Ana səhifə

Cerattepe’den sonra Dolmabahçe’yi basmasınlar! Murat Kelkitlioğlu


Yüklə 91.55 Kb.
tarix26.06.2016
ölçüsü91.55 Kb.





AKŞAM



Cerattepe’den sonra Dolmabahçe’yi basmasınlar!

Murat Kelkitlioğlu

3 Haziran 2013 tarihinde başlamıştı ‘Gezi’ olayları. ‘Çevre duyarlılığı’ başlığı altında başlatılan olaylar, kısa bir süre sonra kalkışmaya dönüşmüştü. O sıralar, Başbakan Erdoğan Fas, Cezayir ve Tunus seyahatine çıkmıştı. Olaylar giderek büyürken Erdoğan Türkiye’de yoktu. Bu sırada, ülke yönetiminde, Erdoğan’ın yakın çevresinde ‘aman bunları daha çok kızdırmayalım, geri adım atalım, yapacağımız açıklamalara özen gösterelim’ havası hakimdi.

Tarih 7 Haziran 2013 olmuştu ve Erdoğan dönüş yolundaydı. Birçok isim Erdoğan’ın havaalanında yapacağı konuşmaya odaklanmış ve ‘sorun çevre o yüzden çok sert konuşarak, ortamı daha çok germeyin’ telkinlerinde bulunuyordu.

Erdoğan havaalanına indi ve toplanan kalabalığa hitaben ‘Gezi’ olaylarıyla ilgili çok sert bir konuşma yaptı. Bu konuşmaya rağmen, ‘Gezi’de derdi olanları heyet halinde kabul etti. Olanları bütün detaylarıyla anlatmasına rağmen heyetin ikna olmadığını, ‘meselenin ağaç değil, hâlâ anlamadınız mı’ mantığını görmüştü.

Tavrını koydu ve ‘Gezi’ kalkışmasını savurdu! Daha sonraki günlerde yaşananlar Erdoğan’ın ne kadar haklı olduğunu teyit etti.

Bugün gündemde Cerattepe var. Buradaki madeni hangi şirket çıkarıyor umurumda bile değil. Ortada bir hukuksuzluk varsa sonuna kadar gereği yapılsın.

Ancak, mesele büyük fotoğrafı görebilmek, Cerattepe’de yaşananları çok iyi analiz edebilmek.

Bakın! Almanlar bölgede cirit atıyor! Olaylara müdahale etmesi gereken emniyet güçleri arasında ‘paralel örgüt’ mensuplarının olduğu iddia ediliyor.

Cerattepe’de yaşananları kaşıyanların hangi medya grupları olduğu ortada.

Sahnelenmeye çalışılan oyun bu kadar muğlakken, olaya ‘çevre duyarlılığı’ ile yaklaşıp uzlaşma aramak, başka hesapları olanları durdurur mu, bu soruya cevap aramak önemli.

Bugün Cerattepe’de gövde gösterisinde bulunanlar, yarın Dolmabahçe ofisini yakmaya kalkarsa kimse şaşırmasın. Bu ve buna benzer kalkışmalar çok yakın tarihimizde var.

AKŞAM


ABD’nin YPG/PKK’ya desteği üzerine

Ufuk Ulutaş

Sadece Türkiye’nin değil ABD dış politika halkalarının fazlasıyla tartıştığı konulardan birisi ABD’nin Suriye’de YPG/PKK ile ittifakı. Gerçi ABD, YPG ile PKK’nın farklı örgütler olduğu ve kendilerinin de inanmadığı argümanları ortaya koymaya devam ediyor. SETA’dan Can Acun ve Bünyamin Keskin’in yayımladığı ve belgelerle YPG-PKK ilişkisini ortaya koydukları raporu Obama’nın masasına yine de koymak lazım.

Bu açıdan baktığımızda ABD’li yetkililerin YPG konusunda yaptıkları açıklamaları hakikat penceresinden değil gayri ahlaki bir reelpolitik penceresinden okumakta fayda var. Şunu söylemeye çalışıyorum: ABD’liler birazdan tartışacağım sebeplerden ötürü YPG ile DAİŞ’e karşı işbirliğini kendileri için faydalı görüyorlar ve bunun ahlaki, hukuki ve diplomatik problemlerinin üstünü örtmek için kendilerinin de inanmadıkları argümanlara başvuruyorlar. Bununla birlikte son zamanlarda ABD’de YPG/PKK ile işbirliğini sorgulayanların seslerinin yükselmeye başladığını da not etmek gerekir.

ABD’nin Suriye’ye baktığında gördüğü tek şey büyümesine çok katkıda bulundukları DAİŞ. Ne Suriye halkının perişan durumu ne de Esed’in katliamları ABD’nin veya ABD kamuoyunun dikkatini çekiyor. Varsa yoksa DAİŞ. Yönetim de halkına karşı kendisini sadece DAİŞ’le mücadele konusunda sorumlu hissediyor. Bu sebepten göstermelik de olsa DAİŞ’le mücadele konusu yönetimin Suriye’deki tek gündemi.

DAİŞ’le mücadele konusunda şimdiye kadar yarım yamalak yatırım yaptıkları ve önemli bir kısmı “at hırsızlarından” oluşan Suriyeli çetelerden aradıklarını bulamayınca (gerçi ne aradıkları da belli değildi), tüm yatırımlarını Suriye’deki terör örgütlerinden birisi olan YPG’ye yapmaya başladılar. DAİŞ’in Kobani saldırı sonrasında kamuoyuna da satabilecekleri bir meşruiyet zemini bulan ABD, ırkçı bir projeye sahip YPG terör örgütüne destek vermeye başladı. YPG’nin işlediği savaş suçları etrafa saçılınca kozmetik bir değişikliğe gidip Suriye Demokratik Güçleri adında bir paravan grup üzerinden YPG’ye destek vermeye başladılar. ABD ve genel olarak Batı basınının desteğiyle bu yardımı iyi pazarladılar ve tüm sorun ve çelişkilerine rağmen sattılar.

Fakat işler hiç de ABD’nin planladığı gibi gitmedi. Özellikle Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesinden sonra şirazeden çıkan Rusya’nın Türkiye düşmanı gruplara destek yağdırması ile birlikte YPG de bu destek yağmurundan nasibine düşeni almaya başladı. Yani ABD’nin fiiliyatta müttefiki olan YPG, aynı zamanda Rusya’nın da uydusu haline dönüştü. Şu sıralar ABD’nin YPG’ye karşı şüpheyle yaklaşmaya başlamasının en büyük sebebi YPG’nin ABD ile aşk ilişkisi yaşarken aynı zamanda da Rusya ile flörtleşmesi. İlginçtir ki ABD, bu açık flörtleşmeye hala “N’ayır n’olamaz” seviyesinde yaklaşarak bir türlü açıkça kabul etmeye yanaşmıyor. Oysa YPG, Rusya’nın hava desteğini ve silah yardımını tepe tepe kullanıyor.

ABD için bir başka sorun da YPG’nin saldırgan eylemlerinin ABD’yi içerisine soktuğu absürd durum. ABD an itibariyle Azez çevresinde kendi kendiyle vekaletler savaşı yürütüyor. Yani desteklediği iki grup birbiriyle savaşıyor. Amerikan silahları taşıyan gruplar birbirini öldürmeye çalışıyor. Bu da doğal olarak ABD’de ciddi tartışmalara sebep oluyor.

Tabii ABD’nin YPG’ye verdiği desteğin en sorunlu yönü, bir terör örgütüne açık açık destek verildiği gerçeği. DAİŞ, YPG terörünün üstünü örtemez. ABD’de bazı çevreler oynadıkları ateşin farkında. Hele bu terör örgütünün NATO müttefiki Türkiye’ye karşı eylemlerdeki rolü, ABD desteğini içinden çıkılmaz bir mecraya sürüklüyor.

ABD’nin YPG’yle ittifakı nereden bakarsanız bakın sorunlu. ABD er ya da geç bu ilişkinin ürettiği maliyetle yüzleşmek zorunda kalacak.

MİLLİYET



Suriye’de ateşkes ve Türkiye

Sami Kohen

Önümüzdeki saatlerde bir terslik çıkmazsa, Suriye’de “çatışmaların durması” konusunda ABD ve Rusya arasında varılan ve ilgili taraflarca da kabul edilen anlaşma yarın yürürlüğe giriyor.

Bundan sonra bütün dünya Suriye’de savaşan tarafların ve onların arasındaki güçlerin bu anlaşmaya ne kadar uyacaklarını merakla ve dikkatle izleyecek.

Açıkçası herkes Suriye’de nihayet silahların susması noktasına erişilmesinden memnun olmakla beraber, “geçici” olarak nitelenen bu ateşkesin ne kadar uygulanacağı konusunda oldukça kuşkulu.

Bu “geçici çatışmasızlık” anlaşmasının başlıca özelliği, savaş alanındaki aktörlerin bir kısmını buna dahil etmesi, bir kısmını da bunun dışında tutmasıdır. Buna göre IŞİD, El Nusra ve BM kararında terörist olarak nitelenen örgütlere karşı ateş kesilmeyecek. Buna karşılık örneğin Esad’ın ordusu ile çeşitli muhalif güçler o geçici süre içinde birbirleriyle çatışmayacaklar...

Farklı yorumlara müsait olan bu şartların “sahada” nasıl ve ne ölçüde yerine getirileceği şimdilik büyük bir soru işareti...

Memnun ama kaygılı

Bu gelişme Suriye’deki savaşa dolaylı şekilde bulaşan bir ülke olarak Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor.

Suriye’de silahların susması Türkiye açısından da sevinilecek bir gelişme. Komşu ülkenin barış yolunda bu ilk adımı atması çok önemli. Bu, her şeyden önce Suriye’den yeni göç dalgalarını önlemiş olacak, mültecilerin “sınırın öbür tarafı”nda barındırılmasına (bir nevi güvenli alanın oluşmasına) imkân verecek.

Buna karşılık Türk hükümet yetkililerinin ateşkese temkinli, hatta endişeli bakmasının nedenleri de var. Başlıca neden de YPG ile ilgili. Kürt örgütü ateşkes anlaşmasının kapsamının dışında kalıyor. Zira ne ABD ne Rusya -ne de başka aktörler- Türkiye’nin aksine YPG’yi bir terör örgütü olarak görmüyor.

Sorunun parçası

Bu durumda YPG -“cihatçı” gruplar gibi- bir hedef olmadığı gibi, kendisi isterse örneğin IŞİD’e karşı savaşını sürdürebilir.

YPG bunu yapmak isteyecek mi, bilemeyiz. Örgüt ateşkese uyacağını açıklamakla yetindi.

Ama Türkiye ne yapacak? Örneğin obüs atışlarını sürdürmek isteyecek mi? Bu ateşkesin ihlali sayılabilir. Ne var ki Başbakan Davutoğlu dün açıkça söyledi: Bu anlaşma Türkiye’yi bağlamaz. Güvenlik söz konusu olunca, Türkiye gerekeni yapar...

Kısacası, YPG sorunu bu kez ateşkes konusunda bir yanda Türkiye, diğer yanda ABD, Rusya ve başka aktörler arasında ciddi bir uyuşmazlık yaratabilir.

Oysa Türkiye’nin Suriye krizinin bu aşamasında, ateşkes sürecinde, sorunun değil, çözümün bir parçası olması gerekir...


SABAH



HAŞMET BABAOĞLU

Suriye, Rusya, ABD ve...

Gündeme dair kısa kısa söylemek istediğim şeyler var. Birbirinden kopuk gibi görünebilirler ama öyle olmadığını biliyorsunuz.

Şimdi böyle söyleyeyim, sonra belki başka yazılarda derdimi ve bakışımı ayrıntılı ifade edebilirim.

1- Sürekli Putin'in mantıksızlığından dem vurmak doğru değil. Medya nedense gelişmelerin "görünen" yüzüne takıldı kaldı. Oysa hiçbir devlet uzun süre ve kararlı biçimde mantıksız hareket etmez. Hep bir mantık vardır. Asıl olan Putin'in yeni politika ve hamlelerinin arkasında mantığı okumaktır.

2- "Rusya Suriye'ye neden girdi?" sorusunu yalnızca bölünen Suriye'de ve daha da karışacak Ortadoğu'da "yer kapmak" olarak açıklayanlar var. Bu durumun "Küresel merkez"in Rusya'yı belalara bulaştırarak hızla çökertme planının bir parçası olduğunu iddia edenler var. Yorumlardan, analizlerden geçilmiyor... Fakat aşırı dikkat hallerinden korkarım. Çünkü bir tür körlük de üretirler. Rusya, sadece Suriye için mi Suriye'de? Birileri Rusya'yı hızla Türkiye'yle açık kapışmaya itiyor olamaz mı? Hem Rusya'yı, hem Türkiye'yi tekrar küresel sisteme bağımlı kılmanın (terbiye etmenin) yolu olarak böyle bir hesap yapılmış olamaz mı?

3- ABD'nin Suriye'de B Planı varmış. Bu da Suriye'nin bölünmesiymiş... Bazen diplomasi denilen şey acı gerçeklerin insanlıkla dalga geçen bir dile tercüme edilmesidir. ABD'nin "Suriye Devrimi"nden yana tavır koymadığı zamandan bu tarafa zaten başka bir planı yok. Bölünmüş Suriye ABD'nin A Planı. Gerisi hikâye.

4- New York Times'ın son başyazısı tam bir rezalet, doğru! Fakat bilmemiz gerekiyordu: Diplomasi sadece diplomatların işi değil. Diplomasi medyadır. Uluslararası medya. Bunu yıllarca önemsememiş olmamızın bir anlamı vardı. Nasıl olsa, büyük müttefiklerimiz ne diyorsa, onu yapıyorduk. Başımızı dik tutmaya karar verdiğimiz şu dönemde ise bu gerçeği anlamazdan gelmek kabul edilecek bir şey değil. Eski Türkiye Ankara'sının uluslararası medya bakışını Yeni Türkiye'ye taşıyınca böyle oluyor.

5- ABD ve Rusya'nın kirli hesapları ve anlaşma görüntüleri, İngiltere'nin devreye girme çabaları... Hiç şüpheniz olmasın ki, bütün bunlar tutmayacak. Bizim yapacağımız eski diplomasi mantığıyla bu süreçte onları "idare etmeye" çalışmak değil, sıkı durmak ve kendimizi idare etmektir. (Kapalı mı oldu? Açarım sonra...)


SABAH



MEHMET BARLAS

Kendimizi savunmamızın nedeni "emperyal hırs"ımız mı?

Acaba Rusçada "Beni bir kişi anladı, o da yanlış anladı" söyleminin eş anlamlısı bir cümle var mıdır? Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mariya Zakharova bir gazeteye verdiği demeçte, Türkiye'nin "Emperyal hırs"ının yeniden ortaya çıktığını iddia etmiş. Bu demeci okuyunca, ister istemez bu hanımın bizi anladığını zannederken ne kadar yanlış anladığını da düşünmeden edemedim.

Zakarova şunları söylemiş:

- Ankara, Türkiye -Suriye sınırındaki durumu kötüye götürüyor. Provokasyon yapıyor. Hatta bu artık provokasyon bile değil, saldırganlık diyebiliriz.

Emperyal hırsmış

- Uzmanlara da kulak verdiğimizde Türk siyasi elitler, Türkiye'nin "Emperyal" hırsının tekrar ortaya çıktığına dair sinyaller veriyor. Eğer bu böyle ise o zaman şu anda Ankara'nın davranışlarına sesini çıkarmayan Avrupa ülkelerine Osmanlı'nın kendilerine neye mal olduğunu hatırlatmak isterim.

Güney sınırındaki terörist sızmalara karşı önlem alan Türkiye'yi kolayca suçlayan ve Türkiye'nin kendini savunma güdüsünü "Emperyal hırs" biçiminde yorumlayan bu hanım "Bizim Suriye topraklarında ne işimiz var" sorusunu da gündeme getirseydi... Ve sonunda "Uzmanlara kulak verirsek bugünkü Rusya'nın yönetimi, Sovyetler'in Doğu Avrupa'da ve Afganistan'da sergilediği hataları tekrarlar görüntü veriyor" deseydi daha doğru olmaz mıydı?

Kim hasta adam?

Maria Zakharova demecinde Osmanlı'nın dağılma sürecine de değinmiş ve "Osmanlı'ya 'Avrupa'nın hasta adamı' deniliyordu. Türkiye tekrar 'Avrupa'nın hasta adamı' olmak istiyor mu, pek sanmıyorum" diye konuşmuş.

Acaba bu demeci vermeden önce "Avrupa'nın Hasta Adamı" Osmanlı'nın topraklarına göz diken Rus Çarlığı'nın başının ne tür belalara girdiğini ve sonunda bu hırsın, Çarlığın çökmesi ile sonuçlandığını okumadı mı?

Tarih okumaları

Rastlantı bu ya... BBC'nin savunma ve diplomasi konularındaki uzman muhabiri Jonathan Marcus da dün Osmanlı ile Rusya ilişkilerini inceleyen bir haberde, "Kırım Savaşı"nı ve sonuçlarını yazmıştı. Osmanlı topraklarına göz diken Rus Çarlığı'na karşı Osmanlı'nın yanında İngiltere ile Fransa'nın yer aldığı bu savaş dört yıl sürmüş, milyona yakın insan can vermiş ve 1856'daki Paris Antlaşması ile Çarlık Sevastopol'u bile boşaltarak, yenilgiyi kabul etmişti.

Neyse... Bu hanım Türkiye'nin "Emperyal hırsı" ile uğraşacağına "Biz neden petrol fiyatının her düşüşünde iflas mı ediyoruz duygusuna kapılıyoruz? Ekonomimiz bu haldeyken bizi Suriye'ye hangi tür bir hırs sürükledi" sorusuna cevap arasaydı daha doğru olmaz mıydı?

STAR


Başbakan CHP’yi bekliyor, çok beklemez

MUSTAFA KARTOĞLU

Başbakan Ahmet Davutoğlu ile Konya’da kısa da olsa sohbet fırsatı bulunca, yanda okuduğunuz röportajın dışında ‘anayasa’ konusunu da sordum.

Yeni Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasından kalkan CHP’ye çağrı yapmış, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Milliyet Ankara Temsilcisi Serpil Çevikcan’a verdiği röportajda buna ‘şartlı’ bir cevap vermişti. Kılıçdaroğlu, “Bizim şartlarımızı kabul ederlerse tekrar komisyonda çalışmaya itirazımız olmaz. Bu bir anayasa uzlaşma komisyonu değil, Türkiye’yi darbe hukukundan arındırma komisyonu olmak zorunda” demişti.

Başbakan ‘resmi’ cevap için ne kadar bekleyecekti?

Cevap gecikirse AK Parti adına yeni bir inisiyatif alacak mıydı?

CHP’nin ‘darbe hukukunu ayıklama’ önerisine nasıl bakıyordu?

Cevaplarını buraya aldım.

Başbakan dedi ki;

“Ben açık çağrı yaptım; biz 4 partiyle devam etmek isteriz, olmazsa 3. Yine olmazsa kendi teklifimizi sunarız. CHP bize başka bir alternatif bırakmıyor. Bütçe görüşmelerinden sonra Meclis Başkanımızla görüşmeyi düşünüyorum. Meclis Başkanımız da kendi çağrısına cevap verilmesini talep edebilir.”

“Darbe hukukundan arındırma için ise hemen harekete geçebiliriz, ikisinin ilişkilendirilmesi de doğru değil. Genelgeleri zaten tamamen kaldırmıştık, yasaları da birlikte ele alırız. Onun için ayrı bir komisyon kuralım, aynı komisyon olmaz; biri diğerini niye bloke etsin? Zaten binlerce genelgeyi kaldırırken onlara sormadık. Yasaları tek başımıza biz bile değiştiririz, bir çoğunu değiştireceğiz de. Arkadaşlara da tarayın dedim. 4 bin küsur yasanın envanterini çıkardık, o envantere göre hemen başlarız. Anayasa için onu niye bekleyelim.”

“CHP kendi iç problemlerini örtebilmek için sert bir tutuma yönelme tercihinde bulunuyor. Ama bu tarzın şimdiye kadar kimseye yararı olmadı.”

Anlaşılan takvim şöyle işleyecek;

Başbakan, TBMM’de iki hafta sürmesi beklenen bütçe görüşmeleri boyunca Kılıçdaroğlu’nu bekleyecek; ardından TBMM Başkanı İsmail Kahraman’la istişare yapacak; öncelikle Kahraman’ın yaptığı çağrının cevabı istenecek; ardından ‘muhtemelen’ Davutoğlu son bir girişimde bulunacak. Sonuç alınamazsa MHP ile görüşülecek. Yine sonuç alınamazsa yeni anayasa konusu, “AK Parti’nin TBMM’ye sunacağı bir anayasa önerisi” şeklinde tartışılacak.

Darbe hukuku ayıklandı bile

‘Darbe hukukunu ayıklama’ konusu ise farklı...

AK Parti bunun için Kılıçdaroğlu’nu beklememiş zaten.

Bin 85 genelge 2007’de, 17 gizli genelge de 2010’da kaldırılmıştı.

Son çalışmayı Başbakan Davutoğlu, grup toplantısında açıkladı: “Darbe dönemindeki 457 kanun ve 35 KHK ile darbe dönemi dışında çıkmış 855 kanun tarandı, yapılması gereken değişiklikler belirlendi.”

Bazı ayrıntıları ben vereyim:

- İncelenen darbe ve muhtıra dönemleri; 27 Mayıs 1960-20 Kasım 1961, 12 Mart 1971- 26 Ocak 1974, 12 Eylül 1980-13 Aralık 1983, 28 Şubat 1997-18 Kasım 2002.

- İlgili bakanlıklar ve Genelkurmay temsilcilerinin de katıldığı toplantılar yapıldı; kanun ve KHK’lardaki antidemokratik hüküm ve ifadeler işaretlendi; karşılıklarında ya metin değişikliği ya da tümden kaldırma önerileri getirildi.

- Örneğin; sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına dair düzenleme kaldırılmıştı; ancak ‘sıkıyönetim dönemlerinde’ bu durum hala geçerli. Bu kaldırılıyor.

- Yine memurlarda ‘devrime sadakat’ şartı aranması; ki ‘devrim’ denilen Atatürk devrimleri değil, bildiğiniz 27 Mayıs darbesi!..

- Ve hep konuşulan, ancak dokunulmayan ünlü ‘şapka kanunu’...

1925 tarihli Şapka İktizası Hakkında Kanun, ‘hala’ TBMM üyeleri ve tüm kamu çalışanlarına ‘şapka giyme zorunluluğu’ getiriyor. TCK 222. Maddesi de buna aykırı davrananlara ‘2 aydan 6 aya kadar hapis cezası’ öngörüyor. İşaretlenmiş ve karşısına ‘kaldırılmıştır’ notu düşülmüş yasalardan biri de bu.

İş buraya gelince ‘Atatürk inkılapları’ tartışması başlayacak.

Ve konu yine anayasaya, başlangıç ilkelerine gelecek.

O zaman da Atatürk’ten geçinenler ile muasır medeniyete ulaşmaya çalışanlar ayıklanacak.


STAR


ABD ile Suriye’deki açı farkı

AHMET TAŞGETİREN

Suriye Türkiye için en sıcak gündem olma özelliğini sürdürüyor. Oradaki gelişmeleri “Türkiye’nin beka sorunu” olarak gördüğümüze dair değerlendirmeler de en yüksek seviyede dile getirildi.

Suriye’deki sıcak gündem içinde en önemli sorunlardan birisinin Türkiye ile Amerika arasındaki açı farkı solduğu söylenebilir. En son Erdoğan-Obama görüşmesine bu açı farkı ile gidildi, görüşmeden sonra yapılan açıklamalara bakıldığında da açı farkının kapanmadığı ortaya çıktı.

Türkiye, PYD-YPG’nin tanımlanması konusunda da müttefiki ile aynı yerde durmuyor, Rusya’nın Suriye’deki pozisyonuna karşı alınan tavırda da.

Bu iki alan, tam da Türkiye’nin Suriye’de olan biteni “beka sorunu” olarak görmesi ile alakalı.

Yani denklem şu ki, bizim beka sorunu olarak gördüğümüz bir meselede Amerika, dost, müttefik ve stratejik ortak olarak aynı hassasiyeti taşımıyor. Ondan da öte, bizim “beka sorunumuz”u daha da derinleştirecek bir yaklaşım sergiliyor.

Açı farkı öylesine ciddiyet arz ediyor ki bizim Cumhurbaşkanımız, Obama ile görüşmeden önce de sonra da Amerika’ya “Sen kimin müttefiki, kimin dostusun?” diye sormaktan kendini alamıyor.

İşin diğer önemli yanı, Suriye olayının sadece Suriye ile sınırlı olmamasıdır.

Hep biliyoruz ki bütün coğrafya yeniden tanzim ediliyor ve orada biz coğrafyayı tanzim etmeye yönelen iki süper güçle de açı farkı içindeyiz.

Oysa ki, kısa süre önce “Arap Baharı” söz konusu olduğunda coğrafyanın yeniden tanzimi, bizim gözümüzde, Birinci Dünya Savaşı sonrası İslam coğrafyasını açık-örtülü sömürge statüsü içine sokan parantezin kapatılması ümidini veren bir çıkış olarak görülüyordu.

Şimdi ise karamsar yorumlar birbirini izliyor.

İster Amerika’nın “irade felci” gibi bir zaaf geçirdiği noktasından bakılsın, ister “Derin Amerika”nın İslami bir yükselişe set çekme iradesinin yansıması olsun, gelişen süreç Amerika’yı yanımızda değil, karşımızda gösteriyor. Burada “karşımızda” kelimesini kullanırken içimden “Acaba böyle mi desem?” diye bir soru geçmedi değil ama Amerika’nın “Arap Baharı”nın bir safhasında durup rota değiştirdiğini görüyorum ve bunun iyiye alamet olmadığını düşünüyorum.

İşin kötüsü “Derin Amerika”nın bu tavrı Türkiye’nin bölgeye yönelik stratejik değerlendirmelerini de paylaşmıyor, hatta sanırım önlenmesi gerekli bir hesap olarak okuyor.

Dikkat edilirse değerlendirmelerimiz Amerika’nın tavrını odak nokta gibi görerek yapılıyor. Evet, Rusya’ya da öfkeleniyoruz ama sanki “Ondan bunlar beklenir” gibi bir alt şuurumuz da var. Sanki Amerika ile aynı paralelde hareket edebiliriz diye ümit ettik ama o başka bir oyun içine girdi. Bu yaklaşım, bizler gibi kanaat önderleri yanında yukardan aşağı devlet kademelerinde de benzeri yansımalar halinde ortaya çıkıyor.

Sanırım şu soruları sormalıyız:

- Amerika bölgenin yeni oluşum sürecinde ne istiyor? Hiçbir şey istemiyor mu? Rusya ile nüfuz alanları paylaşımını bitirdi mi ya da bölgeyi Rus nüfuzuna terk mi etti? Amerika’nın, Suriye’de gevşek bir duruş sergilerken, buna mukabil PYD - YPG konusunda Türkiye ile böylesine farklılaşmayı göze alması hangi stratejik hesaba dayanmaktadır? Bu açı farkı geriliminde ABD nereye kadar YPG’ye sahip çıkacaktır, diğer ifadeyle Türkiye’nin hassasiyetlerini nereye kadar gözardı edecektir? ABD’nin YPG-PYD sahiplenmesi, tüm Ortadoğu’daki Kürt politikası açısından ne anlama gelmektedir?

En başta Suriye, Suriye ile sınırlı değil, tespitine yeniden dönmek istiyorum. Buradan bakınca oradaki Türkiye - Amerika farklılaşması da, sadece Suriye ile sınırlı değil, demek de lazım.

Cumhurbaşkanımızın “Ey Amerika, kimin dostu kimin müttefikisin” diye başlayan sorgulamaları, çok açık ki, bu stratejik müttefikimiz ile görüşülmesi gereken çok hayati sorunların bulunduğunu ortaya koymaktadır. Erdoğan ile Obama 1 saat 20 dakika telefonla görüştü. Sorunlar bence böyle bir telefon görüşmesi ile halledilemez. Oturup yeniden “Kim nerede duruyor” sorusunun cevabının araştırılması ve ortaklığın, dostluğun, müttefikliğin koordinatlarının yeniden tespit edilmesi lazım. Bunu talep edecek olan da hiç şüphesiz biz olmalıyız. Çünkü ABD’nin tavırlarından çok rahatsızız.


YENİ ŞAFAK


İbrahim Karagül

PYD ortak, İhvan terörist. Peki siz kimsiniz?

Türkiye, çok yönlü kuşatma, alan daraltma, direnç düşürme hatta küçültme senaryolarıyla karşı karşıya. Geleneksel müttefikleri ve geleneksel düşmanlarının ortak taarruzu altında. İçeriden Kürt milliyetçiliği eksenli terör, dışarıdan çokuluslu koalisyonun tehditleri hatta saldırıları altında. İstiklal Savaşı'ndan bu yana ilk kez bu kadar büyük bir hesaplaşma ile yüz yüze gelen Türkiye iddialarının, coğrafyayı ayağa kaldırma çabalarının, yüz yıllık vesayeti yok etme mücadelesinin kurbanı yapılmak istenmektedir.

Irak işgaliyle başlayan, Suriye ile devam eden parçalama projeleri artık ülkemizin sınırlarına dayanmış, hatta sınırlarımızın içlerine servis edilmiştir. Yıkım hesapları bir süre sonra Basra Körfezi ülkelerine ve Suudi Arabistan'a yönelecektir. Çok yakın bir gelecekte belki Lübnan Suriye savaşının içine çekilecektir.

İntikam saldırısı, ve şehir savaşları

Biz coğrafyamızda ulusüstü yapılar inşa etmeye çalışırken, sınırları belirsizleştirip ortak tarih ve ortak kültürden yeni bir zenginlik üretmeye çalışırken, coğrafyaya kadermiş gibi dayatılan sömürge yöntemlerine son vermeye çalışırken varolan ülke sınırları tartışmalı hale getirilmektedir.

Bu bir intikam saldırısıdır. Öyleyse intikam saldırılarına “acımasız direniş"le karşılık bulacaksınız.

Biz ekonomik entegrasyon, demokrasi ve özgürlüklerin yaygınlaşması, ortak savunma ve dayanışma arayışlarını zorlarken, coğrafya liflerine ayrılmakta, şehir savaşlarına hazırlanmakta, bütün ülkeler için parçalama planları yapılmakta, bütün kimlikler savaş gerekçesine dönüştürülmektedir.

Bir süre sonra iç savaşlar değil, ülkeler arası savaş değil, işgaller de değil, şehir savaşlarıyla yüzleşmek zorunda bırakılabiliriz. Öyle uğursuz, öyle alçakça planlar uygulanıyor ki, ülkelerimiz kadar, yüzlerce yıl birarada yaşayan insanlarımızın zihinleri ve kalpleri bölünüyor, yüzlerce yıllık ayrılıkların temelleri atılıyor.

Ya kazanacağız ya küçüleceğiz

Bu proje hiçbir ülkeye has değildir. Küresel ölçeklidir ve Atlantik'ten Pasifik kıyılarına kadar, Müslüman toplumların yaşadığı o büyük haritanın tamamını hedef almaktadır. Hiçbir ahlaki kriteri olmayan, hiçbir ittifak ilişkisinin etkileyemeyeceği bir üst senaryo adım adım uygulanmaktadır.

Coğrafyamızın talihsizliği, krizin ülkelerle sınırlı olduğunun sanılmasıdır. Her ülke özelliğine göre gerekçeler üretilirken, yalanlarla zihinlerimizin rehin alınmasıdır. Bizlere, o yalanların kendi gerçeklerimiz olduğunun dayatılması ve bizlerin bu dayatmalara zaman zaman yenilmemizdir.

Yüzyıllık kurtuluş savaşının son aşamasını yaşıyoruz. Birinci Dünya Savaşı daha bitmedi ve biz yirminci yüzyılı kaybetmeden, daha da güç kazanarak kapatmak istiyoruz. Mücadele bu yüzden çok keskindir, çok yıkıcıdır. Ya kazanacağız ya parçalanacağız. Ya büyüyerek varolacağız ya küçülerek. Hiçbir şekilde, bugünkü durumda kalmamıza izin vermeyecekler. Ya şehirlerimiz harabeye dönecek, Anadolu alev alev yanacak ya da bütün bu uğursuz rüzgarı tersine çevirip büyük hesaplaşmayı kazanacağız ve tarihin akışını değiştireceğiz.

Biz bu topraklara kaç imparatorluk gömdük

Bu öyle büyük bir kırılma ki, başardığımız takdirde sadece ülkemizin değil, coğrafyanın hatta dünya tarihinin seyrini değiştirecektir.

Anadolu, bin yıllık tarihin en büyük direnişlerinden birine daha sahne olacak. Bir kez daha Haçlı ordularını bu topraklardan uzak tutacağız. Asla umutsuz değiliz, bir kez daha dünya savaşı trajedisini yaşamayacağız. Bütün şehirlerimiz, köylerimiz, tek tek bütün vatansever insanlarımız birer kale olup bu coğrafyadan yeni bir yükseliş dönemi başlatacaktır.

Geçmişimizdeki buhran dönemlerine bakın. Her buhrandan büyük bir güç olarak çıkmayı bilen bir siyasi kültürün, ferasetin, zenginliğin ve dayanışmasının mirasçılarıyız. İmparatorlukların yok olduğu, orduların mahvolduğu bir coğrafyanın insanlarıyız. Sadece Bağdat, sadece Şam kaç imparatorluk gömdü tarihe!

İnsanlık tarihi boyunca küresel ölçekte iktidar arayan bütün imparatorluklar bu coğrafyaya hükmetmeye çalıştı ve coğrafya bu imparatorlukların tamamını yok etti. Yine öyle olacak. Tarih ve medeniyet yine bu coğrafyanın, Anadolu insanının iradesine göre, direncine göre biçimlenecek ve biz bir kez daha bu çıkışın öncüsü olacağız. Hiçbir güç, hiçbir yerel unsur, Türkiye'nin acziyeti üzerine kurduğu hesabı tutturamayacaktır.

Müttefiklerimiz sattı, öz savunma başladı

Ama tek tek alacağımız notlar var. Bu kriz atlatıldıktan sonra Türkiye ittifak ilişkilerini, bölgesel ilişkilerini, tehdit değerlendirmelerini, siyasi ve ekonomik önceliklerini sıfırdan yeniden dizayn etmek zorundadır. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana içinde bulunduğumuz ittifak halkaları bize ihanet etmiş, Türkiye düşmanlarıyla ortaklık kurmuş, Türkiye'yi savunması gerekenler bize kurşun atar olmuşlardır.

Transatlantik ittifakı bunun merkezindedir. ABD bunun merkezindedir. Avrupalı geleneksel ortaklarımız bunun merkezindedir. Onlar, Türkiye ile stratejik ortaklığı coğrafyada biçimlendirdikleri terör gruplarına kurban etmiştir.

Hepsi, bir terör örgütüne Türkiye'yi satmıştır. Hepsi Kuzey Suriye Koridoru için Türkiye'yi satmıştır. Hepsi bir boru hattı projesine Türkiye'yi satmıştır. Onlarca yıldır Avrupa'yı koruyan, Atlantik merkezli tehdit algılamalarına göre pozisyon alan Türkiye, bütün tehditlere açık hale getirilmiş, bu tehditler bize karşı özellikle desteklenir olmuştur.

O bizim “dostlarımız" bugünlerde bizi köşeye sıkıştırmaya, Anadolu haritasını bile değiştirmeye dönük kirli planların ortakları olmuşlardır. Türkiye kamuoyu, bu yönde çok ağır bir hayal kırıklığı yaşamakta, ABD ve Avrupa'ya güveni ağır yara almaktadır. Toplumsal hafıza yeni tehditleri tanımlamış ve derin bir öz savunma refleksiyle hareket eder olmuştur. Bu güvensizlik bunalımı çok uzun yıllar giderilemeyecektir.

PYD 'ortak' İhvan terörist öyle mi?

Bu yüzden, bize ait her şeyi düşman bilip, ona savaş açan bu yaklaşımı yargılayacağız, kendi içimizde mahkum edeceğiz ve geleceğimizi bu gerçeklere göre yeniden düşüneceğiz. PKK'nın Suriye kolu YPG'nin Türkiye'ye saldırılarını, ülke içindeki terör eylemlerini destekleyen, bu örgütü “ortak" ilan eden ve silahlandıranların Ortadoğu'nun tek demokratik yapısı Müslüman Kardeşleri terörist örgütler listesine alma yolunda çalışmalara başlaması bu yönde çarpıcı bir suçüstü halidir.

Mısır tarihinin ilk demokratik başarısını darbe ile yok eden, binlerce insanın özgürlük arayışına kurşunla karşılık veren zihniyetin hesabının ne olduğuna dair artık hiçbir kuşku kalmamıştır.

Yerel olan, onurlu olan, İslam'la bağlantılı olan ne varsa hepsine savaş açanların bizleri toptan imha etmeye dönük zihinlerindeki kirli hedefler deşifre olmuştur.

Artık onların hiçbir güvenlik stratejisine, terör söylemine, demokrasi ve özgürlük nutuklarına inanmayacağız. İşte bunu bildiğimiz için, yirmi yıldır bu süreci izlediğimiz için “topyekün saldırı altındayız" ifadesini kullanıyoruz.

Ülke ülke, şehir şehir, sokak sokak, fert fert

Öyleyse kendimizi yeniden kuracağız. Ülkemizi teyakkuzda tutacağız. Siyasi aklımızı bugünkü haliyle muhafaza edeceğiz. Ürkmeyecek, yılgınlığa düşmeyeceğiz. Anadolu topraklarından bir karış bile koparılmasına izcin vermeyeceğiz. Gerileme dönemi çoktan bitmiştir. Bir daha hiçbir güç, bizi öyle bir trajediyle yüzleştiremeyecek.

Öyle süslü cümlelerle vakit geçirmeyeceğiz. Dolambaçlı yollar arasında kaybolmayacağız. Harita hiç bu kadar netleşmemişti. İster terör üzerinden gelsin, ister “ezberletilmiş söylemler" üzerinden gelsin, içerideki ihanetle de, dışarıdan gelen tehdit dalgalarıyla da yüzleşmeyi bileceğiz.

Ülke ülke, şehir şehir, sokak sokak, fert fert mücadele edip bu büyük istilayı boşa çıkaracağız. Onlar Türkiye'yi sadece Kuzey Suriye'den ve Güneydoğu'dan vurabileceklerini sanıyorlar. Oysa biz o kadar büyük bir haritayız ki, yeri geldiğinde her sokağın bir kaleye dönüşeceğini göreceklerdir.

Oyun ne kadar büyük olursa olsun, Anadolu'da bozulur! Bu hep böyle olmuştur!


YENİ ŞAFAK


Derik'te PKK'nın dev cephaneliği ele geçirildi

Mardin'in Derik ilçesinde terör örgütü PKK'ya yönelik operasyonda, 4 ayrı noktaya yerleştirilen toplam 760 kilogram el yapımı patlayıcı imha adildi, 7 barikat kaldırıldı, 2 çukur kapatıldı. Öte yandan yapılan aramalarda ise, bin kanas fişeği ve bin 500 bixsi fişeğinin ele geçirildi. A.E. adına kayıtlı bir araç içerisinde de 12 kalaşnikof silaha ait dipçik ve 1 kalaşnikof silaha ait şarjör elde edildiği bildirildi. Öte yandan, patlayıcıların yerleştirildiği bidonlar üzerine bomba imha uzmanlarına hitaben mavi keçeli kalem ile yazılan yazılar dikkat çekti.

Valilikten yapılan açıklamada, Derik'te güvenlik güçlerine yapılan saldırı ile vatandaşların araçlarının gasbedilmesi üzerine, 19 Şubat'ta başlatılan operasyonların devam ettiği bildirildi.

Operasyonlar kapsamında bir evin müştemilatında yapılan aramada 1 bixsi marka uzun namlulu silah ve 1 mavzer diye tabir edilen uzun namlulu silah ile 4 plastik bidon içerisinde 240 kilogram el yapımı patlayıcı düzeneğinin ele geçirildiği belirtilen açıklamada, PKK/KCK terör örgütü mensupları tarafından, patlayıcıların yerleştirildiği bidonlar üzerine bomba imha uzmanlarına hitaben mavi keçeli kalem ile birtakım yazılar yazıldığı belirtildi.

Notta yazanlar dikkat çekti

Mavi keçeli kalemle yazılan yazıda, "Sakın beni yalnız görme tamam? Belki senin patlayacağın günü görmeyebilirim gözüm hep sende olacak Berxweden Jiyan. Yaşam çok acımasızdır. Ama ben daha çok acımasızım BOOM bizim tek umudumuz sendin. Azadi JİWEYE kendine iyi bak, BOOM yeni noktada sana başarılar BOOM' şeklinde not ve bomba yapımında kullanılan kablo pil vb. malzemeler elde edilmiştir" ifadeleri dikkat çekti.

12 kalaşnikof ele geçirildi

Cevizpınar Mahallesi Merkez Camisi önü Kasaplar Çarşısı mevkisinde yapılan aramada ise bin kanas fişeği ve bin 500 bixsi fişeğinin ele geçirildiği ifade edilen açıklamada, A.E. adına kayıtlı bir araç içerisinde de 12 kalaşnikof silaha ait dipçik ve 1 kalaşnikof silaha ait şarjör elde edildiği bildirildi.

Açıklamada, "Güvenlik görevlilerince tespit edilen tuzaklanmış halde Dağ Mahallesi'nde 1, Cevizpınar Mahallesi'nde 3 olmak üzere toplam 4 el yapımı patlayıcı imha edilmiştir. Toplam 760 kilogram patlayıcı madde düzeneği imha edilmiştir. Derik ilçesinde 7 barikat kaldırılmış, 2 çukur kapatılmış, 1 yanmış araç, kepçe marifetiyle bulunduğu yerden kaldırılmıştır" ifadeleri kullanıldı.

Güvenlik görevlilerinin toplam 28 evde arama yaptığına dikkat çekilen açıklamada, kamu düzeninin tesisi ve vatandaşların huzurunun temini için operasyonlara kararlılıkla devam edileceği vurgulandı.






Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət