Ana səhifə

Pİyasaya, Lİberalizm ve demokrasi İzettin Önder


Yüklə 12.08 Kb.
tarix24.06.2016
ölçüsü12.08 Kb.
PİYASAYA, LİBERALİZM VE DEMOKRASİ

İzettin ÖNDER

1980’lerden itibaren kapitalist dünyaya hakim olan söylem “piyasa”ve liberalizm” dir. Bu görüşe göre, piyasa güçleri ile yönlendirilen ekonomilerde liberalizm güç kazanır. Yine aynı görüş, piyasa ve liberalizmin hakim olduğu ekonomilerde demokrasi kurallarının da hakim olacağını ileri sürmektedir. Bu iki görüşü birleştirdiğimizde, kapitalist sistem, piyasa hakimiyeti, liberalizm ve demokrasi kurallarının bir arada geçerli olduğunun savunulduğu görülmektedir.

Güçlü bir mantığa dayanıyor gibi gözüken bu iddialar silsilesini algılayabilmek için, öncelikle ilgili kavramları açıp, bunların ne tür anlamlarla yüklediğine bakmak gerekmektedir. Önce kapitalizm kavramına bakalım. Kapitalizm, sermaye mülkiyetinin özel kesimde olduğu bir ekonomik ve sosyal sistemdir. Sermaye mülkiyeti özel kesimde olduğu zaman, toplumsal birikim niteliğindeki sermaye toplumsal amaçla değil, fakat kar sağlamak amacı ile ekonomik faaliyete yönelir. Giderek birikimini arttıran ve böylece güçlenen sermaye, hem siyasal hem de toplumsal kararlarda hakim bir konuma ulaşarak, sistemin işleyişini kendi avantajına çevirmeye çalışır.

Piyasa, bir mal veya faktörün arz ve talebinin karşılaştığı ve böylece ekonomik faaliyete katılma miktarı ve fiyatının belirlendiği bir ortamdır. Piyasa, sadece kapitalizme özgü bir teknik çözümlemece aracı değildir. Piyasa sosyalist sistemlerde de kullanılır. Ne var ki, kapitalist mantık çerçevesinde kullandığı biçimi ile piyasadan kasıt, hakim sermaye gücünün piyasa ortamını kendi avantajı yönünde kullanmasıdır. Tekelci yapılanmalar sermaye gücüne piyasa süreci ile ilave güç katar.

Çünkü bu durumda sermaye hem girdi maliyetini hem de nihai fiyatı belirlemede hakim olur.

Liberalizm, hiçbir dış müdahale olmadan, bireylerin kendi güçlerine göre istek ve arzularını tatmin etme ortamıdır. Arzu ve isteklerin tatmin ortamı piyasalardır. Piyasalarda taleplerin açıklanması ekonomik güce bağlıdır. Diğer bir deyişle, bu mantık çerçevesinde liberalizm, bireyleri kendi ekonomik güçleri kadar piyasalarda etkili kılmaktadır.

Son kavram olan demokrasi ise, klasik anlamı ile halkın yönetimidir. Demokrasi, siyasal güç ve yönetimle ilgili bir kavramdır, siyasal otorite gücünü ekonomik güç ve kaynaktan almaktadır. Böyle olunca ekonomik ve siyasal güç birbirini destekler konuma girmektedir.

Kapitalist sistemin ilk aşamalarında gelir ve servet dağılımının oldukça adil olduğu durumlarda piyasa güçleri de dengede idi. Bunun doğal bir sonucu olarak da liberalizm ve demokrasi oldukça etkili bir biçimde toplumlarda geçerli idi. Fakat sermaye devrimi ve birikimi süreci sonucunda ekonomik güçler belirli merkezlerde toplanınca, önce piyasa güçleri ayrıştı, ona bağlı olarak, ikinci aşamada ise demokrasi kavramının içi boşaltıldı.

Sermayenin temerküzü ve güç kazanması toplumda gelir ve kaynak dağılımını bozarken, güçlü çevrelerin piyasa hakimiyetini de arttırmıştır. Böylece, güçlü sermaye siyasal kararlarda da etki yaparak ekonomik gücünü siyasal güçle pekiştirmiştir. Böyle bir güç sistem için tehlike oluşturduğu zaman, siyasal süreç devreye girerek, piyasa süreci içinde güç dengesizliğini tehlike sanırından uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Sistemi korumak ve toplumsal huzuru sağlamakla görevli olan siyasal karar organı, bu işlevini yerine getirirken zengin gruplardan bir miktar kaynak çekmektedir. Sistemden yarar sağlayan zengin gruplar ise, kendi uzun vadeli çıkarları uğruna böyle bir fedakarlığa katlanmaya razı olmaktadır.

Gelir dağılımı tehlikeli biçimde bozulduğunda böyle bir fedakarlıkla baş başa kalan sermaye, bundan kurtulma yollarını araştırırken bazı sosyal ve iktisadi söylem ve yöntemlere başvurma yoluna girmektedir. Bunların başında piyasanın, ulvi müdahale edilmemesi gereken bir mekanizma olduğu fikrinin topluma dayatılması gelmektedir. Aynı amaçla devreye sokulan ikinci araç ise, bir kavram olarak kimsenin itiraz edemeyeceği liberalizm söylemini topluma dayamaktır. Güçlü ve güçsüzün bir arada yaşadığı bir ortamda uygulanan ham liberalizm, güçsüzü güçlü ezdiren aracıdan başka bir şey değildir.

Piyasa güç dengelerinin çok ayrışıp, farklılaştığı bir ortamda uygulanan liberalizm, halkın yönetimi anlamına gelen demokratik yönetim biçiminin de ortadan kaldırılmasını ifade etmektedir. Zengin ve fakirin bir arada yaşadığı bir toplumda uygulanan liberalizm, zengini daha güçlü yapar ve tüm siyasal kararlara hakim kılar.

Şu halde, kapitalizmin eşitsiz gelir ve güç dağılımı oluşturduğu aşamada siyasal erk de güçlü kesimin hakimiyeti altına girmektedir. Güçlü çevrelerin devletin “asil görev”i olarak nitelediği işlevler nitelediği işlevler, bizzat kendilerinin korunmaları için gerekli olan fiziksel ve ideolojik aygıt ve yönetmeleri kapsamaktadır. Devleti sadece asli görevleri ile sınırlandırmak, onun yeniden gelir dağıtıcı sosyal işlevlerini ihmal etmek anlamına gelir.

Ekonomik güç dengelerinin çok bozulduğu ve bunun bir sonucu olarak da piyasa dengelerinin sarsıldığı bir ortamda, liberal söylemlerle kamusal yeniden dağıtıcı işleyişi ortadan kaldırmak, tüm meydanı güçlüye açmak anlamına gelir. Böyle bir ortamda ise, demokrasiden söz edilmez.

Demokrasinin iki temel ayağı fevkalade önemlidir. Bunlardan birincisi, toplumu oluşturan bireylerin kendi çıkarları doğrultusunda bilinçli olmaları, ikincisi ise bilinçli bireylerin, çıkarları doğrultusunda siyasal oluşum ve kararları etkileyebilmeleridir. Bireylerin kendi çıkarları doğrultusunda bilinç sahibi olmaları önündeki en büyük engel, kutsal duyguların sömürüsüne yönelik siyasal dincilik, şoven ve aşırı milliyetçi akımlar ve uygulanan sistemin vazgeçilmez olduğu yönünde topluma yayılan düşünce akımlarıdır. Bunlar sistemi koruyan ideolojik kılıflardır.

Bireylerin siyasal kararları etkileme araçları ise örgütlerdir. Örgütlenme ve örgütlü mücadele bu açıdan fevkalade önemlidir.

Bunların hepsinin üzerinde ise, sermaye bileşiminin ve yapısının rekabetçi olup olmadığı önemlidir. Sermaye yapısı ve mülkiyet dağılımı. Rekabetçi olmaktan uzaklaştığı derecede toplumsal yapılar demokrasiden uzaklaşır. Böyle bir ortamda uygulanan liberalizm ise, geniş halk yığınlarının çıkarına değil, ancak sermayenin çıkarınadır. Liberalizmin karşıtı despotizm ya da militarizm değildir. Kapitalistlerin kastettiği liberalizmin karıştı uygulama, geniş halk yığınları lehine sermaye mülkiyet ve hareket alanının sınırlandırılmasıdır. Böyle bir uygulama demokrasi karşıtı değil, tam da tersine, demokrasiye ve gerçek liberalizme yönelik bir uygulamadır. Kapitalistlerin kastettiği liberalizm, halk karşı sermaye deviniminin serbestleştirilmesidir.



Sermayenin büyük bir güç olduğu durumda ise, gerçek liberalizm, halka sermaye karşısında güç katan ve bu amaçla sermaye devinimini sınırlayan politikalarla sağlanır. Gerçek anlamda ve halk yanında uygulanan liberalizmin ve güçlü devlet tanımının özünde böyle politikalar yatar.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət