Evrâk-ı Perişan, Kostantiniyye 1302, s.5 vd.

3 Ersoy, Mehmet Âkif, Safahat,İstanbul 1977, s.427, 474.

4 Şeşen, Ramazan, Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, İstanbul 1987, s.196.

5 Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.9.

6 K.Hitti, Philip, İslâm Tarihi, çev. Salih Tuğ, İstanbul 1980, II, 1038.

7 Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.9-10.

8 Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.10.

9 İbn Haldun,el- Mukaddime, Beyrut 1983, II, 778; Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.11.

10Bk.İbn Senâ el-Mulk, Dîvân, nşr. M. ‘Abdulhakk, Mısır, tsz., s.9-10; Ebû Şâme, er-Ravzateyn fî ahbâri’d-devleteyn, Mısır 1288, II, 43; İbn Vâsil el-Hamavî, Muferricu’l-kurûb, nşr. Cemâleddîn eş-Şeyyâl, Kahire 1953-1960, II, 145; Şeşen, Ramazan, Salâhaddîn Devrinde Eyyûbîler Devleti, İstanbul 1983, s.400, 417; Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, 11.

11 Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, 13.

12 Hadia Dajani-Shakeel, "Jihad in Twelfth-Century Arabic Poetry: A Moral and Religious Force to Counter the Crusades", The Muslim World, volume: LXVI, no:2, (April 1976), s.96, İlim ve Sanat (sayı.43) Mart 1997, çev. İbrahim Yılmaz ve Ruhattin Yazoğlu, s.76-77.

13 Hadia Dajani-Shakeel, s.96, çev. s.77.

14 Muhammed K. Huseyn, Dirâsât fi’ş-şi’r fî ‘asri’l-Eyyûbiyyîn, Kahire 1957, s.98.

15 Ahmed Ahmed Bedevî, el-Hayâtu'l-edebiyye fî 'asri'l-hurûbi's-Salîbiyye bi Mısr ve'ş-Şâm, Kahire, tsz., s.23-24; Corci Zeydan, Selâhaddîn Eyyûbî ve Haşhaşiler, İstanbul 2002, s.40.

16 Ahmed Ahmed Bedevî, s.25-26.

17 Ahmed Ahmed Bedevî, s.26

18 Bk. Hadia Dajani-Shakeel, s.81.

19 Bk.Hadia Dajani-Shakeel, s.83.

20 İbnu’l-Esîr, İzzuddîn, el-Kâmil fi’t-târîh, Beyrut 1966, XI, 497.

21 Bk. İbnu’l-Esîr, XI, 497; Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.81.

22 Bk. Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.195, 387.

23 Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.198.

24 Salâhaddîn Devrinde Eyyûbîler Devleti, s.250; Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.340.

25 İbn Hallikân, Vefeyâtu’l-a’yân, Kahire 1948, I, 261-262; Brockelmann, C., GAL, Suppl., I, 440; Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.376.

26 Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, s.376.

27 el-Kalkaşendî, Subhu’l-‘aşâ, Kahire 1913-1919, VI, 309; İbn Hallikân, I, 271; I, 217; Ahmed Ahmed Bedevî, 27.

28 İbn Tagriberdî, en-Nucûmu’z-zâhire, Mısır 1956, VII, 204; Ahmed Ahmed Bedevî, s.27-28.

29 İbn Hallikân, I, 94; Kâtip Çelebî, Keşfu’z-zunûn, nşr. M. Şerefeddîn Yaltkaya ve Kilisli Rıfat Bilge, İstanbul 1330-1362/1941-1943, II, 780; Ahmed Ahmed Bedevî, s.28.

30 İbnu’l-Esîr, II, 222; Ahmed Ahmed Bedevî, s.28.

31 Ahmed Ahmed Bedevî, s.28.

32 Ahmed Ahmed Bedevî, s.28.

33 Ahmed Ahmed Bedevî, s.28.

34 İbn Tagriberdî, VI, 276; Ahmed Ahmed Bedevî, s. 28.

35 İbn Tagriberdî, VI, 114; Ahmed Ahmed Bedevî, s.29.s.17

36 Ebu’l-Fidâ’, el-Muhtasar fî ahbâri’l-beşer, Kahire 1286, III, 19; Ahmed Ahmed Bedevî, s.29.

37 Ahmed Ahmed Bedevî, s.29.

38 Ahmed Ahmed Bedevî, s.30.

39 İbnu’l-Esîr, XI, 206.

40 Ahmed Ahmed Bedevî, s.32.

41 Bk. İbn Hallikân, II, 453.

42 Ahmed Ahmed Bedevî, s.32

43 İbnu’l-Esîr, II, 196.

44 Ahmed Ahmed Bedevî, s.34.

45 Ahmed Ahmed Bedevî, s.34.

46 Ahmed Ahmed Bedevî, s.34.

47 Ahmed Ahmed Bedevî s.35.

NÜSHA, YIL: IV, SAYI: 12, KIŞ 2004




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət