Ana səhifə

MİLLİ gelir a. Genel göRÜNÜM


Yüklə 65.94 Kb.
tarix24.06.2016
ölçüsü65.94 Kb.
MİLLİ GELİR

A. GENEL GÖRÜNÜM

Türkiye’de 2002 yılından sonra sağlanan siyasi istikrar, uygulanan sağlıklı ekonomi ve sağlam maliye politikaları ile yapısal reformların sayesinde 2002–2007 yılları arasında yüksek büyüme oranları elde edilmiştir. Ancak dünya ekonomisinde 2007 yılının ortalarından itibaren baş gösteren küresel kriz, kredi kanallarını tıkayarak ve likiditeyi azaltarak reel sektörü etkilemeye başlamıştır.

Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanmamasına rağmen küresel ekonominin önemli bir oyuncusu olması nedeniyle 2008 yılının son çeyreğinden itibaren küresel kriz, Türkiye ekonomisini etkisi altına almıştır. Bunun neticesinde, 2002 yılından bu yana 27 çeyrek devam eden büyüme dönemi sona ermiştir.

Krizin etkilerini hafifletmeye yönelik önlemler, iyileşen güven ortamı ve yapısal reform sürecinin hızlandırılmasıyla birlikte Türkiye ekonomisinin birçok ülkeden daha erken bir toparlanma yaşayacağı beklenmektedir. Ayrıca bankacılık sektörünün sağlam yapısı ve tarihinin en düşük seviyesine gerileyen faiz oranlarıyla birlikte kredi piyasasındaki olumlu gelişmeler, bu toparlanmayı hızlandıracaktır. Türkiye ekonomisinin 2010 yılında tekrar büyüme sürecine girmesi, 2011 yılından itibaren ise büyümenin ivme kazanması öngörülmektedir. Bu öngörüler çerçevesinde, 2010-2012 dönemini kapsayan Orta Vadeli Programda (OVP), 2010 yılı için yüzde 3,5, 2011 yılı için yüzde 4 ve 2012 yılı için ise yüzde 5 büyüme hedeflenmektedir.



B. GAYRİ SAFİ YURTİÇİ HASILA

Türkiye ekonomisi, 2001 yılında gerçekleşen yüzde 5,7’lik küçülmenin ardından 2008 yılına kadar yüksek oranlı büyüme hızlarına ulaşmıştır. 2008 yılında yüzde 0,9 oranında gerçekleşen büyümeye rağmen, ekonomi 2002–2008 döneminde ortalama yüzde 5,8 oranında büyümüştür.



2008 yılının ilk çeyreğinde GSYH, yüzde 7,2 büyüdükten sonra küresel krizin etkilerinin hissedilmeye başlamasıyla ikinci ve üçüncü çeyrekte sırasıyla yüzde 2,8 ve yüzde 1 oranında büyümüştür. Krizin reel sektöre yansımasıyla birlikte iç ve dış talep daralmış ve sanayi üretimi düşmüştür. Bunun sonucunda GSYH dördüncü çeyrekte yüzde 6,5 oranında gerilemiştir.



2008 yılında sabit fiyatlarla GSYH yüzde 0,9 büyüyerek 102.164 milyon TL’ye ulaşmıştır. Cari fiyatlarla GSYH yüzde 12,7 büyüyerek 950.098 milyon TL olmuştur. 2009 yılının ilk altı aylık döneminde GSYH yüzde 10,6 küçülmüştür. Böylece, sabit fiyatlarla GSYH 44.497 milyon TL, cari fiyatlarla GSYH ise 438.251 milyon TL olmuştur.



SEÇİLMİŞ ÜLKELER VE TÜRKİYE’DE BÜYÜME

Grafikte, IMF’nin Dünya Ekonomik Görünümü Raporu’nda yer alan seçilmiş bazı ülkelerdeki büyüme oranları yıllar itibarıyla gösterilmektedir. Grafikte de görüldüğü gibi, 2009 yılı çoğu ülke için daralmanın yaşanacağı zor bir yıl olacaktır. Ayrıca söz konusu raporda, ekonomilerdeki toparlanmanın zaman alacağı öngörülmektedir.

Rapora göre, Türkiye 2008 yılında olduğu gibi 2009 yılında da dünyanın en büyük 17. ekonomisi olma durumunu koruyacaktır.



1. Üretim Yönünden GSYH

2008 yılında küresel kriz, üretim yönünden sanayi sektörünü ve hizmetler sektörünü olumsuz etkilemiştir. Sektörlerin büyüme hızlarında ciddi düşüşler yaşanmıştır. Sanayi sektöründeki yavaşlamada imalat sanayi etkili olmuştur. Hizmetler sektöründe, inşaat ve ticarette negatife dönen büyüme hızları ile gayrimenkul, kiralama ve iş faaliyetleri gibi alt sektörlerin büyüme hızlarındaki yavaşlama etkili olmuştur. Tarım sektörü ise, büyüme hızında artış gösteren tek sektör olmuştur. Bu artış, baz etkisi ve uygun hava koşullarından kaynaklanmıştır.

Kuraklığın etkisiyle 2007 yılında daralan tarım sektörü, 2008 yılında iklim koşullarındaki iyileşmeyle birlikte yüzde 3,5 oranında büyümüştür. Ancak, sektörün GSYH içindeki payı düşük olduğundan, 2008 yılında büyümeye katkısı sınırlı düzeyde kalmış ve 0,3 puan olmuştur.

Sanayi sektörü, 2002 yılında başlayan yüksek oranlı büyüme sürecinin lokomotifi olmuştur. Ancak küresel kriz sürecinde dış talebin düşmesiyle azalan ihracat, imalat sanayinde yüksek oranlı yavaşlamaya neden olmuştur. İmalat sanayindeki bu yavaşlama ve enerji sektöründeki gerilemeye bağlı olarak 2008 yılında sanayi sektörü büyüme hızı, 4,7 puanlık düşüşle yüzde 1,1 düzeyinde gerçekleşmiştir. Sektörün büyümeye katkısı ise 0,3 puan olmuştur.

Hizmetler sektörü büyüme hızı 2008 yılında 5,6 puanlık azalışla yüzde 0,4 olarak gerçekleşmiştir. Bu azalışta inşaat ve ticaret sektörlerindeki daralmanın etkili olduğu görülmektedir. Hizmetler sektörünün büyümeye katkısı ise önemli ölçüde düşerek 0,3 puan olmuştur.

2009 yılının ilk altı aylık döneminde tarım sektörü yüzde 4,3 büyürken, sanayi sektörü yüzde 13,8, hizmetler sektörü yüzde 10,4 küçülmüştür. GSYH’nin yüzde 10,6 oranında küçülmesinde, tarım sektörünün 0,2, sanayi sektörünün -3,9 ve hizmetler sektörünün
-6,9 puan katkısı olmuştur.





2. Harcamalar Yönünden GSYH

Kamu gelir ve harcama politikaları, dış ve iç talepteki daralmanın ekonomik faaliyetler üzerindeki olumsuz etkisinin azaltılmasında etkin bir rol üstlenmiştir. Bu çerçevede, özel tüketim ve yatırımlardaki keskin düşüşü azaltıcı, kamu tüketim ve yatırım harcamalarını artırıcı önlemler alınmıştır. Ancak bu politikalar kısa vadeli, kriz dönemine özgü politikalardır. OVP’de krizden çıkış ve sonrasındaki büyüme sürecinin yine özel sektör öncülüğünde gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Ayrıca kamu kesiminin artan kaynak kullanımındaki payını azaltmak, maliye politikasının temel hedefi olarak belirlenmiştir.

2008 yılında, harcamalar yönünden GSYH’nin en büyük paya sahip bileşenleri, yüzde 68,9 ile özel tüketim harcamaları ve yüzde 20 ile özel sektör sabit sermaye yatırımları olmuştur. Bu durum, özel sektörün GSYH büyümesine katkısının ne denli büyük olduğunu göstermektedir.

2003 ve 2004 yıllarında yüzde 10’un üzerinde gerçekleşen özel tüketim büyüme hızı, sonraki yıllarda kademeli olarak azalarak 2008 yılında yüzde -0,1 olarak gerçekleşmiştir. Aynı yılda kamu tüketimi ise yüzde 1,9 büyümüştür.

Sabit sermaye yatırımları, 2002–2007 döneminde ortalama yüzde 16,8 oranında büyüyerek yüksek oranlı büyümeye önemli bir katkı yapmıştır. Ancak sabit sermaye yatırımları 2008 yılında yüzde 5 küçülmüştür.

2008 yılında gerçekleşen düşük büyüme oranında, özel sektör sabit sermaye yatırımları etkili olmuştur. Özel sektör tüketimi, kamu sektörü tüketimi ve sabit sermaye yatırımları ile net ihracat ve stok değişimi ise büyümeye olumlu etki yapmıştır. Kamu sektörünün büyümeye katkısı 0,6 puan iken özel sektörün katkısı -1,7 puan olmuştur.

Kriz öncesinde ihracatta aylık olarak yüzde 30’ların üzerinde artışlar yaşanırken, krizle birlikte yüzde 30’dan fazla düşüşler görülmeye başlamıştır. İhracattaki bu düşüş, üretim ve stok seviyesine büyük ölçüde etki yapmıştır. Stoklardaki bu küçülme, özel yatırımlardan sonra 2009 yılının ilk altı aylık döneminde ekonominin daralmasında etkili olan en önemli faktör olmuştur.





C. SEKTÖREL GELİŞMELER

2008 yılında tarım sektörü büyürken, sanayi ve hizmetler sektörlerinin büyüme hızı yavaşlamıştır. Tarım, sanayi ve hizmetler sektörleri, sırasıyla yüzde 3,5, 1,1 ve 0,4 oranında büyümüştür.



Ekonomik faaliyetlere göre GSYH içinde en büyük pay, yüzde 64 ile hizmetler sektörüne aittir. Sanayi sektörünün payı ise yüzde 26,8’dir. Tarım sektörünün GSYH içindeki payı bir önceki yıla göre artarak yüzde 9,2 olmuştur.





1. Tarım

Tarım sektörü, GSYH içinde en az paya sahip sektör olmasına rağmen istihdamdaki önemini sürdürmektedir. Tarım sektörü iklim koşullarını takip ettiğinden istikrarsız bir görünüm sergilemekte ve ekonomik gelişmeleri takip etmekten ziyade iklim koşullarından etkilenmektedir.

2007 yılında kuraklık nedeniyle üretim düşüşleri yaşanırken, iklim koşullarının 2008 yılında daha uygun olması sayesinde tahıl, sebze ve meyve üretiminde artış gerçekleşmiştir. Ancak iklim koşullarından kaynaklanan nedenlerle bölgesel tarımsal üretim seviyeleri farklılık göstermeye devam etmiştir.

Tarım sektöründe dikkat çeken bir diğer husus, tarım alanlarında daralma gözlenmesine rağmen, tarımsal üretimin artmasıdır. Bunun nedeni olarak, tarımda uygulanan verimlilik artırıcı politikalar gösterilebilir.



2008 yılının ilk çeyreğinde yüzde 5,4 büyüyen tarım sektörü, ikinci çeyrekte yüzde 0,3 küçülmüş; üçüncü ve dördüncü çeyreklerde ise sırasıyla yüzde 5,4 ve yüzde 2,4 büyümüştür. Yılın tamamında ise sektörün büyüme hızı yüzde 3,5 olmuştur.

Tarım, avcılık ve ormancılık alt sektörü yüzde 3,9 büyürken, balıkçılık alt sektörü ise yüzde 5,7 küçülmüştür.

2008 yılında tarım sektörünün ekonomik büyümeye olan katkısı, geçmiş yıllarla kıyaslandığında 2005 yılından sonra elde edilen en yüksek katkı değeridir.

Tahıl ürünlerinden buğdayın üretim miktarı, 2008 yılında bir önceki döneme göre yüzde 3,2 artmıştır. Diğer yandan Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşanan kuraklık ve Doğu Anadolu Bölgesindeki üretim kayıpları nedeniyle arpa üretimi, yüzde 18,9 azalmıştır. Mısır üretimi yüzde 20,9 gibi yüksek oranlı bir artış kaydetmiştir.

Baklagillerin üretiminde ise Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşanan kuraklık nedeniyle düşüş yaşanmıştır. Kırmızı mercimek üretimi yüzde 79,1 gibi çok yüksek bir oranda düşerken, diğer bakliyatların üretim miktarlarındaki artış sınırlı kalmıştır.

Tarımsal destekleme ödemeleri 2008 yılında bir önceki yıla göre yüzde 5,2 artarak 5,8 milyar TL’ye yükselmiştir. Tarımsal destekleme ödemeleri içinde en yüksek paylar, yüzde 22,8 ile hayvancılık destek ödemeleri ve yüzde 19,5 ile doğrudan gelir desteği ödemelerinden oluşmuştur. Doğrudan gelir desteği uygulamasına son verildiğinden, 2009 yılında doğrudan gelir desteği ödemesi sadece 1 milyon TL olarak görülmektedir.



ORTAK TARIM POLİTİKASI

Avrupa Birliği’nin Ortak Tarım Politikası, hem tarımın son derece hayati bir işlev olan beslenme ile doğrudan bağlantılı olması, hem de Avrupa Birliği bütçesinin en büyük kısmının Ortak Tarım Politikası’na ayrılması nedeniyle ayrı bir önem taşımaktadır. Avrupa Birliği, Ortak Tarım Politikası ile Birlik içindeki olası gıda yetersizliklerinin önüne geçmeyi, verimli, sağlıklı ve çevre dostu bir üretim altyapısına kavuşmayı ve Avrupa Birliği’nin gıda alanındaki dışa bağımlılığını ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.

1958 yılında yürürlüğe giren Roma Anlaşmasında yer alan ve 1962 yılında yürürlüğe giren Ortak Tarım Politikası’nın temel amaçları aşağıdaki gibi sıralanabilir:

•Teknik ilerlemenin özendirilmesi, tarımsal üretimin rasyonelleştirilmesi ve üretim faktörlerinin, özellikle işgücünün optimal kullanımının ve verimliliğin artırılması,

•Tarımsal nüfusun yaşam düzeyinin, özellikle tarımda çalışanların gelirinin artırılması yoluyla yükseltilmesi,

•Tarım ürünleri piyasasında istikrarın sağlanması,

•Düzenli bir ürün arzının garanti altına alınması,

•Tarım ürünlerinin tüketicilere uygun fiyatlarla ulaştırılmasının sağlanmasıdır.

Ortak Tarım Politikası üç temel ilke üzerine oturmuştur:

Tek Pazar İlkesi; Üye ülkelerde tarım ürünlerinin serbest dolaşımını engelleyen tüm kısıtlamaların kaldırılarak tek bir pazar oluşturulmasını öngörmekte, bunun için ortak fiyat ve rekabet kurallarını, üye ülkelerde istikrarlı bir döviz kurunu ve dış pazarlara karşı sınırlarda ortak bir korumayı gerektirmektedir.

Topluluk Tercihi İlkesi; Birlik içinde üretilen ürünlere öncelik tanınmasını amaçlamakta, bunun için AB tarım ürünlerinin ithalata karşı korunmasını, ihracatının ise sübvanse edilmesini gerektirmektedir.

Ortak Mali Sorumluluk İlkesi; Ortak Tarım Politikası’na ilişkin tüm harcamaların, Birlik üyeleri tarafından ortaklaşa üstlenilmesini amaçlamaktadır.

2. Sanayi

Sanayi sektörünün payı, GSYH’nin dörtte birinden fazlasını oluşturmaktadır.



Sanayi sektörünün GSYH içindeki payı, 2008 yılında bir önceki yılda olduğu gibi yüzde 26,8 olarak gerçekleşmiştir. Alt sektörler itibarıyla, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 0,8, imalat sanayi sektörünün payı yüzde 24 ve enerji sektörünün payı ise yüzde 2,1 olmuştur.

2008 yılının ilk çeyreğinden itibaren küresel kriz reel sektöre de yansımış ve sanayi üretimi ciddi boyutlarda etkilenmiştir. Sanayi sektörü büyüme hızı, 2008 yılının çeyrek dönemleri itibarıyla sırasıyla yüzde 9, yüzde 5, yüzde 0,7 ve yüzde -9,6 olarak gerçekleşmiştir. Böylece 2008 yılında sanayi sektöründe büyüme yüzde 1,1 olmuştur.

Alt sektörler itibarıyla madencilik ve taşocakçılığı sektörü büyüme hızı yüzde 5,4, imalat sanayi sektörü büyüme hızı yüzde 0,8 ve enerji sektörü büyüme hızı yüzde 3,7 olarak gerçekleşmiştir.

2009 yılının altı aylık döneminde ise sanayi sektörü üretimi yüzde 13,8 azalmıştır. Alt sektörler itibarıyla madencilik ve taşocakçılığı yüzde 14,3, imalat sanayi yüzde 14,4 ve enerji yüzde 6 küçülmüştür.



KISA DÖNEMLİ EKONOMİK GÖSTERGELERİN MEVSİM VE TAKVİM ETKİLERİNDEN ARINDIRILMASI

Mevsimsellik, bir zaman serisinde her yıl aynı dönemde tekrar eden hareketler olarak tanımlanabilir. Ekonomik değişkenlerdeki mevsimsel yapının tespiti, mevcut ekonomik gelişmelerin daha sağlıklı analiz edilmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

Ekonomik faaliyetteki eğilimlerin sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesinde incelenen göstergenin; hava koşulları gibi doğal faktörler yanında sosyal ve kültürel gelenekler gibi mevsimsel etkilerden arındırılması büyük önem taşımaktadır.

Mevsimsellikten arındırma, zaman serisindeki mevcut mevsimsel bileşenin istatistiksel bir yöntem kullanarak belirlenmesi ve bu mevsimsel etkinin zaman serisinden ayrıştırılması işlemidir.

Mevsimsellik, takvim günü etkileri adı altında sınıflandırılan ve hafta sonlarının yanı sıra resmi ve hareketli tatil günleri tarafından belirlenen aylık çalışma günü sayısından da etkilenmektedir. Bu nedenle, bir önceki yılın aynı dönemi ile yapılan karşılaştırmalarda çalışma günü farklılaşmasından kaynaklanan takvim etkilerinin de incelenen seriden ayrıştırılması gerekmektedir.

AYLIK VE YILLIK DEĞİŞİMLER

Ekonomik serilerde aylık ve yıllık değişimlerin sağlıklı bir şekilde yorumlanabilmesi için, bir önceki döneme/aya göre yapılacak karşılaştırmalarda mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış göstergelerin kullanılması, bir önceki yılın aynı dönemine/ayına göre yapılacak karşılaştırmalarda ise takvim etkisinden arındırılmış göstergelerin kullanılması daha anlamlı olacaktır.

Arındırılmamış sanayi üretim endeksi Temmuz ayında 110,3 olarak gerçekleşirken, takvim etkisinden arındırılmış endeks 107,4, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış endeks ise 101,2 olarak gerçekleşmiştir. Takvim etkisinden arındırılmış endeks 2009 yılı Temmuz ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,4 azalırken, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış endeks bir önceki aya göre yüzde 0,8 artış göstermiştir.

Arındırılmamış GSYH 2009 yılı II. dönemde yüzde 7 azalırken, takvim etkisinden arındırılmış GSYH bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 6,6 azalmış, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH ise bir önceki döneme göre yüzde 7,1 artış göstermiştir.



i. İmalat Sanayi

İmalat sanayi, sanayi sektörünün önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu nedenle sanayi sektörünün büyümesi imalat sanayine paralellik arz etmektedir. İç ve dış talepteki daralma sonucunda, imalat sanayi büyüme hızı durma noktasına gelmiştir.

İmalat sanayi, 2008 yılının çeyrek dönemleri itibarıyla sırasıyla yüzde 9,1, yüzde 4,8 ve yüzde 0,3 büyümüştür. Dördüncü üç aylık dönemde ise yüzde 10,8 azalmıştır. Yılsonu itibarıyla imalat sanayi yüzde 0,8 büyümüştür.

İmalat sanayi üretiminin önemli bir payını ihracat edilebilen imalat malları oluşturmaktadır. Küresel krizin yarattığı dış talep daralması nedeniyle imalat sanayi ihracat miktarı, 2009 yılının ilk sekiz ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 30 oranında bir azalış göstermiştir. Bu durum imalat sanayi büyüme hızındaki azalışın etkenlerinden birisi olmuştur.

Sektörel büyüme hızlarındaki farklılıklar, sektörlerin kendine özgü yapısal özelliklerinden de kaynaklanmaktadır. Nitekim imalat sanayi grubunda en yüksek büyüme, ağaç ve mantar ürünleri imalatında görülürken, en büyük düşüş ise yüzde 26,1’lik oranla radyo, TV ve haberleşme cihazları imalatında gerçekleşmiştir.

İmalat sanayi kapasite kullanım oranları, gelecek döneme ilişkin sanayi üretiminin göstergesi niteliğindedir. Dolayısıyla kapasite kullanım oranlarının yükselmesi, sanayi üretiminin artacağının ve büyümeye olumlu bir etki yapacağının işaretidir.



2006 yılında yüzde 81 olan imalat sanayi kapasite kullanım oranı, 2007 yılında 0,8 puanlık artışla yüzde 81,8’e yükselmiştir. 2008 yılına gelindiğinde ise bu oran 3,7 puan azalışla yüzde 78,1 olarak gerçekleşmiştir. Söz konusu yılda, kapasite kullanım oranı kamu kesiminde 1,7 puanlık düşüşle yüzde 86,7 ve özel kesimde ise 3,7 puanlık azalışla yüzde 77 olmuştur. 2009 yılı Ocak-Eylül döneminde kapasite kullanım oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre kamu kesiminde 13,4 puan azalarak yüzde 77,7, özel kesimde ise 10,8 puanlık azalışla yüzde 68,1 olmuştur. Aynı dönemde toplam kapasite kullanım oranı ise 12,1 puan gerilemiş ve yüzde 68,3 seviyesinde gerçekleşmiştir.

Ekonomideki yapısal değişim sonucunda ortaya çıkan verimlilik artışları, büyümeyi etkileyen önemli faktörlerden biridir. 2008 yılında imalat sanayi üretim endeksi azalmıştır. Bu azalmada, imalat sanayinde çalışılan saat ve çalışan kişi başına düşen verimlilikteki düşüşler etkili olmuştur.



ii. Madencilik ve Taşocakçılığı

Madencilik sektörü üretim endeksi, 2008 yılında bir önceki yıla göre yüzde 7,5 oranında artış göstermiştir. Metal cevheri madenciliği üretimi yüzde 1,7, maden kömürü, linyit ve turba sanayi üretimi yüzde 14, ve ham petrol ve tabii gaz üretimi yüzde 4,6 artmıştır.



2008 yılının ilk sekiz aylık döneminde yüzde 10,6 oranında yükselen madencilik sektörü üretim endeksi, 2009 yılının aynı döneminde yüzde 6,4 oranında düşmüştür.

2009 yılının ilk sekiz ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre metal cevheri madenciliği üretimi yüzde 5,4 ve maden kömürü, linyit ve turba sanayi üretimi yüzde 1 azalmıştır. Ham petrol ve tabii gaz üretiminde yüzde 1,9 artış yaşanmıştır.



iii. Enerji

Dünyada nüfus artışı, sanayileşme ve kentleşme olguları, küreselleşme sonucu artan ticaret olanakları, doğal kaynaklara ve enerjiye olan talebi giderek artırmaktadır. Bu kapsamda enerji arz güvenliği stratejik bir öneme sahiptir.

Türkiye, makul maliyetli, verimli ve sürdürülebilir enerji üretimine yönelmektedir. Var olan kaynaklarından en üst düzeyde yararlanabilen, enerji çeşitliliğine sahip, etkin ve çevreci bir enerji anlayışı yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Enerji çeşitliliğini sağlayabilmek için, rüzgar enerjisi, jeotermal enerji ve nükleer enerjiden faydalanılmaktadır. Elektrik enerjisi üretiminde, yerli ve yenilenebilir kaynakların kullanımına hız verilmektedir.

Dünyadaki eğilimlere paralel olarak, ülkemizdeki nihai enerji tüketiminde elektrik enerjisinin payı giderek artmaktadır.

Net elektrik tüketimi, 2008 yılında bir önceki yıla göre yüzde 4,4 artarak 155.135 GWh’den 161.948 GWh’ye yükselmiştir. Bunun yüzde 46,2’si sanayide, yüzde 24,4’ü meskenlerde, yüzde 14,8’i ticarethanelerde, yüzde 4,3’ü resmi kurumlarda ve yüzde 10’u diğer kesimlerde tüketilmiştir. Toplam tüketimin yüzde 14,4’ünü kayıplar oluşturmuştur. Toplam elektrik enerjisi tüketimi içinde tüm sektörlerin payı artmıştır.

Türkiye’de kişi başına düşen net elektrik tüketim miktarı, 2007 yılında 2.198 Kwh iken 2008 yılında 2.264 Kwh olarak gerçekleşmiştir.



3. Hizmetler

Hizmetler sektörü, ekonomi içindeki payı en fazla olan ve büyüme ve istihdamın besleyicisi durumundaki sektördür. Bu nedenle, sektörün rekabetçi bir yapıya kavuşturularak geliştirilmesi önem arz etmektedir.

Ekonominin gelişimine paralel olarak hasıla içinde tarım sektörünün payı azalırken, hizmetler sektörünün payı artma eğilimi göstermektedir. 2008 yılı itibarıyla GSYH’nin yüzde 64’ü hizmetler sektöründen elde edilmektedir. Sektörün 2008 yılı büyüme hızı yüzde 0,4 olarak gerçekleşirken, sektörün büyümeye katkısı aynı dönem için yüzde 0,3 olmuştur. Sektör 2009 yılının ilk çeyreğinde 13,2 ve ikinci çeyrekte ise yüzde 7,7 oranında küçülmüştür.

Hizmetler sektörünün ekonomik büyümeye olan katkısını, ticaret, ulaştırma, mali aracı kuruluşların faaliyetleri ve inşaat sektörleri belirlemektedir.

Ticaret sektöründe 2008 yılının ilk iki çeyreğindeki büyüme hızı, sırasıyla yüzde 9,2 ve 4,2 olmuştur. Ancak yılın üçüncü çeyreğinden itibaren sektör daralmaya başlamış ve 2009 yılının ilk çeyreğinde yüzde 23,7’ye kadar gerilemiştir. 2009 yılının ikinci çeyreğinde ise küçülme nisbi olarak azalarak yüzde 13,5 olarak gerçekleşmiştir. Sektörde, rekabeti ve tüketiciyi koruyan, ilgili diğer sektörlerde üretimi destekleyen, kayıt dışılığı önleyen, sektör içi dengeli gelişmeyi sağlayan bir yapı sağlanmaya çalışılmaktadır.

Hizmetler sektörünü oluşturan alt sektörlerden mali aracı kuruluşların faaliyetleri, 2008 yılında yüzde 9,1 büyürken, ekonominin ciddi biçimde küçülme yaşadığı 2008 yılının son çeyreği ve 2009 yılının ilk ve ikinci çeyreklerinde büyüme oranına pozitif katkıda bulunmuştur.

Ulaştırma sektörü de 2008 yılının ilk 3 çeyreğini büyüme ile tamamladıktan sonra son çeyrekte yüzde 7,4 oranında küçülmüştür. 2009 yılının ilk yarısında küçülme derinleşmiş ve yüzde 14,5 olmuştur.

Türkiye’de ekonomik faaliyetlerin ve girişimciliğin önemli göstergelerinden bir tanesi açılan şirket sayısıdır. 2008 yılı sonunda açılan şirket ve kooperatif sayısı bir önceki yıla göre yüzde 11,5 azalarak 49.003 olarak gerçekleşmiştir. 2009 yılının ilk dokuz aylık döneminde kurulan şirket sayısı 33.005 olmuştur. Bu dönemde kurulan şirketlerin yüzde 93,4’ü limited şirket, yüzde 4,2’si anonim şirkettir. Söz konusu dönemde kapanan şirket sayısı ise 7.403 olarak gerçekleşmiştir. Kapanan şirketlerin yüzde 87,9’unu limited şirketler, yüzde 8,4’ünü anonim şirketler oluşturmuştur.

Ekonominin talep düzeyini gösteren ve güven göstergelerinden biri olan beyaz eşya satışları azalmıştır. 2009 yılı Ocak-Ağustos döneminde geçen yılın aynı dönemine göre buzdolabı satışları yüzde 11,2, çamaşır makinesi satışları yüzde 4,4, fırın satışları yüzde 9,3 ve bulaşık makinesi satışları yüzde 1,5 azalmıştır.



Başta otomotiv ve beyaz eşya sektörlerinde olmak üzere sektörlerin en önemli girdilerinden birisi olan ham çelik üretimi, geçen yıla göre daha düşük bir seviyede seyretmesine rağmen, Türkiye ham çelik üretiminde halen söz sahibi ülkelerden birisi konumundadır. 2002 yılında 16.467 bin ton olan ham çelik üretimi 2008 yılında 26.806 bin ton olarak gerçekleşmiştir. 2009 yılı Ocak-Ağustos döneminde 16.402 bin ton ham çelik üretimi gerçekleştirilmiştir. 2008 yılının aynı dönemiyle karşılaştırıldığında ortaya çıkan azalmanın nedeni ise ham çeliğin temel girdi olduğu sektörlerdeki dış talep daralmasıdır.

Küresel krizden en fazla etkilenen sektörlerin başında otomotiv sektörü gelmektedir. Otomotiv sektörünün ihracata bağımlı olan yapısı nedeniyle üretimde keskin düşüşler yaşanmıştır. Özellikle ihracatın yarıdan fazlasının yapıldığı Avrupa Birliği ülkelerindeki talep düşüşü, otomobil ihracatını ve üretimini etkilemiştir.

Otomobil üretimi, 2002 yılında 204.198 adet iken 2008 yılı sonunda 621.567 adet olmuştur. 2009 yılının ilk dokuz ayında ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28,5 azalarak 374.927 adet olarak gerçekleşmiştir.

İnşaat sektörünün en önemli göstergelerinden biri olan çimento üretimi, 2002 yılında 32.758 bin ton iken 2008 yılında 51.432 bin tona yükselmiştir. 2009 yılının ilk yedi ayında çimento üretimindeki düşüş çok sınırlı kalmış, aynı dönemde sektör dış talebin zayıfladığı bir dönemde ihracatını yüzde 31,5 artırmayı başarmıştır.

İnşaat sektörünün bir diğer önemli göstergesi yapı ruhsatı ve yapı kullanım izni verileridir.

2007 yılında yapı ruhsatı verilen yapıların yüzölçümü 124 milyon 132 bin m² iken, 2008 yılında 103 milyon 846 bin m²’ye düşmüştür. 2007 yılında yapı kullanma izin belgesi verilen yapıların yüzölçümü 63 milyon 150 bin m² iken, 2008 yılında artarak 70 milyon 957 bin m² olmuştur.

2008 yılının ilk altı ayında yapı ruhsatı verilen yapıların yüzölçümü 54 milyon 858 bin m² iken, 2009 yılının ilk altı ayında 47 milyon 750 bin m² olarak gerçekleşmiştir. 2008 yılının ilk altı ayında yapı kullanma izin belgesi verilen yapıların yüzölçümü 35 milyon 246 bin m² iken, 2009 yılının ilk altı ayında artarak 42 milyon 376 bin m² olmuştur.



İnşaat sektörü, konut talebindeki gerilemeyle birlikte önemli ölçüde daralmıştır. 2008 yılının birinci çeyreğinde yüzde 3,3 oranında başlayan küçülme derinleşerek 2009 yılının ilk yarısında yüzde 19,9’a ulaşmıştır.



Yurtdışı müteahhitlik ve müşavirlik hizmetlerinde rekabet gücünün artırılması önem arz etmektedir. 2003 yılından itibaren yurtdışı müteahhitlik hizmetleri hızlı bir artış göstermiş, 2002 yılında 1,7 milyar dolar olan yeni iş tutarı 2008 yılı sonu itibarıyla 23,6 milyar dolara ulaşmıştır.







Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət