Ana səhifə

Candemir doğan arapçA ÖĞretiMİnde yöntem oriJİNLİ problemler ve çÖZÜM Önerileri candemir doğAN


Yüklə 138.49 Kb.
səhifə1/3
tarix25.06.2016
ölçüsü138.49 Kb.
  1   2   3

CANDEMİR DOĞAN

ARAPÇA ÖĞRETİMİNDE YÖNTEM ORİJİNLİ PROBLEMLER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

CANDEMİR DOĞAN*

Özet: Bu çalışmada Arapça öğretiminde yöntem orijinli problemler belirlenmiş ve çözüm yolları önerilmiştir. Arapçanın Türklere göre yabancı bir dil olduğu ve öğretiminin de anadil öğretimi gibi değil, yabancı dil öğretim metot ve tekniklerine uygun olarak yapılması gerektiği açıklanmıştır. Arapça ile Türkçenin sesbilim, biçimbilim, sözdizimi ve anlambilim alanlarında benzeşen veya benzeşmeyen yönleri belirlenmiş ve karşılaştırmalı olarak nasıl uygulanacağı belirtilmiştir. Öğretim yöntemlerinin öğrenci gelişim plânına paralel bir özellikte nasıl geliştirileceği ve Arapça temel dil becerilerin ediniminde tutarlı, dayanışık ve hedefle bütünleşik uygulanmalı bir yol izlenmesi gerektiği gösterilmeye çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Arapça, Arapça öğretimi, Arapça öğretim metotları, Arapça öğretiminde Yöntem, Yabancı dil öğretim metotları, Yabancı dil öğretimi.
Problems of Teaching Arabic Originated from Methods and

Possible Solutions

Summary: In this study the problems of teaching Arabic, which originates from methodology were determined and possible solutions were suggested. It was also explained that Arabic is a foreign language for Turks and should be taught as a foreign language rather than mother tongue. Similarities and differences in phonetics, syntax and semantics between Arabic and Turkish languages were determined and how these similarities and differences should be taught were comparatively explained. The ways that teaching methods could be improved in parallel with student development plan and the method which is consistent, interdependent and compatible with the aim should be followed in the acquirement of basic Arabic language skills were explained.

Keywords: Arabic, Teaching of Arabic, Arabic Teaching Methods, Methods in Arabic Teaching, Foreign Language Teaching Methods

Giriş

Çağdaş dilbilimin gelişmesine bağlı olarak yabancı dil öğretimiyle ilgili hızla değişen metot ve teknikler, bir moda olarak izlenmenin yerini öğretimde uygulanmaya bıraktı. Yabancı dil öğretiminin, en son bulunan dilin niteliği bilgilerine dayandırılması gereği, dil öğretenlerin de dilbilimle ilgilenmelerini zorunlu hâle getirdi. Öğretim gelişmelerine paralel olarak Arapçanın uluslararası alanda önem kazanması, yabancı dil olarak öğrenilme gereğini beraberinde getirdi. Bu da doğal olarak yeni dilbilim ve öğretim yöntemlerinin öğrenimde uygulanmasını zorunlu yaptı. Bu gelişmeler, Arapçanın pek değişikliğe uğramadan yüzyıllardır sürdürülen öğretimine yeni bir biçim verilmesini gerektirdi. Nasıl öğretilmeli ki günümüz insanı onu daha kolay ve çabuk öğrenebilsin? Bu soruyla ilgili yöntem orijinli problemler belirlenecek ve imkânlar ölçüsünde çözüm yolları bulunmaya çalışılacaktır.

Genel olarak günümüzde yabancı bir dil olarak Arapça öğreniminin zor olduğu söylenir. Bu, gerçekten yapılan bilimsel araştırmalar sonucu ortaya çıkan bir sonuç mudur? Yoksa gerçekle ilgisi olmayan bir varsayım mıdır? Arapça öğrenimi zor ise onu zorlaştıran sebepler nelerdir? Bu zorluklar dilin kendi yapısından mı, yoksa öğretim metotlarından mı kaynaklanıyor? Zorluğun kaynakları bilimsel olarak incelenmiş mi, yoksa sadece bir kabul mıdır? Bunlar gibi henüz bilimsel olarak cevaplanmamış pek çok soru cevap beklerken, Arapçanın öğrenilmez bir dil veya zor olduğuna hükmetmek pek haklı olmasa gerektir. Öğretim uygulamalarında yöntem eksikliği veya uygunsuzluğun zorlaştırıcı önemli sebeplerden oluğu bilinir. Bu sebeple ilk, orta ve ileri düzeye uygun, geliştirilecek yeni yöntemlerle Arapça öğretimi daha kolay ve verimli hâle getirilebilir.

Arapça öğrenim veya öğretiminde en önemli konulardan biri, kuşkusuz uygulanacak yöntemin belirlenmesidir. Öğretim yöntemini olumsuz etkileyen temel problem ise, Türkçe karşılaştırmalı Arapça öğretim çalışmalarının yapılmamış olmasıdır. Doğal olarak bu eksiklik, karşılaştırmalı dil öğretim metodunun uygulanmamasını engellemektedir. Karşılaştırmalı dil öğretim yöntemi uygulanmayınca, Arapça, Araplara öğretildiği gibi Türklere öğretilmek istenmekte, yani Arapçanın anadil gibi öğretimi yanlışına düşülmektedir. Probleme kaynaklık yapan şu üç esasın sunulan öneriler doğrultusunda uygulamaya konması, Arapça öğrenim veya öğretimine yeni bir ivme kazandıracaktır.

1. Arapça, Türklere göre yabancı bir dildir. Arapça öğretiminde bu geçek daima esas alınmalıdır. Yani öğretim anadil öğretimi gibi değil, yabancı dil öğretim metot ve tekniklerine uygun olarak yapılmalıdır.

2. Arapça ile Türkçe benzeşme veya benzeşmeme bakımından karşılaştırmalı olarak incelenmelidir. Sonuçlara uygun olarak Arapça öğrenim veya öğretimi karşılaştırmalı yabancı dil öğretim esaslarına uygun olarak yeniden düzenlenmelidir.1

3. Öğretim programı öğrenci gelişim plânına paralel olarak yürütülebilecek özellikte hazırlanmalıdır. Bu programda Arapça temel dil becerileri eşit ağırlıkta, kaynaşık ve dengeli olarak dağıtılmalıdır.

Bu üç esasın kendi aralarında bir bütünlük oluşturacak tarzda uygulanmasıyla gerçekleştirilecek yeni öğretim yaklaşımı, karşılaşılan problemlerin çözümünü kolaylaştırır. Uygulamalar esnasında karşılaşılan veya karşılaşılması muhtemel problemlerin kaynağı ile bunların çözümü için takip edilebilecek yollar şunlar olabilir:


1. Arapçanın Yabancı Dil Olarak Türklere Öğretimi


Halife Hz. Ömer devrinde kişisel olarak İslâm’ı kabul etmeye başlayan Türkler, Arapçayı tarihî süreç içinde özgün oluşum biçimiyle öğrenmeye başladılar. Zamanla Türk illerinden gelen ve Araplar arasına yerleşen Türklerin sayı ve nüfuzlarına paralel olarak da Arapça öğrenme ihtiyaçları arttı. Abbasîler devrinde gelişim hızı artan ikili ilişkiler, Türkçeyi Arapça karşısında bir varlık gösterme seviyesine kadar yükseltti. İki toplum karşılıklı olarak birbirlerinin dillerini öğrenmeye başladılar. Gelişen ilişkiler “derdini anlatabilmek ve Türklerin gönlünü almak için onların dilleriyle konuşmaktan başka yol” 2 un olmadığı gibi bir izlenim uyandırdı. Muhtemelen daha önce yazılan kitaplara göre daha gelişmiş bir biçimi gibi görünen ve Kaşgarlı Mahmut’un: “Türkçenin de Arapçanın özelliklerini taşıdığı bilinsin diye Halil’in كتاب العين’ını yazdığı gibi yazdım” dediği Divanü Lügat-it-Türk, Bağdat’ta halife el-Muktedi bi-Emrillah’a sunuldu.3

Tolunoğulları devletinin Mısır'da 868'de kurulmasıyla Arap dünyasında Türkçeye olan ilgi daha da arttı. “Türkçe öğrenmek adeta moda oldu.”4 Bu modanın etkisiyle Türkçeyle ilgili Mısır’da çok pek önemli kitap yazıldı.5 Bugün elde bulunan bu tür kitapların içerikleri incelendiğinde Türkçe öğretiminin o çağlarda çok geliştiği anlaşılır. Sadece ismini bildiğimiz çok kayıp kitabın olması, isminden dahi haberdar olmadığımız daha pek çok eserin varlığını akla getiriyor. Tüm bunlar Türkçenin Arap dünyasında özel ilgi gördüğü ve öğretimiyle ilgili pek çok kitabın yazıldığının açık kanıtıdır.

Selçukluların önce Suriye ve Irak'ta devlet kurmaları, daha sonra Anadolu'ya geçmeleri, Türkçenin Araplar arasında gelişmesi ve yayılmasına katkıda bulundu. 1517'de Osmanlı sınırlarının tekrar Mısır'a kadar genişlemesi, Türkçe ile Arapçanın karşılıklı etkileşimlerini doruk noktaya çıkardı. Tarihte başka iki millet arasında pek görülmeyen ve bin yılı aşan bir süreç içinde din, dil, tarih, coğrafya ve ekonomi gibi hayatın tüm alanlarını kapsayan bu kaynaşma, Arapça öğrenim ve öğretimini, günümüzde dahi devam eden bir etki altına aldı. Bu kaynaşmanın vardığı noktayı göstermesi açısından ünlü Türk bilgini Zemahşerî’nin: "Babalarınızın, dedelerinizin dilini gelin benden öğreniniz."6 demesi ve yazdığı eşsiz tefsiriyle Kuranıkerim’in Arapça bir belâgat mucizesi olduğunu ispata çalışması çok anlamlı bir örnek oluşturur. “Türk filoloji tarihinde bir merhale”7 sayılan ünlü bilgin Ebû Hayyân el-Endelüsî’nin yazdığı ilk Türkçe gramer kitabı “ كتاب الإدراك للسان الأتراك ”8 aynı kaynaşmanın Arap tarafının olgunlaştırdığı bir meyvesidir. Yine aynı yazarın Türkçe ile ilgili dört eser yazması, o dönemde Arapların Türkçeye gösterdikleri ilginin çok açık bir göstergesidir.9

Karşılıklı bu ilginin sonucunda iki dil arasındaki kaynaşma o derece iç içe girdi ki, bir Türk olarak ilk Türkçe dilbilgisi yazan Bergamalı Kadri Efendi yazdığı “Müyessiretü’l-ulûm’ü Arap gramerinin etkisinde”10 kalarak yazmıştır. Aynı etki son yüzyıla gelinceye kadar yazılan tüm Türkçe gramer kitaplarının tasnif ve tertibinde de görülür.11 Kısaca Arap edebiyatı için ölümsüz bir eserin bir Türk tarafından; ilk Türk dili inceleme ve gramer kitabının da bir Arap tarafından yazılması gibi karşılıklı bir etkileşim, Arapça ile Türkçe arasındaki kaynaşmanın boyutlarını göstermeye yeterlidir.12

Tarihî gelişimine kısaca değindiğimiz Türkçe-Arapça ilişkilerinin asıl bizi ilgilendiren yönü günümüzdeki Arapça öğrenim-öğretimine etkisidir. Çünkü, çok yakın dilsel etkileşim Arapça Türkler için yabancı bir dildir gerçeğinin göz ardı edilmesine yol açtı. Bu da iki dil arasında karşılaştırma yapılmasını engelledi ve Arapça öğretiminde pek çok problemin kaynağı olan Türklerin Arapçayı ana dil yöntemiyle öğrenmeleri sonucunu doğurdu. Bu problem, 1896 yılında Maarif Nezareti’ne sunulan bir rapora da konu olmuş ve “Türkçenin ayrı bir dil olduğu ve kendine özgü kuralları bulunduğu”13 öğretiminin de bu esasa uygun yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Problemin doğru tespit ve düzeltme çabalarına rağmen, yine de takip edilen yanlış uygulama terk edilmemiştir. Her iki toplum, tek toplum hâline gelecek kadar kaynaşsalar bile, Arapça yine Türklere göre yabancı bir dildir. Çünkü, Araplar görüp işittikleri, düşünüp hissettikleri, bilip anladıkları ve niyet edip gerçekleştirmek istedikleri tüm arzularını kendilerine mahsus dil bilinci ve ses sistemiyle iletirler. Arapçayı Araplar gibi öğrenmeleri için Türklerin de aynı doğal dil edinim şartlarını paylaşmaları gerekir ki bu hiçbir zaman mümkün olmamıştır.

Toplumlar birbirine yakınlaşınca dilleri de birbirine yakınlaşmaz. Çünkü her Arap, doğru iletişim kurmayı sağlayan ortak ses ve anlam aktarım dizileri ile bunların doğruluğunu denetleyen kuralları doğal dil ortamında kazanır ve onlar hafızasında daima hazırdır. İletişim isteğiyle beraber şuuraltı aktif hafıza harekete geçer ve pek düşünmeden tabiî bir saikayla arzu ve istekler konuşma sistemi içinde kolayca aktarılır. Yine tabiî saikayla ses dizileri oluşup anlamlar iletilirken, kurallar da doğru aktarıma yardımcı olur ve iletişimin doğruluğunu denetler. Araplardaki tabiî Arapça dil saikasının, tarihî ve kültürel kaynaşmanın doğurduğu yakınlığı ilgi göstererek Türklerde de olduğunu kabul etmek yanlıştır. Günümüze kadar süregelen bu yanlış yaklaşım Arapça öğrenim ve öğretiminin esas problemidir. Arapça seslendirme sisteminin öğretimde ihmal edilip öğretimin yalın gramer örgüsü üzeride yoğunlaşması gibi başka pek çok problemin doğmasına sebep olmuştur.

Sonuç olarak, Arapça Türklere göre yabancı bir dildir. Türkçeden farklı kendisine mahsus kültürel bir ortamda oluşmuş dil bilinci ve farklı ses sistemi vardır. Dolaysıyla, Arapça öğretiminde öncelikli olarak bu geçek esas alınmalı ve öğretim de bu esasa uygun olarak yabancı dil öğretim metot ve tekniklerle yapılmalıdır.

  1   2   3


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət