Ana səhifə

Ders notlari


Yüklə 0.63 Mb.
səhifə1/14
tarix27.06.2016
ölçüsü0.63 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   14


T.C.

ILGIN KAYMAKALIĞI

ÖMER EGE MESLEKİ EĞİTİM MERKEZİ

MÜDÜRLÜĞÜ



USTALIK EĞİTİMİ KURSU

(MODÜLER SİSTEME GÖRE)



DERS NOTLARI




İÇİNDEKİLER



  • EKONOMİ

  • İŞ VE İNSAN İLİŞKİLERİ

  • SİGORTA VE VERGİ MEVZUATI

  • ÇALIŞMA HUKUKU

  • İŞLETME BİLGİSİ

  • İNSAN SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ

  • MUHASEBE DERSİ




EKONOMİ DERSİ

(MODÜLER SİSTEME GÖRE)

DERS NOTLARI


EKONOMİ TANIMI VE TARİHÇESİ
İnsanlar ekonomi hakkında teoriler geliştirmeden çok önce ekonomik faaliyetler başlamıştır. Zamanla insan ihtiyaçlarından kaynaklanan, etraflıca düşünülmemiş, bir sistemin parçası olmayan çareler üretilmiştir. Bunlar yeni şart ve gelişmelere göre, denenmiş değiştirilmiş, birleştirilmiş, korunmuş veya terk edilmiş ve bu güne gelinmiştir.

Ekonomik davranışlar genellikle insanların geçimlerini sağladıkları yollarla yakından ilgilidir. Bir aile, bir aşiret, bir millet, ya da milletler gurubu yiyeceklerini, barınaklarını, hizmetlerini, halkın arzu ettiği diğer şeyleri nasıl üretir ve dağıtır? Bu tür davranışlar yeryüzündeki insan toplulukları arasında farklı şekillerde nasıl kendini gösterir.

“Ekonomi” kelime olarak bütün dünya dillerine Grekçe oiko-nomos tan girmiştir. Evdekiler olarak tercüme edilebilir. Evin yönetiminden sorumlu olan insan, evde yeterince gıda, giyim eşyası, yakıt bulunmasını sağlamak zorundadır. Evi bir düzen içinde tutmak, ev halkının görevlerini yapabilecek ortamı sağlamak, zorundadır. Bir ev otomatik olarak kendiliğinden ya da cömert tabiatın şefkatli nimetleri sayesinde değil, “evdekiler” in gayretleri ve becerikli olmaları ile zenginleşir. Oiko-nomos sadece evdekilere değil şehir devletine uygulanmış, kadim, (en eski) klasik, ekonomi fikirlerinden sonra günümüz ekonomisine gelinmiştir.

Milattan önce 4. yüzyılda yaşayan Eflatun: Devletin temeli üretimdir, bir toplumun olması mesleklerin farklı olmasını gerekli kılar. Herkes kendine uygun gelen işle uğraşır ve diğer alanlara karışmazsa, üretim daha kolay ve daha kaliteli sağlanır. Bu görüş günümüzde “Uzmanlaşma” adı ile Adam Smith tarafından doktrinleştirilmiş ve günümüz ekonomik görüşlerini temelden etkileyen bir görüş olmuştur.

İngiltere’de, 1600 lü yıllarda dış ticaretle ulusların daha zengin olabilecekleri görüşü ile Thomas Munn tarafından Asya ülkelerine ticaret yapılması fikri ortaya atılmıştır. Daha sonra ekonomik görüşlere öncülük eden ekonomistlerin görüşleri bu alana yön vermiştir.Bunlardan önemli bazıları şunlardır;

Makyavelizm; (Kralın ekonomik gücünün yüksek olması)

Merkantilizm; (Devletin tüccar olması)

Fizyokratlar; (Karışma! dünya kendi başının çaresine bakar)

Malthusçuluk; (Nüfusun geometrik, 1,2,4,8, gıdanın aritmetik 1,2,3,4, artışı, ve insanların gelecekte aç kalacakları teorisi... ) bu ve diğer ekonomistler bu günkü kapitalizme ait ekonomik teoriler geliştirmişlerdir.

Adam Smith, Keynes ve diğer ekonomistlerle, ekonomi bu günkü uygulama seviyesini bulmuş, sistem olarak gelişmiş, bu günkü halini almasında klasik görüşlerin büyük katkıları olmuştur.

Kapitalizmin uygulanmasında görülen olumsuzluklara karşı çıkan, diğer bir ekolü oluşturan ekonomistler; Saint Simon, Charles Fourier, Proudhon, Robert Oven, sosyalizmi bir sistem olarak oluşturmuşlardır. Kapitalizmin üretimi ve insanların zenginliğini esas alan görüşüne karşı, ikinci gruptaki bu ekonomist ve sosyal bilimciler, toplumculuğu ön plana çıkarmışlardır. Bu ekol, Marks ve devamı olan sosyal bilimci ve ekonomistler tarafından geliştirilerek bu günkü halini almıştır.

Dünyanın bu günkü uygulamalarında birinci gruptaki ekonomistlerin görüşleri fiilen uygulanmaktadır. İkinci görüşteki ekonomik bakışlar, artık kitaplardaki alternatifler durumundadır. Her iki gruptaki ekonomistlerin görüşleri eksi ve artıları ile objektif ve nesnel olarak araştırılmalı, hayatımızı pek çok yönden etkileyen bu konulara ilgi gösterilecekse bilgilerin kaynağından öğrenilmesi yolu tercih edilmelidir.

Şurası bir gerçek ki Ekonomi çok geniş konuları kapsayan bir bilim dalıdır. On altı saatlik bir derste, konuları derinlemesine işlemek mümkün olmadığı gibi, kavramların gerçek anlamına ulaşmak da güçtür bu nedenle, dersimizde günümüzdeki ekonomik faaliyetlerin çok dar bir çerçevesini çizmek ve gerekli olan ekonomik tanımları öğrenmekle yetineceğiz

Tarihinde kısa bir gezinti yaptığımız Ekonomi, günümüzde çeşitli biçimlerde tanımlanmaktadır. Bunlardan en genel olan tanım şöyledir;

Ekonomi : Sınırlı kaynaklardan sınırsız olan insan ihtiyaçlarını en etkin biçimde karşılamak için uğraşan bilim dalıdır.

EKONOMİNİN (TERİMLERİ) TEMEL KAVRAMLARI
İhtiyaç : Ekonominin tanımında geçen “ihtiyaç” ekonominin uğraşı alanlarını da belirten bir kavramdır. İhtiyaçlar bir eksiklikten doğar ve bu eksikliği gidermek için istek uyandırırlar. İnsan ihtiyaçları çok çeşitlidir. Bir an için her birimizin ihtiyaçlarını düşünürsek, hemen uzun bir liste çıkarmak mümkündür. Elimizde olduğunu varsaydığımız ihtiyaç listemizin çok büyük bir kısmının para karşılığı giderilebileceğini görürüz. Acaba bu ihtiyaç listesinde genel bir sınıflandırma yapmak mümkün müdür ? Bundan önce ihtiyacın tanımını yapalım.

İhtiyaç : Kişinin organizma ve düşünce alanında eksiklik duyduğu her şeydir. İhtiyaçlar ikiye ayrılır

1 – Birincil ( Temel) ihtiyaçlar, barınma, yiyecek, giyecek, soluma gibi

2 - İkincil ( Diğer ) ihtiyaçlar, sosyal ihtiyaçlar, arkadaşlık, statü, estetik,gibi.

Mal : İnsan ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan, para ile veya başka bir ekonomik değerle değiştirilebilen maddelere mal denir. Malın iki önemli özelliği, kıt olması ve değiştirilebilir nitelikte olmasıdır.

Hizmet: İhtiyaç giderme bakımından mala benzeyen ancak değiştirilme özelliği olmayan faaliyetlerdir. Malın imal edilmesi, hizmetin sunulması söz konusudur. Avukatlık, Doktorluk, Öğretmenlik, Yolcu taşımak, saç kesmek gibi.

Kıymet: Bir malın ekonomik değerine denir. Az bulunan mallar kıymetlidir, Örnek Altın her yerde kıymetlidir, su bir nehir kenarında ucuz, hatta bedava, çölde ise altından daha pahalıdır. Demek ki malın değeri azlığı ve çokluğu ile ilgilidir bu da yere göre değişebilir.

Fayda ekonomi dilinde: Mal ve hizmetlerin insan ihtiyaçlarını karşılama niteliğini arttırmaktır. Fayda genel anlamı ile iyiliği çağrıştıran bir kelimedir.

Örnek: Faydayı bir masa üretimi ile anlatalım. Masa ile ilgili “fayda” kavramı, orman işçi ve mühendisinin çalışması ile başlar. Sonra sıra ile, keresteyi masa haline getiren mobilyacı faydayı yükseltir. Bu masayı alıcısına ulaştırmak için bir şehirden başka bir şehre taşımak faydadır. O şehirde malı satmak faydadır, mal satıldıktan sonra şehir içi nakliyatçısının masayı kullanıcısının evine götürmesi faydadır. Şöyle ki masa üretildiği yerden kullanıldığı yere kadar gidebilmesi için çeşitli aşamalar geçilmiş ve masa, en faydalı haline (kullanıldığı için ) ev’de gelmiştir. Bu örneklerden KDV ile bir bağlantı da kurabiliriz. Bu faydaları isimlendirmek gerekirse,



Fayda çeşitleri : Üretim faydası, yer faydası, mülkiyet faydası, gibi faydalar ortaya çıkmaktadır.

Servet : İnsanların sahip oldukları ekonomik ve sosyal değeri olan her şey servettir.

Halk dilinde servet sahip olunan menkul gayri menkul mallar anlamında ise de Ekonomi’de servet bundan daha geniş anlamdadır. Şöyle ki: Bir iş hanı nasıl servet ise, bir işletmede bulunan teknik makineler de servettir. Bir kuyumcunun ya da berberin el becerisi de, bir tiyatrocunun oyunculuk gücü, hüneri de servettir.

Ekonomik alana ait şimdiye kadar sıraladığımız, tanımaya çalıştığımız terimler, Mal, Kıymet, İhtiyaç, Servet, Fayda, ve daha bir çok terim birbiri ile ilişki ve etkileşim içindedir.
ÜRETİM
İnsan var olduğu günden itibaren ihtiyaç içinde olmuştur. Temel ihtiyaçlarından olan yırtıcı hayvanlardan korunmak ve karnını doyurmak ihtiyacı duyan insan, korunmak ve avlanmak için keskin bir alet yapmayı düşündü bunun için de taşları birbirine, ya da taşları ağaçlara sürterek ilk aletini yaptı.

O günden beri de hep alet yapar. Her yaptığı yeni alet başka bir ihtiyacını karşılar bu aletlerle her geçen gün yaşama düzeyini biraz daha yükseltir. Bu anlamda alet insanlığın, medeniyet tarihinin başlıca unsurudur.

İlkel toplumlarda bu günkü anlamda üretim yoktur. Üretim, insanlığın uygarlık yolunda bu günkü seviyeye gelişinin uzun bir hikayesidir. Bu gün üretim insanlığın en önemli faaliyet alanıdır.Yaşamanın ve bütün faaliyetlerin temelinde üretim vardır.

Daha iyi yaşamak için daha çok ve daha iyi üretim yapmak artık bir zorunluluktur.Bu nedenle eğitim çeşitleri değişmiş mesleki eğitim ön plana geçmiştir.Üretimin amacı bir mal veya hizmet ortaya çıkarmak, yapmaktır.



Üretim : Eşyanın insan ihtiyaçlarını karşılama niteliğini arttıran faaliyetlere üretim denir. Hizmet ve mal üretme faaliyetleri üretimdir. Üretim diğer bir anlamda fayda yaratmaktır.
ÜRETİM ELEMANLARI
Günümüzde birçok eleman bir araya getirilerek üretim yapılabilmektedir.Ancak üretime katılacak genel elemanları şu şekilde sınıflandırmak mümkündür.

1 – Tabiat; (Doğa) : Yer altı madenleri, gazlar, kömür, petrol, topraktan elde edilen bitkiler, ormanlar, denizler, gibi bütün yer altı ve yer üstü zenginlikleri tabiatı ifade ederler.

2 –Emek; (İnsan gücü) Emek insanın fiziki gücünü, beyin gücünü ve yeteneklerini ifade eder. Fiziki güçle beyin gücü insanlarda farklı derecelerde bulunur. Yetenekler doğuştan geldikleri gibi eğitimle geliştirilirler. Üretimin diğer elemanları ne kadar önemli olursa olsun, üretimde makineleşme ne kadar ilerlerse ilerlesin, temelde insanın zeka ve yetenekleri vardır.Bu nedenle üretim elemanlarına etkinlik kazandıran insan gücüdür.

3 –Sermaye; (Kapital) İnsanlar ürettiklerinin hepsini tüketmez, bir kısmını daha sonra yapacakları üretimler için ayırırlar. Bu nedenle sermaye, emeğin birikmiş şeklidir diye ifade edilir.

Örnek . Yaptığı işten kazandığı paranın tamamını harcamayıp bir kısmı ile, yaptığı işe ait bir makine satın alan kişinin, satın aldığı bu makine sermayedir.

Bu nedenle sermaye denince akla sadece para gelmemelidir.Üretimde kullanılan binalar, makine ve takımlar, malzemeler, üretimin teknolojisi, üretimde kullanılacak değerli formüller, çizimler, sermayedir.

4 –Girişim; (Teşebbüs) Üretimin elemanlarından Tabiat, İnsan gücü ve Sermaye varsa, üretim yapmanın şartları oluşur. Üretim elemanlarını organizeli olarak bir araya getirip, birtakım riskleri kayıpları göze alarak üretim faaliyetini gerçekleştiren kişi veya kişilere girişimci. Bu işin yapılmasına da girişim denir.

Girişimcinin üretim yapacağı üretim alanında bilgi sahibi olması, insanların talep ve ihtiyaçlarını iyi sezmesi gerekir. Bu bakımdan üretim için girişim ve girişimci çok önemlidir. Yoksa toplumdaki birikmiş emeğin (Sermayenin) tümü üretime dönüşürdü.

Biriken emeğin tümü üretime dönüşmediğine göre, girişimciliğin önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Şurası da bilinmeli ki toplumlar – gruplar girişimcilik ruhuna az veya daha çok sahip olabilmektedir. Amerikalılar, Kayserililer, ve çevremizdeki bazı köy isimleri dahi bu konuya örnek olabilmektedir. Bir toplum veya grubun daha çok üretici olabilme özelliği tesadüfen ya da yaratılıştan olan bir özellik değildir. O toplumun gerçek ekonomik çıkışı üretimde bulması ve birbirlerini örnek alarak, dayanışmaları ile mümkün olmaktadır.

PARA NEDİR ?
Para : Mal ve hizmetlerin değiştirilmesinde kullanılan bir araçtır.

Kendi başına düşünüldüğünde hiçbir şey ifade etmez, pratik bir değeri yoktur. Acıktığınızda yiyemezsiniz, susadığınızda içemezsiniz.. Ama açlığınızı, susuzluğunuzu gidermek için onu kullanabilirsiniz.Ondan yararlanabilirsiniz.

Para yalnız açlık ve susuzluk gidermeye mi yarar ? Elbette hayır. O halde para ile neler yapılabilir, işlevleri nelerdir ? Bu sorunun cevabını en iyi, şu anda cebinde hiç parası olmayan verebilir. Hele uzun müddet parası olmayacaksa cevabı daha iyi bilir.
PARANIN İŞLEVLERİ
Paranın işlevlerini kavrayabilmek için bir an için yaşadığımız toplumda ve dünyada paranın olmadığını düşünelim. Karşılaşacağımız problemler bir, bir kendiliğinden sıralanacaktır. Cebinde hiç parası olmayan birinin düşündüğü pek çok şey yanında hatırlaması gereken bir konu da; cepteki veya hesaptaki para miktarının varlık sebebi; “emek”tir. Yani herkesin sahip olduğu para miktarı, harcadığı emek miktarıdır. Ya da doğrusu budur. Buradan paranın işlevlerine geçelim;

1 – Para bir değişim aracıdır: Piyasadaki mal ve hizmetlerin en kolay şekilde el değiştirmesi görevini yapar.

Emeğimizin karşılığını alırken yaşanacak zorluktan, günlük alışverişe kadar hemen her durumda çaresiz kalınacaktı.Şöyle ki : Bilgisayar üretiminde çalışıyoruz, Para olmadığı için ücretimiz bize bilgisayar olarak verilse, ihtiyacımız olan gıda ve birkaç kitabı bulmak için kendilerinde fazla gıda ve kitaplar bulunan kişileri bulmamız gerekiyordu. Bu örnekle her insanın ihtiyacını karşılamak için takas sistemini kullanmamız gerekirdi ki bu da ilkel toplumlarda kullanılmıştır.



2 – Para bir değer ölçüsüdür: Mal ve hizmetler arasında değişim oranının belirlenmesinde para “en gerçeğe” yaklaşma imkanı sağlar. Üstteki örneğimize devam edersek; Bizden bilgisayar alıp gıda ve kitap verecek kişiler bulduk, kaç bilgisayara, ne kadar gıda ve kitap değiştirilirse doğru yapılmış olur sorusunu cevaplamak zor olurdu. Demek ki para ile mal ve hizmetlerin gerçek değeri genelleştirilerek daha kolay bulunuyor.

3 – Para servet biriktirme aracıdır: Üretilen malların tüketilmeyen kısımlarının biriktirilmesi kolaylığı sağlar. Aynı örneğimizle, uzun yıllar çalıştığımız işyerimizden elimizde yüzlerce bilgisayar kalsa bunları nasıl değerlendirirdik ? Ya da bir meyve üreticisi meyvelerini ne yapacaktı ? Her ne kadar yastık altında saklanan paranın değeri düşecekse de ikisi aynı şey değildir. Gerçek paranın, özellikleri içinde istikrarlı olması da vardır o halde enflasyonu göz önünde bulundurmayacağız. Diğer bir deyişle yok sayacağız. Şöyle ki takas ekonomisinde de arz yetersiz olursa fiyatlar yükselecektir.

4 – Para ödemeleri erteleme Aracıdır: Ticari hayatın devam etmesi için ödemeler hemen yapılamamaktadır . Ödemelerin ertelemesi de, çek, senet, gibi kağıtlarla (para) üzerinden sağlanmaktadır.Çekle senetle veya taksitle satışlar para olmasaydı mümkün olmayacaktı.
PARANIN ÖZELLİKLERİ
1 - Kabul Edilirlik Özelliği : Bir zamanlar paranın yalnız altın ve gümüşten yapılması maden olarak insanların ona sahip olma isteğini doğuruyordu. Daha sonra bakır, nikel, gibi madenlerden ve kağıttan yapılması ile paranın genel kabul görmesi gereği doğmuştur. Yani bir toplumda kullanılan para o parayı kullananların o paradan memnun olmaları ile süreklilik kazanır. Dolaşımdaki paraya güvenin azalması paranın değerinin kaybına neden olur.

Ender görülen bir durum olmakla beraber, paranın tümden değer yitirmesi de söz konusudur, sabah bir milyon olan ekmek akşama beş milyon olabilmektedir. Bu hiper enflasyondur.



2 - Değerin İstikrarı Özelliği : Üretimi ve malların dağıtımını kolaylaştırmak için parada istikrarın yani değerinin uzun zamanlar değişmemesi özelliğinin olması gerekir. Parada bu özellik bulunmadığı zaman ödemeleri erteleyebilme, özelliğini yitirir, fiyatlar yükselir. Buna karşılık paranın değeri düşer. Biz paranın bu özelliğini, enflasyon, devalüasyon kelimeleri ile tanıyoruz. Revalüasyon ( paranın kıymetinin artması) pek tanıdığımız bir kelime değildir.Ülkelerin mali – para politikaları revalüasyonu da gerektirebilir.

3- Taşınabilirlik Özelliği : Bazı toplumlarda büyük taş parçaları, tuz, ve başka maddeler para olarak kullanılmıştır.Günümüzde alış verişlerimizi rahatça yapabilmemiz gereği vardır bu nedenle paranın rahatça taşınabilmesi gerekir.

4- Bölünebilirlik Özelliği: Küçük ödemelerin yapılabilmesi için paranın bölünebilirlik özelliğinin olması gerekir. Altın parada bulunan bu mahzur, bakır, nikel paralarla giderilmiştir.

5 - Ömürlü Olma Özelliği : Eğer para bir zenginlik biriktirme aracı olarak kullanılıyorsa uzun ömürlü olması , bozulmaması gerekir. Örnek : canlı hayvanların para olarak kullanıldığı toplumlarda hayvanın yaşlanması veya ölmesi zenginliğin azalması , yok olması anlamına gelecektir.

6 - Tek Biçimlilik Özelliği : Genellikle paranın tek biçimli olması gerektiği üzerinde fikir birliği vardır. Aksi halde her birimizin parasının kendimize özel şekillerde olması paranın kullanılabilme özelliğini ortadan kaldırırdı.
PARA TÜRLERİ
1- Altın ve Gümüş : Uzun bir zaman tedavülde kalan altın ve gümüş paralar değerli metal olduklarından kendi başlarına bir değerleri vardı.İnsanlar bu metalleri para olarak kabul etmekte tereddüt etmemişlerdir.

2- Adi Metaller : Altın ve gümüşün zamanla, arzında çıkan darlıklar ve küçük ödemelerin bu paralarla yapılamaması zorlukları karşısında bakır ,nikel gibi metallerin para olarak kullanılması gereğini doğurmuştur.

3- Kağıt Paralar :Bir zamanlar zengin tüccarlar altın ve gümüşlerini saklamaları için kuyumculara bırakıyor, karşılığında onlara bir belge veriyorlardı. Bu belge ile tüccar belli bir zamanda altın ve gümüşünün bir kısmını ya da tamamını kuyumcudan alıyordu.

Daha sonra kuyumcular kasalarındaki altın miktarını aşan miktarda belge düzenleyebileceklerini, bunu teminat olarak başkalarına verebileceklerini ya da başka biçimlerde kullanabileceklerini fark ettiler. Bütün tüccarlar aynı anda altınlarını istemediği sürece uygulamada güçlük çıkmıyordu. İşte bu belgeler kağıt paranın ilk şeklini oluşturdu.

Kuyumcuların bastıkları belgeler ile altın karşılığı oranı yıllar içinde düştü ve banknotların hiçbir şekilde altın karşılığının bulunmadığı günümüze gelindi. Günümüzde bankaların çalışmaları da esas olarak bu sistemle yürümektedir.

Biz bu gün bu kağıtları başka insanların da bizim gibi kabul edeceklerine güvendiğimiz için kabul ederiz. Aslında devletin (merkez bankasının) piyasada bulundurduğu kağıt para miktarı kadar altın rezervi bulunur. Veya öyle olması gerekir



FİYAT
Fiyat : Bir malı satın almak için ödenmesi gereken para miktarı, ya da kişilerin bir mal için ödemeye hazır oldukları bedeldir.

Üretici açısından ilk fiyat bir malın maliyetine ortalama karın eklenmesiyle oluşur. Piyasalarda fiyat oluşumuna maliyetin yanında etki eden bir önemli faktör daha vardır. Bu, Arz talep kanunudur.



Arz – Talep kanunu : Piyasaya sunulan bir malın miktarı ile o mala duyulan ihtiyaç arasındaki hassas dengeyi ifade eder. Kaba hatları ile şöyle açıklanabilir. Bir mal piyasada ihtiyaçtan daha az miktarda bulunuyorsa fiyatı artar. Bir mal piyasada ihtiyaçtan daha çok miktarda ise fiyatı azalır. Arz talep, fiyat mekanizması ile oluşur.
FİYAT MEKANİZMASI
Fiyat Mekanizması: Fiyatlar, herhangi bir biçimde denetim altında tutulmadıkları sürece, mal ve hizmetler onları talep eden çok sayıda kişi arasında uygun bir şekilde dağıtılmış olur. Ayrıca üreticiler de mal ve hizmete karşı gösterilen talebin şiddeti oranında farklı biçimlerde davranırlar. Kendiliğinden işleyen bu sisteme fiyat mekanizması denir.

Bu mekanizma ile, fiyatlar piyasa tarafından serbestçe belirleniyorsa, malın arzının talebe eşitleneceğine inanılır.

Bir malın piyasaya arz edilen miktarı talep edilenden fazla olduğunda, fiyatın düşmesi ve arzın azalmaması görülür. Buna karşılık, talep edilen miktar artar. Yeni bir fiyat düzeyinde miktarlar birbirine eşitlenir.

Fiyatlar çeşitli mallara olan talebin tüketiciler ve üreticiler tarafından karşılaştırılmasına ve değerlendirilmesine imkan veren bir ölçü sistemi oluştururlar.

Tüketici ve üreticilerin mal ve hizmetler ile piyasa şartlarına ait bilgileri yeterli değilse, kişilerin çıkarlarına en uygun biçimde davranmaları ve fiyat mekanizması kaynaklarının iyi kullanılması mümkün olmayacaktır.

Ülkemizde özellikle tüketicilerin her geçen gün bu konuda daha çok bilinçlenmeleri, üreticilerin fiyat tespitlerini daha iyi ve doğru yapmalarını gerekli kılmaktadır.



TEKEL SİSTEMİNDE FİYAT
Mallar serbest rekabet şartlarında değil de tekelci firmalar tarafından üretildiğinde, talepteki bir artış her zaman üretim artışına neden olmayabilir.Üretimi yapan firmanın ekonomik imkanları, kapasitesi, uzun veya kısa vadeli üretim ve kar planları, tekelin malın fiyatını kendi başına tespit etmesi neden olabilir.

AHLAK ANLAYIŞI
Fiyatların piyasada oluşmasında ağırlıklı olarak ekonomik şartların durumu ile ilgili olan, satıcıların tutum ve davranışları da etkili olur. Bu durum toplumsal bir anlayışı ifade eder.

Toplumdan topluma değişebilir, toplumun hukuku, dini, örf ve adetleri, sosyal ilişkileri, fiyatlar üzerinde etkili olur. Zaman içinde ahlak anlayışı ekonomik durumu dikkate almayacak şekilde toplumda yerleşebilir.

Toplumu oluşturan bireylerde “kamu bilinci”nin varlığı ve gelişmesi, bütün alanlarda olduğu gibi ekonomik alanda da kuralların sağlıklı yaşaması sonucunu doğurur.

Ahlak anlayışının yerleştirdiği kurallar, genel ekonomik (global) kurallara aykırı ise toplum, ekonomik alanda dünyadan soyutlanma durumu ile karşı karşıya kalır.



KREDİ
Tüketicinin ödeme gücünün üzerinde olan satın alma işlemlerinin hemen gerçekleştirilebilmesi için, gerekli olan paranın birey veya kurumlara belli bir faiz oranı ile ödünç olarak verilmesine kredi denir.
KREDİ ÇEŞİTLERİ
Krediler genel olarak ikiye ayrılır. 1- Kısa vadeli krediler, 2- Uzun vadeli krediler.

1-     Kısa vadeli krediler:



A- Kredi hesabı ve bütçe hesabı : Müşterilerin herhangi bir anda malı teslim alıp ayın sonunda bedelini ödemesidir. Bu ticaret kredisine benzer bir usuldür. Benzin istasyonlarının çoğu müşterilerine bunu uygular. Daha büyük iş yerleri bazen bütçe hesabı tutarlar. Bu usulde aylık yapılan ödemeler karşılığında müşteri belli bir değere kadar olan malı alabilir.

Borçlu olduğu miktar bu değerin altına düştüğünde başka mallar da alabilir.



B- Kredi Kartları: Perakendecilerden kredili satış yapmanın en çok rastlanan yolu kredi kartı kullanmaktır. Bu kartlar iki guruba ayrılır. Perakende satış yapan bütün mağazalarda kullanılanlar ve bazı mağazaların kendi adlarına çıkardıkları kredi kartlarıdır. İkisi de aynı iş için kullanılırlar. Kredi Kartları alışverişlerde formalite gerektirmemesi, para taşıma gereğini ortadan kaldırması, doğru kullanıldığında 8 haftaya kadar para kullanmadan alışveriş yapma imkanı vermeleri nedeni ile tercih edilirler. Dezavantajları da, faizlerinin yüksek olması ve kart sahibinin fazla tüketim yapma eğilimine girmesidir.

C- Charge (ödeme) kartlar : Bunlar kredi kartlarına çok benzerler. Kredi kartlarından iki bakımdan farklıdırlar.Birincisi yıllık aidatları yanında ilk girişte de bir ücret ödenir. İkincisi, çok kısa vadeli kartlardır hesabın her ay kapatılması gerekir. Örnekleri: Amerikan Expres , Diners Club kartlarıdır

D- Çekle Alışveriş : Bu küçük çaplı alışverişlerde yararlı bir gayrı resmi ödeme türüdür. Çekler çeşitli ad ve unvanlarda , düzenli bir iş hacmine sahip ve geri ödemeleri toplama yetkisine sahip kurumlardan elde edilebilir. Örnek : Tüketici başlangıçta alınan borç karşılığında 50 bin lira ödeme yaparak 200 bin liralık bir çek alır, ve toplam 210 bin lira olacak şekilde 20 kez aynı miktarda ödemede bulunur. Bu çekle söz konusu düzenlemeye iştirak eden mağazalardan mal almakta kullanılabilir. Bunun müşteriler için yaratacağı maliyet fazla değildir. Bu düzenleme müşterilerin istedikleri malları daha resmi krediler için belge doldurma gibi bir sıkıntıya girmeden nakit paraları ile almalarına imkan verir.

Perakendeci topladığı çekleri çıkartan şirkete geri gönderir. Şirket de, diyelim % 2.5 iskontoyla çekleri üzerindeki değerden öder.Perakendecinin bu işten hoşnut olması için karındaki düşüşü telafi edecek kadar satışlarının artması gerekir.



2- Uzun Vadeli Krediler

Bazen yukarıda anlatılan gayri resmi kredi türleri belli bir alımın gerçekleştirilmesi amacıyla belli bir kişiye verilmeyebilir.Müşteri de bunların varlığından haberdar olmayabilir, veya satıcı bu projeye bütünüyle katılmamış olabilir.



Bu durumda müşteri daha resmi yapılı bir kredi anlaşması yapmak durumunda kalacaktır. Bu tarz krediyi anlatmak için genellikle veresiye satış terimi kullanılır. Bu ifade veresiye alışverişin sadece birini oluşturduğu çok sayıda farklı düzenlemeyi içermektedir. Uzun vadeli kredi çeşitlerini gördüğümüzde anlaşılması daha kolay olacaktır.

A- Şartlı Satış Anlaşması : Mallar taksitler tamamlanıncaya kadar veya anlaşmadaki belirtilen diğer hususlar yerine getirilinceye kadar satıcıda kalır. Esasında bir Endüstriye ekipman ve tesis alımlarında kullanılan bu usul, normalde kişisel tüketiciler için geçerli değildir.

B- Veresiye Satış Anlaşması . Mallar, kira döneminin sonunda, belirli bir miktar karşılığı satın alma imkanı da tanınacak şekilde kullanıcıya kiralanır.Tüketici bunları satın almak zorunda değildir. Ama satın almadığı durumlar da pek nadirdir. Dondurucular müzik aletleri gibi dayanıklı tüketim malları bu biçimde satılırlar. Bunun için gereken para ya mali kurumlar eliyle veya bizzat perakendeciler tarafından sağlanır. Asıl mesele son ödeme yapılıncaya kadar ürünün alıcısının mülküne geçememesidir.

C- Kredili Satış Anlaşması : Depozitin veya ilk taksitin ödenmesiyle ürün, beş yada altı taksitle onu almayı taahhüt eden alıcısının mülküne geçer. Satıcının herhangi bir güvencesi söz konusu olmadığı için bu tür anlaşma pahalı mallarda değil daha çok ikinci el mallarda uygulanır.
KREDİ İLE SATIN ALMANIN AVANTAJLARI
1- Veresiye satış olmasaydı çoğu insan dayanıklı tüketim mallarını alamazdı.

2- Veresiye satış olmasaydı bunun sıkıntısını yoksullar çekecek ,zenginler bir şekilde nakit ödeme imkanını bulabilecekti.

3- Kitlesel üretim kitlesel pazara ihtiyaç duyar,bazı mallarda piyasa şartları buna uygundur.(Deterjan gibi,) bazı mallarda ise ( dayanıklı tüketim malları, mobilya gibi ) yeterli para dönüşünü sağlamak için veresiye kolaylıkları sağlanarak bu gerçekleştirilir ve işletmenin kar etmesi sağlanır.

4- Veresiye satış bazı endüstrilerde istihdam güvencesidir. Örnek : Veresiye satış olmadığı için, buzdolabı, çamaşır makinesinin büyük kitleler tarafından alınamadığını düşünürsek bu fabrikalarda işçi çalıştırma gereği de olmayacaktı.
KREDİLİ SATIŞLARLA İLGİLİ SORUNLAR
Tüketicilerin istismar edilmelerini önlemek için Tüketiciyi Koruma Kanunu çıkarılmıştır. Buna rağmen veresiye ve benzeri türdeki alışverişlerde pek çok sorun bulunmaktadır. Bunlar :

1- Veresiye satışlar ve kredili işlemlerde ödenecek faiz oranı diğer borçlanma biçimlerine göre daha yüksek olma eğilimindedir.

2- Bazı tüketiciler veresiye yüzünden kendilerini aşırı bir borç yükü altına sokarlar. Örnek : Aylık taksit tutarı 80-100 milyon civarında olan bir ürünü aldığınızda bu makul görünebilir. Ama bu ödeme 2-3 yıl devam ederse dayanılmaz bir hal alır. Aynı şey kredi kartı kullananlar için de geçerlidir.

3- Veresiye satış perakendeci için daha çok çalışmak demektir. Bir sürü kayıt tutulacak , gecikmeli ödemeler takip edilecek, vs.

4- Şirket zamanında ödeme yapmayan müşterisin mahkemeye vermek zorunda kalabilir, bu da şirketin adını karalar.

5- Veresiye planlarını uygulamaya koyan perakendeciler,sermayelerinin çoğunu borçlara bağlarlar, Aldıkları malların karşılığını ödeme durumuna geldikleri vakit, alacaklarını toplamamış olurlar.Öte yandan bu işten daha çok kar sağlarlar.

6- Bazı ürünler taksitlerinin ödenmemesi yüzünden geri gelebilir. Bu da ikinci el mallara Pazar bulmakta sıkıntı yaratır.
BANKACILIK VE BANKA
İş yapan insanlar için hiçbir kurum bankalardan daha önemli değildir. İnsanlar bir iş kurmak veya işler kötüye gittiğinde mal satın alabilmek için olduğu kadar kendilerine mal satan kimselere olan borçlarını ödemek veya müşterilerinden para toplayabilmek için de borç para arayabilirler. Bu durumda onlara bankalar yardımcı olacaktır.

BANKA : Halkın belli bir zaman içinde harcamadığı parayı kabul ederek faiz getirir şekilde planlayan,ödemelerde aracılık, para nakli, senet tahsili, emanet kabulü, gibi çeşitli görevler yürüten ve özel önemi olan kurumlardır.

Bankaların iki asıl fonksiyonu vardır. Bunlar, tevdiat kabulü ve kredi işlemleridir. Bunlar dışında Merkez Bankası farklı görevleri olan bir banka olup : Hükümetlerin ülkedeki para arzını kontrol etmek, bir ülkede para ve kredi politikalarını yürütmek, devlet adına para basmak gibi görevleri yerine getirirler. Merkez bankasına, Bankaların bankası da demek mümkündür.



BANKA ÇEŞİTLERİ
1- Mevduat Bankaları : Tasarruf sahiplerinin birikimleri karşılığında faiz ya da kar payı veren mali kuruluşlardır. Bu bankalar çekleri bozmak, veya işleme koymak görevleri yaptıklarından” Kliring” (takas) bankaları dendiği de olur.

2- Ticari Bankalar : 19. yüzyılda ticaret yaşamının finansmanında yerlerini alan mevduat bankaları başlangıçta tüccar ve ticaret bankalarıydı. Giderek başka ilgi alanlarına yayılan bu bankalar : esas olarak uzun ve kısa vadeli borç alıp veren mevduat bankalarıdır. Sermaye ve para piyasalarında da çalışırlar.

3- Yabancı Bankalar : Dış ülkelerle ticaret yapan kendi vatandaşlarının ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla faaliyet gösteren bankalardır.Bu bankalar genel olarak, ülkeleri ile yapılan ithalat ihracat konularında çalışmak, döviz kurlarında ve faiz oranlarındaki değişmelerden dolayı para birimleri ile oynayarak kar etmek amacı ile çalışırlar. Türkiye’de yabancı bankalar özellikle Menkul Kıymetler Borsasının bulunduğu İstanbul’da yerleşmişlerdir.
BANKALARIN DİĞER İŞLEVLERİ
*Mevduat Tasarruf hesabı *Konut Kredisi *Değerli eşyaları korumak

*Gece Kasası *Hesap Özeti *Kredi Kartları

*Çek Kartlar ( Banka garantili çek ) *Bankamatik

*Borçlandırma Kartları (Çek yerine kullanılan Satış yerinden elektronik para transferi

kartı) *Banka teminatı *Gelir vergisi , Sigorta hizmetleri

*Danışmanlık ve Bilgilendirme hizmetleri *Dış Hizmetler



BANKALAR NASIL KAR EDER ?
Bütün mali kurumlar gibi bankaların da amacı borç olarak verdikleri paraya borç alırken verdiklerinden daha yüksek bir faiz oranı uygulayarak kar sağlamaktır. Mevduatlarının yaklaşık üçte birini, bankaların genelde faiz ödemediği cari işlemler hesabı oluşturmaktadır. Son yıllarda karşılaştıkları rekabet bankaları belli bazı cari işlemler hesabına özellikle mevduatları çok az olan hesap sahiplerine faiz vermek zorunda bırakmıştır. Bankalar genellikle risk büyüdükçe faiz artar ilkesi ile çalışırlar. Dolayısıyla iskonto piyasasına gecelik verilen borçlara verilen faiz oranı üç yıllığına verilen bir borca konulan faiz oranından daha düşük olacaktır.

Bütün bankalar mevcut ekonomik şartların ışığında tespit ettikleri kendi faiz oranları ile çalışırlar. Faiz oranlarının yüksek olduğu yıllarda banka karları daha yüksek olur.

Ayrıca bankalar verdikleri hizmetlerin karşılığını da alırlar. Örneğin borç veya açık kredi verirken yapılan bürokrasiden dolayı ya da karşılıksız çeklerle uğraşmalarından dolayı harç alırlar.
SANAYİ
Sanayi : Tabiattan elde edilen hammaddelerin büyük ölçüde ve sürekli bir biçimde işlenerek mamul maddeler haline dönüştürülmesine sanayi denir.

Sanayi denince genellikle, madencilik, enerji ve imalat sanayi akla gelir.



İmalat Sanayi : bu sanayi dalını üç ana bölümde incelemek mümkündür.

1-  Tüketim Malları Sanayi : Gıda , İçki, Tekstil gibi sanayi dallarıdır.

2-  Ara mallar Sanayi : Orman ürünleri, kağıt, deri mamulleri, lastik, plastik, petrol ürünleri, gübre, çimento, cam, seramik, demir- çelik gibi sanayilerdir.

3-  Yatırım Malları Sanayi : Madeni eşya, elektronik, kara hava ve demir yolları taşıtları gibi.

Madencilik : Yer altında bulunan her türlü madenin çıkarılması ve mamul hale getirilmesidir.(demir, bakır , altın , bor, gibi.

Enerji : Sanayide ve insanların diğer ihtiyaçlarında kullanılan her türlü enerjinin elde edilmesi için yapılan üretimlerdir. Hidroelektrik santraller, Termik Santraller. Atom (Nükleer Santraller) gibi.
SANAYİLEŞME HAREKETLERİ
Sanayi konusu, doğal olarak üretim ile iç içe bir konudur.İnsanların bir araya gelerek toplumu oluşturdukları günden beri bu günkü anlamda olmasa da üretim yapılmıştır.İnsanlık tarihinde çok uzun bir dönem için bu günkü anlamda üretimden dolayısıyla sanayileşmeden bahsedilemez. Batı ülkelerinde özellikle İngiltere de 1700 lü yıllarda başlayan Büyük Endüstri Devriminin gerçekleştirilmesinden sonra, günümüzdeki sanayi hareketlerine benzeyen sanayi ortaya çıkmıştır. Bunun birinci nedeni buharlı makinelerin icadı ile insanların büyük kuvvetler elde edebilmeleri, bu kuvvetlerle tabiata hakim olmalarıdır.

Bu sanayileşme hareketi bütün Avrupa’da hızla yayılmaya başlamış,tek tek üretimin yerini kitlesel üretim almış, bu nedenle günümüzde Avrupa, batı medeniyetinin sahibi olmak sıfatı ile dünyanın en gelişmiş ülkeleri konumunda bulunmaktadır.

Bu sırada Osmanlı Devleti dünyanın büyük devletlerinden biri olarak bu hareketlere (günün şartları gereği ile de) ilgisiz kalmıştır. O yıllarda verilen bir şeyhülislamlık fetvasında : “İnsanların dört duvar arasında sanayi işleri ile uğraşmaları züldür. Bunun yerine ahali bağ ve bahçelerde ziraat işleri ili uğraşmalıdır.” Denilmiştir.

Avrupa’da sanayi hareketlerinin başlamasından yaklaşık üç yüz sene sonra konunun önemi fark edilmiş eğitim kurumlarından başlamak üzere Osmanlı bütün yapısını Avrupa’ya benzetmeye çalışmıştır. Yapılan çalışmalar genellikle günlük tedbirler biçiminde, geçici,bölgesel nitelikte olmuş, kalıcı değişiklikler gerçekleştirilememiştir. Yine de bu dönemde yapılan işler övgüye değerdir.


CUMHURİYET DÖNEMİ SANAYİLEŞME HAREKETLERİ
Türkiye’de Cumhuriyet öncesinde yok denilecek seviyede olan sanayi, tarımsal faaliyetler ve el sanatları niteliğinde idi. 1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile birlikte başlatılan çalışmalar, İzmir İktisat Kongresi ile sanayi, tarım, ulaştırma, konularında yapılacakların kararları verilmiştir.

1927 yılından itibaren özel sektörün teşviki ile önemli gelişmeler sağlanmıştır. O yılların “Üç beyazı biz üreteceğiz” sloganı ile başlatılan sanayileşme hareketi 1929 dünya ekonomik krizi ile sekteye uğramıştır. 1931 yılında hazırlanan 1. beş yıllık kalkınma planı 1933 yılında uygulamaya konularak ekonomik alanda devletçilik olarak nitelendirilen çalışmalar başlatılmıştır.

1933 – 1950 döneminde,devletçilik politikası ile yabancıların elinde bulunan sanayi, maden işletmeleri millileştirilmiş,eti bank, Sümer bank, demir yolu, kara yolu ve liman inşaatları bu dönemde gerçekleştirilmiştir.

1. beş yıllık kalkınma planının başarıl olduğu görülünce, 2. beş yıllık kalkınma planına göre: madencilik, taş kömürü, elektrik santralleri ve denizcilik alanında 100 den fazla fabrikanın kurulması öngörülmüş, 2. Dünya savaşının çıkması ile projeler büyük oranda gerçekleşememiştir.

Savaş yıllarında özel sektör girişimleri büyük ölçüde durmuş, devlet yatırımları uygulanabilir şekilde ön plana geçmiştir.

2. Dünya savaşı sonunda gelişmiş ülkeler tarafından az gelişmiş ülkelere askeri ve ekonomik alanda yardım yapılmış Marshal Planı adı altında Türkiye’ye de bu yardımlar yapılmıştır.

1950 – 1960 döneminde, devletçilik yerine özel teşebbüsün ağırlık kazandığı ekonomik döneme girilmiştir. Dönem boyunca yatırımlarda artış görülmüş, sanayileşme yolunda önemli adımlar atılmıştır. Ancak bu dönemde, yatırımlar için finansman güçlüğü bulunduğundan ekonomi üzerinde enflasyonist baskılar görülmüştür.

1960 sonrası dönemde vazgeçilen planlı kalkınmaya tekrar dönülmüş,konu ile ilgili olarak Devlet Planlama Teşkilatı 1960 yılında kurulmuş, bu dönemde imalat sanayi sürekli gelişme göstermiştir.

1980 yılından itibaren, sabit fiyatlarla yatırımlarda gerileme olmuş, işletmelerin tam kapasite ile çalışmamaları, üretimin yetersiz oluşu, yeni yatırımların yapılamaması, finansman eksikliği, ekonominin sürekli problemleri haline gelmiştir.

1970 li yılların ortalarından bu güne kadar, yukarıdaki nedenlerden dolayı enflasyon ekonomimizde istenmeyen bir unsur olarak sürekli bulunmuştur.



TÜRK EKONOMİSİNİ GELİŞTİRME
Toplumların gelişmesi temelde ekonominin gelişmesine bağlıdır. Ekonominin temeli de üretim elemanlarının bir araya getirilerek, zorlu bir faaliyet olan üretimin başlatılması ve başarılmasıdır.

Günümüzde toplumların ayakta kalmaları, güçlü bir ekonomiye sahip olmaları şartına bağlıdır.Yer yuvarlağında yaşayan ülkeler, geri kalmış ülkeler ve gelişmiş ( batılı ) ülkeler olarak ikiye ayrılıyorlar. Gelişmiş ülkelerde yaşayan bireyler, sağlık, eğitim, barınma gibi birincil, ve estetik, eğlence gibi ikincil ihtiyaçlarını gereği kadar sağlamış bulunmaktadırlar.

Ekonomistler ve sosyal bilimcileri ikiye ayrılan bu ülkeleri, Kuzey ve Güney olarak isimlendiriyor. Kuzey ülkeleri uygarlık düzeyini yakalamış, fert başına düşen milli gelirleri yüksek, sosyal, kültürel ve ekonomik yönden dünyayı çekip çeviren ülkelerdir. Bunlar Japonya gibi dünyanın doğusunda da olabilirler, Norveç gibi batısında da.

Türkiye’de yaşayan hepimiz, gelişmemiş ülkeler arasından çıkıp Kuzey ülkeleri arasındaki yerimizi almak istiyoruz. Üç yüz yıllık bir özlemimizi dile getiren bu ifadeye halen ulaşabilmiş değiliz.

Ne var ki dersimize başlarken kısa bir şekilde tanımını yaptığımız ekonominin iki satırlık anlamı bu işin o kadar kolay olmadığını da göstermektedir.

Ekonomi, kıt kaynaklardan sınırsız insan ihtiyaçlarını karşılamak olduğuna ve bir bilim olduğuna göre, kalkınmaya bilimsel olarak bakılması ve gereklerinin yerine getirilmesi kaçınılmaz bir durumdur. Pek çok ekonomist, zaman zaman ekonomide mucize yoktur! Sözünü dile getirir.

Ayrıca günümüz şartlarında, sıcak ve soğuk savaşların bittiği, bilgi toplumu kavramları içinde toplumların “yeniden yapılanma” yolu ile şekillendikleri, globalleşme nedeni ile birbirine en uzak noktalardaki insanların birbirine yakınlaştıkları ve benzedikleri dünya ortamında ekonomik faaliyetler de o derece karmaşık hale gelmiştir.

Bütün bunlardan dolayı ekonomik gelişmenin sağlanabilmesi için uyulması gereken pek çok şarttan bazıları şöyledir.



1-     Bilimsel metotların uygulanması,

2-     Kaynakların planlı kullanılması

3-     Savurganlığın önlenmesi

4-     Yeni teknolojilerin kullanılması ve daha yenilerinin bulunması

5-     Kalifiye insan gücünün hazırlanması

6-     Bireysel çalışkanlık ve fedakarlığın ön plana çıkarılması,

7-     Toplumda ekonomik kalkınma için ortak bilinç sağlanması

8-     Ekonomik kalkınmada öncülük edecek olan teknokrat ve bürokratların güven vermeleri yanında uzman kişiler olmaları

9-     Yerli malların yabancı mallara tercih edilmesi

10 - Pazarlama çalışmalarının yapılması .



İŞ VE İNSAN İLİŞKİLERİ DERSİ

(MODÜLER SİSTEME GÖRE)

DERS NOTLARI


İŞ VE İNSAN İLİŞKİLERİ
İNSAN : Biyolojik, toplumsal, kültürel ve ruhsal özelliklere sahip canlı bir varlıktır. Diğer canlıların en önemli farkı akıl ve dil (lisan) sahibi olmasıdır.Akıl özelliği ile insan diğer canlı varlıklardan ayrılır ve bulunduğu çevreyi etkileme ve çevreden etkilenme özelliğini ortaya çıkarır. Yine akılla yaşama şartlarını sürekli değiştirmeye ve geliştirmeye çalışır, bu özellik canlı varlıklardan sadece insanda vardır.Akılın sağladığı bu üstünlükleri de lisan (dil) aracılığı ile sembol, işaret olarak anlaşma aracına dönüştürür. Bu da insanın toplumsal bir varlık olma özelliğini öne çıkarır.

TOPLUM: Toplu yaşamak iç güdüsü ve yardımlaşma arzusu ile bilinçli olarak, bir arada yaşayan insan topluluklarına TOPLUM denir. İnsan diğer insanlarla toplum halinde yaşarken, çeşitli ilişkilerde bulunur.

İNSAN İLİŞKİLERİ: Birbirinden haberi olan en az iki insan arasında bir süre devam eden, anlamlı, belirli amaçları bulunan bir bağdır.

İnsan ilişkileri oldukça karmaşıktır. Konuları, içerikleri, amaçları çeşitlidir. Bu nedenle iki usta arasında, iki sporcu arasında, iki öğretmen arasındaki insan ilişkileri, içerikleri bakımından farklıdır. İlişkilerin meydana gelişi, gelişmesi, zaman içinde değişmesi ilişkiden ilişkiye değişir.



İŞ: İnsanların toplumsal ilişkiler içinde, amaçlı olarak yaptıkları uğraşların hepsine iş denir.

Genel olarak bu şekilde yapılan işin tanımı ilgili olduğu alanlara göre değişir.



EKONOMİK ANLAMDA İŞ: Mal ve hizmetlerin üretilmesine, araştırılıp bulunmasına, değiştirilmesine, dağıtılmasına ve kullanılmasına yarayan devamlılık ve düzenlilik gösteren her türlü çabaya ekonomik anlamda iş denir.

ÜRETİM MESLEKLERİ ANLAMINDA İŞ: En az iki hareketle yapılabilen bir mamul eşyayı tanımlar,

HİZMET MESLEKLERİNDE İŞ; Tamamlanmış bir bakım, onarım. Muayene, kontrol ve montaj faaliyetidir.

Toplumu tanımlarken toplu yaşama iç güdüsünden ve yardımlaşma arzusundan söz etmiştik, bu iki duygu veya amaçla bir araya gelen insanlar bir takım ihtiyaçlarını gidermek amacı ile bir iş yaparlar yani çalışırlar.

Sözün burasında insan neden çalışır? Sorusunu ve ihtiyaç konusunu açmak gerekir.İnsan neden çalışır sorusunun cevabını genişletmede önce; ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çalışır demiştik. O halde önce İhtiyaç nedir önce onu cevaplayalım.

İHTİYAÇ: İnsanın eksikliğini his ettiği her şey ihtiyaçtır.

Hemen bir ihtiyaç listesi yapalım..... her birimizin pek çok ihtiyacı var. Her birimiz sadece bir ihtiyaç adı söylersek sınıf mevcudu kadar bir ihtiyaç listesi çıkarmış oluruz.

Şimdi de hemen ilk sorumuza dönelim;

İnsan neden çalışır? Sorusuna ilk ve basit verdiğimiz cevap insan ihtiyaçlarını karşılamak için çalışır,olmuştur.O halde insan ihtiyaçları nelerdir?

İnsan ihtiyaçları 2 ana grupta toplanabilir, bunları;

1-      TEMEL İHTİYAÇLAR: Yaşayabilmek için karşılanması gereken ihtiyaçlardır. Yeme,içme, barınma, ısınma, soluma temel ihtiyaçlardır. Doğuştan gelen ve karşılanmadığı zaman insanın hayatını devam ettiremeyeceği türdendirler.

2-      DİĞER İHTİYAÇLAR: Doğuştan sonra ortaya çıkan, ya da kazanılan, kişiden kişiye, toplumdan topluma değişebilen ikincil özellikte olan, Arkadaşlık, yakınlık, sevme türündedirler. Bunlar ikincil ihtiyaçlardır.

İki ana grupta sınıflandırdığımız ihtiyaçlar sıralı bir görüntüde ortaya çıkarlar. Moslov’un ihtiyaçlar Hiyerarşisi sıralamasına göre ;



A ) Fizyolojik ihtiyaçlar ; Açlık susuzluk gibi temel ihtiyaçlardır. Aç olan bir insanın sevgi, özgürlük gibi ihtiyaçlarını düşünmesi söz konusu değildir.

B ) Güvenlik ihtiyaçları ; Can ve mal güvenliğini, sağlığı, iş sahibi olmayı, ev sahibi olmayı anlatır.

C ) Ait olma ve sevgi ihtiyacı ; İnsan ihtiyaçlarının sosyal yönünü oluşturur.İnsan bir dine, bir millete, bir kuruluşa ( parti, dernek, kulüp, ) ait olmak ister. Aynı zamanda sevilme, arkadaş edinme ihtiyacı içindedir.

D ) Saygı görme ihtiyacı ; İnsanlar önemliden önemsize, ya da temelden diğere, ihtiyaçları karşılandıkça, yeni itici güçlerin etkisiyle yeni ihtiyaçlar edinirler, davranış değişiklikleri, giyim kuşam ile ilgili tercihler, iyi görünme , saygı görme arzuları insanları farklı eylemlere sevk eder, bunu başka bir deyişle , “ Kişinin toplumsal statüsünü geliştirmesi olarak da tanımlayabiliriz.

E ) Kendini gerçekleştirme ihtiyacı ; Alt düzeydeki ihtiyaçların karşılanmasından sonra ortaya çıkan ihtiyaçlardır. Bu aşamada kişi topluma hizmet etmek açısından eylemlerini yönlendirir. Örnek; Gönüllü ( hayır )kuruluşlarına katılma, sportif faaliyetlerde, yönlendirici olmak gibi.

Şimdiye kadar gördüğümüz ihtiyaçların birbiri ile yakın ilişkide oldukları, hatta zincir halkaları gibi iç içe ve sürekli oldukları ortada şöyle ki;

İnsan > Toplum içinde yaşıyor > Toplumda insanlar ilişki içindedir > Bu ilişkilerde öncelik insan ihtiyaçlarını karşılamaya dayanıyor > İnsan ihtiyaçları herkesin bir iş yapması ile karşılanıyor gibi bir zincir.

TOPLUM VE DAYANIŞMA


İnsanlar toplum halinde yaşamaya başladıkları ilk zamanlarda insanların her biri kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılamıştır. Daha sonra herkes belirgin bir işle uğraşmaya başlamış, diğer ihtiyaçlarını takas (Trampa) yolu ile sağlamıştır.

M.Ö. 4.yüzyılda yaşayan Eflatun; “Devletin temeli üretimdir. Bir toplumun olması mesleklerin farklı olmasını gerekli kılar. Herkes kendine uygun gelen bir işle uğraşır ve diğer alanlara karışmazsa, üretim daha kolay ve daha kaliteli sağlanır.” Demiştir. Bu görüş zamanla gelişerek Adam SMITH in uzmanlaşma teorisi ile, günümüzde uygulanan uzmanlaşma (İhtisaslaşma) esasına dayanan iş bölümü ile karmaşık ekonomik ilişkileri meydana getirmiştir.

Bu işlediğimiz kavramların yan yana koyarken bunlara toplu bir anlam vermemiz insani bir şekilde değerlendirme gereğimiz ortaya çıkmaktadır.

Bu konuyu şöylece özetleyebiliriz; İnsanı çalışmaya sevk eden ihtiyaçların karşılanmasıdır. İhtiyaçları karşılama para ile olduğuna göre para çalışmayı etkileyen önemli bir faktördür. Ancak para amaç değildir, çünkü sadece ihtiyaçların karşılanmasında kullanılan bir değiştirme aracıdır. İnsan ihtiyaçlarını tek başına karşılayamaz. O halde topluma muhtaçtır. Topluma muhtaç olduğuna göre yalnız kendi mutluluğunu değil toplumunda mutluluğunu da düşünmek zorundadır.En azından kendi hakkı kadar diğer insanların da hakkını gözetmek her medeni insanın ilk görevlerindendir. Bütün bu nedenlerden , ferdi ve toplumsal başarı ve insanların mutluluğu dayanışma ile olur. Dayanışmayı gerçekleştirmek amacıyla kurulmuş olan pek çok kamu kuruluşu ile sivil toplum örgütleri vardır, herkesin gücü oranında bu konudaki görevini yerine getirmesi gerekir.

Toplumu düzenleyen yazılı ve yazısız kuralların içinde (ahlak kuralları, örf ve adetten doğan kurallar, din kuralları) fert ve toplum dayanışması vardır. Mensubu bulunduğumuz medeniyetin esası dayanışmadır. Yaptırımının kaynağı, ilahi ya da sosyal olsun medeniyetimizde başkaları için üzülmek, başkalarının ihtiyaçlarını karşılık beklemeden gidermek, asırlardan beri sistemli bir şekilde mevcut olagelmiştir. Düşünürlerimiz bu özelliğimizi “diğergamlık” olarak nitelendirmişlerdir. Buna karşılık, batı medeniyetinin önemli bir özelliği “hodgamlıktır.” Bu gün bencillik olarak bildiğimiz bu özellikten bütün dünya insanları şikayetçi ve bu nedenle mutsuzdurlar.

Günümüzde yitirmiş olduğumuz bu hasletimize, özelliğimize, yeniden kavuşmamız halinde toplumumuzun insanları daha mutlu olacaktır.



  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   14


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət