Ana səhifə

Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez


Yüklə 158.5 Kb.
səhifə1/3
tarix26.06.2016
ölçüsü158.5 Kb.
  1   2   3

Bankacılar Dergisi, Sayı 33, 2000

İpoteğin Paraya Çevrilmesiyle İlgili

Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar
Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez*

I. Genel Olarak

Günümüzde bankalar, kişilerin ihtiyaç duymadıkları paraları toplayarak yüksek miktarda likit oluşumuna olanak sağlayan ve bu paraları ikraz ve yatırım biçiminde nemalandırmaya çalışan teşebbüslerdir. Bu noktada bankaların en önemli görevi kredi ticareti yapmaktır. Bankaların yaptıkları diğer tüm işler kredi ticaretinin bir sonucudur1.


Kredi ilişkisinin kurulmasına aracılık eden bankalar küçük tasarrufları toplayarak, kişilerin tek başına sağlayamayacakları kredi ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bu nedenle ekonominin gelişimi ve toplumun genel çıkarları bakımından çok yakından ilişkilidirler2.
Bankaların iki önemli özelliği vardır. Bunlardan birincisi halktan iade edilmek üzere mevduat toplaması, diğeri ise topladığı bu mevduatı kendi adı ve hesabına kredi olarak vermesidir.
Halkın birikimlerini, tasarruflarını kredi olarak kullandıran bankaların verdikleri kredilerin zamanında ödenmemesi, bankaların dar boğaza girmelerine neden olacaktır. Kredi alacağın korunması aslında tasarrufların korunmasıdır. Bu nedenle bu yöndeki düzenlemeler kamu düzenini ilgilendirmektedir3.
Toplumun genel çıkarlarıyla çok yakından ilişkili bulunan mali kurumlar, kamu düzeni ve çıkarlarıyla çok yakından ilgilidirler. Banka kredilerinin toplumun ekonomik menfaatlerine en iyi cevap verecek şekilde kullanılmasının temini, devletin başlıca görevi olmalıdır4.
Latince güven anlamına gelen credere sözcüğünden kaynaklanan kredi terimi güven fikrini ifade etmektedir. Zira kredi veren verdiği paranın kararlaştırılan vadede yerine getirileceği inancını taşımaktadır. Başka bir ifade ile kredi, belirli miktardaki satın alma gücünün, belli bir süre için iade edilmek koşuluyla bir bedel karşılığında bir gerçek ya da tüzel kişi emrine verilmesidir5 . Kredi unsuru belli bir zaman alınan parayı kullanmayı ve daha sonra bu parayı iade etmeyi ifade eder. Güvene dayanarak belli bir zaman sonra iadesi kararlaştırılan kredinin diğer bir özelliği risktir. Kredi alan kişinin mali ve ahlaki durumu ve işindeki ehliyeti ile orantılı bulunan risk, her kredi ilişkisinde vardır. Bu riske karşı kredi kurumları kredi alandan bazı teminatlar talep edecektir. Bu teminat şahsi veya ayni teminat olabilir6. Ayni teminatlar menkul veya gayrimenkul teminatı şeklinde ikiye ayrılır. Gayrimenkul teminatı ipotek şeklinde kurulur. Bunun yanında yaygın olamayan ipotekli borç senedi ve irat senetleri de vardır. Bu incelememizde ipotekle teminat altına alınmış kredi alacaklarının zamanında ödenmemesi üzerine yapılacak takipler incelenecektir. Ancak hemen belirtelim ki bu takiplerin her birisi başlı başına bir araştırma yapılabilecek derecede kapsamlı konulardır. Bu incelemede sadece bu takiplerin uygulamada karşılaşılan bazı sorunları üzerinde durulmaya çalışılacaktır. İncelemede ilk olarak ipoteğin kapsamı ele alınacak, daha sonra ipoteğin ilamsız paraya çevrilmesi yolu ile takip, daha sonra ilamlı ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip ve son olarak İİK.m.150ı’ya göre yapılacak takiple ilgili Yargıtay kararları değerlendirilecektir.

II. İpoteğin Kapsamı





  1. Genel Olarak

Rehinli gayrimenkul paraya çevrildiğinde satış bedelinin alacaklıya temin ettiği kalemler MK.m.790-791’de belirtilmektedir.


Taşınmaz rehni kurulurken tapuda alacağın tutarı Türk Lirası olarak gösterilmelidir7. Ancak alacağın mutlaka para olması gerekmez. Para ile değerlendirilebilen haklar da rehne konu olabilir.
B. Ana Para İpoteği
Ana para ipoteğinde belirlilik ilkesi uyarınca tapuda Türk Lirası ya da MK.m.766a’da gösterilen koşulların varlığı halinde yabancı para olarak gösterilmesi gerekir. Kural olarak gayrimenkulün değerini taraflar belirlerler. Tespit edemezlerse bu değeri mahkemenin belirlemesini isterler.
Ana para ipoteğinin kapsamına öncelikle takip masrafları dahildir (MK.m.790/2). Takip giderlerinden tebligat ve vekalet ücretleri ana alacakla aynı derecede temin edilmiştir. Gayrimenkulün satışından sonra önce paraya çevirme ve paylaştırma gibi tüm alacaklıları ilgilendiren masraflar satış bedelinden alınır (m.136, 138). Medeni Kanunun 790. maddesinde sözü edilen takip masrafları, yukarıdaki masraflar çıkarıldıktan sonra, ilgili alacaklının yapmış olduğu masraflardır.
Faizler Medeni Kanunun 790. maddesinin üçüncü bendinde düzenlenmektedir. Rehnin kapsamına giren faizler, gecikme faizi ve sözleşme ile kararlaştırılan faizdir. Kanuni hadleri aşmayan gecikme faizi, kanun gereği rehnin kapsamındadır ve ayrıca tapuya tescili gerekmez. Taraflar aralarında kanuni faizden daha yüksek bir faiz kararlaştırmış iseler, aşan kısmın rehnin kapsamına girmesi için tapuya tescil edilmiş olması gerekir. Aşmayan kısım ise ayrıca tescil edilmese de teminat altındadır8.
Temerrüt sebebiyle ortaya çıkan ve gecikme faizi dışındaki munzam zarar, ayrıca tescil edilmeden teminat kapsamına girmez. Taraflar ancak doğması muhtemel bir hak olarak bu hususu ipotek hakkı olarak tescil ettirebilirler9. Ancak bu bir üst sınır ipoteği olacaktır.

Taşınmaz malikinin üçüncü kişinin borcu için rehin göstermesi halinde, alacağın muaccel olması alacaklının ihbarına bağlanmışsa, ihbar borçlu ile beraber taşınmazın malikine de yöneltilmelidir (MK.m.802). İhbar yapılmadıkça gayrimenkul maliki takibe karşı alacağın kendisi için muaccel olmadığını ileri sürerek itiraz edebilecektir10. Taşınmaz, anılan ihbar gerçekleşinceye kadar işleyecek gecikme faizleri için teminat oluşturmayacaktır11.
Rehnin kapsamına girecek olan gecikme faizi, takipten önceki ve sonraki olarak ayırt edilerek rehnin kapsamına girmesi konusunda farklı olarak değerlendirilmemelidir12. Takipten önceki ve sonraki tüm gecikme faizleri teminat kapsamındadır.

Taraflar rehinle teminat altına aldıkları sözleşme faizini serbestçe kararlaştırabilirler(MK.m.767). Sözleşme faizinin de tapuya tescili zorunludur13. Tapu Sicil Nizamnamesinin 31. maddesinde de tescil aranmıştır. Aksi takdirde sözleşme faizi teminat dahilinde olmayacaktır. Kararlaştırılan faiz, takibin başladığı veya iflasın açıldığı anda muaccel olmuş son üç yılın faizi ile bu andan itibaren paraya çevirme gününe kadar doğan sözleşme faizleri, ipoteğin kapsamına girmektedir(MK.m.790). Taraflar aksini kararlaştırmış olsalar bile bu şart üçüncü kişi diğer alacaklılara karşı ileri sürülemez.
İpotekli alacaklı takip talebinde bu faiz alacağını ayrıca talep etmelidir, icra memurunun bu faizleri kendiliğinden göz önünde tutması söz konusu değildir.
MK.m.790/son ipotekli alacaklı ve borçluya, önceden belirledikleri faiz oranını, sonradan gelen alacaklılara zarar vermemek kaydıyla onların muvafakati gerekmeksizin kanuni faiz oranına kadar arttırabileceklerini düzenlemektedir.
Borçlunun iflası halinde faizlerin satışa kadar mı yoksa sıra cetvelinin düzenlendiği tarihe kadar mı yürütüleceği konusunda farklı iki görüş ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre, faiz ancak satışa kadar yürütülmelidir. Çünkü rehnin satılmasıyla üzerindeki rehin hakkı da sona erer14. Diğer bir görüşe göre ise, faizler sıra cetvelinin düzenlendiği tarihe kadar yürütülmelidir. Çünkü merhun satılmakla rehnin bedeli kaim değer olarak rehne konu olur15. Kanaatimce satışın yapıldığı tarihe kadar borçlunun sorumlu tutulması daha isabetlidir. Çünkü sıra cetveli düzenlenmesi ile alacaklı alacağına henüz kavuşamamaktadır.
MK.m.791’de gayrimenkulün korunması için gereken masraflar da ipoteğin teminatı içinde kabul edilmiştir.
İpotek akit tablosuna sayılan teferruatların gayrimenkulden ayrı olarak haczedilmemesi için Medeni Kanunun 621. Maddesi gereğince teferruat sayılan nitelikte bulunması gerekir16. Uygulamada bu konuda bilirkişi incelemesi yapılarak karar verilmektedir. Bu, özellikle, bazı borçluların kötü niyetli olarak niteliği gereği teferruat sayılamayacak şeylerin de ipotek akit tablosunda teferruat olarak gösterip diğer alacaklılarından mal kaçırmasını önlemek açısından isabetlidir. Örneğin:
Haczedilmezlik şikayetinin kabulü için mahcuzların ipotek akit tablosonda yazılı olmaları yeterli olmayıp, sözü edilen teferruatların MK.nun 621. Maddesinde yazılı teferruat niteliğinde de olmaları gerekeceğine, bilirkişi raporunun bu nitelikte olmasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre tarafların yerinde olmayan temyiz sebeplerinin reddiyle…”17.
Çelişmenin İİK.nun 83c ve MK.nun 621, 777 maddeleri hükümleri çerçevesinde halli gerekir. Bu şekli ile ve dairemizin süreklilik kazanan içtihatlarına göre anılan konudaki şikayet İİK.nun 16/2 maddesi gereğince süreye tabi değildir. O halde mercice şin esası incelenerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken başvurunun süresinde olmadığından bahisle reddi isabetsizdir”18.
C. Üst Sınır İpoteği
Üst sınır ipoteğinde alacak bakımından bir üst sınır tespit edilerek teminatın kapsamı belirlenmektedir. Bununla rehin edilen alacağın tutarı değil, ipotekli gayrimenkulün sorumlu olduğu üst miktar belirlenmiş olur. Bu durumda teminat alacağı ve takip giderleri ve temerrüt faizlerini, üst sınıra kadar süreye tabi olmaksızın temin etmektedir. Üst sınır ipoteği kurulurken akit tablosunda üst sınır belirlendikten sonra “bu meblağa ilaveten” denilerek, ilaveler yapılamaz, yapılsa da geçerli değildir.
Şikayete konu ipotek akit tablosundaki anlatımlara göre 20.000.000 lira limitli teminat ipoteğidir. Resmi senette ‘bu meblağa ilaveten’ sözleriyle “ipoteğin faiz ve giderlerle % 10 avukatlık ücretini de kapsayacağına” ilişkin kayıtlar, MK.nın 776. maddesine uygun bulunmadığından, olaya aynı Kanunun 790. maddesinin uygulanması olanağını yaratmaz. Açıklanan şu durum karşısında şikayetin kabulü gerekirken reddi isabetsizdir”19.
Medeni Kanunun 790. maddesi acaba üst sınır ipoteğinde de uygulanacak mıdır? Başka bir ifade ile ana para, takip giderleri ve faizler üst sınırı aşarsa, aşan kısım teminattan karşılanabilecek midir? Yoksa her halde üst sınır dışındaki kısım teminatsız alacak olarak mı değerlendirilecektir? Bu konuda tartışma Medeni Kanunun 766 ve 785. maddelerden kaynaklanmaktadır. Ayrıca 790. maddenin karşılığı olan İsviçre Medeni Kanunu’nun 794. maddesine göre, “Alacağın miktarı belli değilse, taşınmazın alacaklının bütün talepleri için temin edeceği en fazla (azami) meblağın belirlenmesi gerekir” denilmiştir. Bu maddeye göre, azami meblağ ipoteği, sadece ana parayı değil, alacaklı ile borçlu arasındaki hukuksal ilişkiden kaynaklanabilecek tüm talepler açısından rehin yükünü belirleyen bir üst sınır olarak üst sınır teşkil eder. Kaynak Kanun olmamakla beraber Alman Medeni Kanunu’nun 1190. paragrafına göre, tapuya kaydedilecek olan azami meblağ, taşınmazın yükümlü olacağı azami meblağı ifade edecektir. Şimdi Medeni Kanun’un 790. maddesi kaynak Kanuna göre mi yorumlanacak yoksa kaynak Kanundan ayrılmanın bilinçli olduğu kabul edilerek sadece ana para ipoteğine mi uygulanacaktır?.
Medeni Kanun’un 766. maddenin ikinci cümlesine göre “Alacağın miktarı muayyen değilse, gayrimenkulün azami ne miktar için teminat teşkil edeceği , her iki tarafça tespit olunur”. Bu hüküm ana para ve takip giderleri ile faizlerin üst sınırı aşması halinde teminattan karşılanmasına olanak vermemektedir.
Postacıoğlu’na göre, alacaklı, alacağı henüz ipotek limitini bulmadan rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yaparsa, takip masrafları, oranı sözleşmeyle belirlenmiş gecikme faizleri, limiti geçmiş olsa bile rehinden yararlanmalıdır20. Yargıtay eski kararlarında da bu yönde sonuca varmıştır21. Diğer bir görüşe göre ise, Medeni Kanunu hiçbir yerinde , miktarı belli olmayan alacaklar için kurulan üst sınır ipoteğinde Medeni Kanun’un 790. maddesinin uygulanmayacağına dair bir hüküm bulunmamaktadır22. Kanun koyucu MK.m.766/2 ile doğmamış alacakların sınırsız bir biçimde rehne konu olamayacağını belirtmiştir. Bu konuda baskın görüş ise23 Yargıtay’ın son yıllardaki kararları da 790. maddenin azami meblağ ipotekleri için uygulanmayacağı yönündedir.
...Kredinin kullandırılış şekli dikkate alındığında davacı lehine tesis edilen ipoteğin anapara ipoteği olmayıp üst sınır ipoteği olduğunun kabulü gerekir. Ancak ipotek akit tablosunda ipoteğin 31.12.1995 tarihine kadar müddetle yüzde 80 faizle kurulduğu belirtildiğinden 18.1.1991 tarihinden 31.12.1995 tarihine kadar 11.000.000.000 TL.nın %80 faizi ve 10.8.1992 tarihinden 31.12.1995 tarihine kadar 31.000.000.000. TL.nın %80 faizi için de bir limit öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece ipotek limiti ve faiz için öngörülen limit hesaplattırılarak sorumluluğun bu miktarla sınırlı olduğu gözetilerek itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken, açıklanan yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.”24

...Davacı banka vekili tarafından bilirkişi raporuna karşı verilen itiraz dilekçesinde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan icra takibinde tahsil edilecek meblağın alacağın her türlü fer’ileriyle birlikte ipotek limitini aşamayacağı, vekalet ücreti ve icra masraflarının ipotekli dosyadan tahsili halinde asıl alacakta vekalet ücreti ve masraflar kadar eksik tahsilat yapılmış olacağı, ipotekli dosyadan yapılan tahsilatın asıl alacağa mahsup edilmesi halinde ise bu kez masraflar ve vekalet ücreti toplamı kadar meblağın açık kalacağı ve sonuçta ipotek limiti üzerinde kalan alacağın değişmeyeceği ileri sürülerek bilirkişi kurulundan ek rapor alınması talep edilmiştir. Gerçekten de teminat ipoteğinde ipoteğin temin edeceği alacağın vekalet ücreti ve icra masrafları dahil her türlü fer’ileri ile birlikte ipotek limitini aşmayacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle davacı bankanın ipotek dışı alacağının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takipte borcun ödenen kısmı gözetilerek belirlenmesi gerekirken mahkemece bu yönler gözetilmeden düzenlenen bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması isabetsizdir.” 25


...Somut olayda ise davacı döviz kredisi almıştır. Bu kredinin teminatı olarak 26.10.1988 tarihinde 42.424.650 TL. üzerinden ipotek konulmuştur. Bu bir üst sınır ipoteğidir. Bu tür ipotekte üst sınırı aşan miktar ipotek ayni güvencesi kapsamına girmez. Bu durumda tesis edilen 26.10.1988 tarihli ipotekte üst sınır olarak belirlenen 42.424.650 TL ile MK 790. maddesinde düzenlenen takip masrafları, geçen günlerin faizi hesaplanarak bunların tutarının dava tarihi olan 14.4.1998’de 200.000.000 TL. yı aşıp aşmadığı belirlenerek mahkemenin görevli olup olmadığının tespiti gerekirken yazılı gerekçeyle görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiştir.” 26

  1   2   3


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət