Ana səhifə

Birlikte yaşamanın dili Türkçe


Yüklə 10.02 Kb.
tarix26.06.2016
ölçüsü10.02 Kb.
Birlikte yaşamanın dili Türkçe
Bu düşünceyi başlık için uygun buldum. Benim değil. Makedonyalı Türk yazar İlhami Emin’den ödünç aldım. Ben yazar dedim. Onu birçok biçimde anmamız olası. Edebiyatla uğraşması bana göre en önemlidir.

Bu, Üsküp’te Kiril ile Metodiy Üniversitesi ‘Blaje Koneski’ Filoloji Fakültesi'nin düzenlediği, Türk İşbirliği ve Kalkınma Dairesi Üsküp Temsilciliği’nin desteklediği, teşkilatnı Makedonya Türk Sivil Teşkilatları Birliği’nin taşıdığı ‘Türkçenin Balkan Dillerine Etkisi’ adlı bilgi şöleninde söylenen bir düşüncedir… Düşünceden çok, bir gerçektir.

Prof. Dr.Gyorgyi Hazai (Macaristan), Prof. Dr. Viktor Friedman (ABD), Prof. Dr. İsmail Parlatır (Türkiye), Prof. Dr. Miryana Teodosiyeviç (Sırbistan) gibi Türk dilinin ünlü bilimcilerinin katılımcı olarak yer almaları olaya değer kattı.

Türkçenin Balkan dillerine etkisini konuşan bu toplantıda ilgimi en çok çeken Belgrat Şarkiyat Fakültesinde Türkçeyi seçmelikli dil olarak okutan, Prof Dr. M. Teodosiyevi’çin bildirisiyle getirdiği bir örnekleme metniydi. Özgün metinin Sırpçası okundu. Yer darlığından metni buraya almam olası değil. Ancak örnekten, Türkçenin Sırpçaya ne kadar girdiği görülmektedir..

Katılımcılar, Türkçeden alınan kelimelerin nasıl adlandırılacağı konusunda Dünyadaki karmaşa içindeydiler. Kavram, Osmanlıca alıntılar, Doğu dillerinden alıntılar, Türkizmler, Türkçe ödünç sözler olarak değişik biçimde dile getirildi… Bazısı bu ve diğer tutumların yandaşı olduğunu kendine haklı açıklamalarla belirtirken, Doç. Dr. Kseniya Aykut bunlara, kesinlikle’(…) diline giren Türkçe kelimeler’ denmesinden yana olduğunu gösterdi. Bu konuya bir zenginleştirme gözüyle bakan Mr. Zekeriya İbrahimi bildirisinde bunu ‘Arnavutçayı zenginleştiren Türkçe’ olarak görmesini belirtmesi, konuya hangi açıdan bakılmasının gerektiğinin göstergesiydi.

Bir zamanlar Türkçenin şimdi İngilizce kadar önemli olduğu vurgulanan toplantıda, dilin ‘bir kültürün olmazsa olmazı’ olarak geçen yolda kaçınılmazları özelliğiyle dile getirildi. Burada Türkçenin edebi ürünlere girmesi özellikle ileri sürüldüğünde, söz konusu dillerde olası bir arıtma ile onların anlamlarından kaybetmesiyle eserlerin sanat değeri olmaktan çıkacağı vurgulandı.

Prof. Dr. Viktor Friedman'ın ele aldığı konu çok yaygın coğrafyada yaşayan Çingene (Roman) dilinde Türkçenin etkisiydi. Kabul edeceksinizdir ki, topluluk olarak yaşadıkları coğrafya bakımından, araştırılmasının çok zor yapılacağı bir konudur bu. Prof. Dr. V. Friedman’a bu zor gelmemiş. O bir bilim adamıdır. Bense sadece bir dil tutkunu. Affına sığınarak, burada kendi düşüncemi belirtmek isterdim. Çingene dilinde söyleniş biçimiyle Türk-Korani, Arnavut-Çibano olarak anılmaktadır. Bunu dilin zenginliği biçiminde doğal görmemde bir sakınca yoktur. Türkçede ‘Arnavutlar’ olarak adlandırdığımız Arnavut dilinde başka türlü verilmektedir… Arnavutlar Makedonca, Sıpça, Hırvatçada, Arnavutçada adlandırıldıkları gibi anılmazlar…. Buradan giderek, dillerinin söylenişi gereğince Çingeneler kendilerine Roman deyebilirler. Türkçe Sözlükte bu konu Çingen veya Çingene, kullandıkları dilin Çingenece Çingene dili olduğu görülmektedir. Buna göre, onun kullandığı Roman adlandırması Türkçeye uymadı gibime geldi.

Milli uyanış akımları bizdeki gibisinden dili arıtma yolundaki bugünkü eğilimleriyle dillerini Türkçeden alıntıladıkları kelimelerden arıtmak gibi bir etkinliktedir. Dr. Sena Arif ele aldığı konuda Makedonların, halk olarak, hala ‘ispiv edno tursko kafe’ (bir Türk kahvesi içtim) der. Sadece benim andığım eğilimin etkisinde kalan birçok yerde bugün ‘tursko kafe’(Türk kahvesi) ‘makedonsko kafe’ (Makedon kahvesi ) oldu.

Oturum kapanış konuşmasını yapan Doç. Dr. Abdülkadir Hayber, anlamlı bir yaklaşımla son noktayı koydu. Bunu yaparken ilginç bir savı ortaya attı. Bugünkü çağdaş iletişim imkanlarından ve etkilenmeklerden artık Türk ağızları konusunda tartışmayı doğru bulmadığını ileri sürdü.. Onun bu düşüncesi, sanırım ilgi görmesi gereken bir husustur.

Sıra yazımı bütünlemeye geldi. Katılımcıların ortakça belirtiklerine göre toplantının Üsküp’te yapılması anlamlıydı. Daha sık yapılması gereğinin duyulduğu belirtilen toplantıyı, hem izliyordum, hem de toplantıyı izleyenler arasında bir arayış içindeydim. Gözlerim tanımadık yüzleri yakalamak istedi. Toplantının tanıtımı gerektiği gibi yapıldığı halde, neredeyse herkes Türk’tü… M.C. Anayasasının giriş bölümünü hatırladım. Metinde burada, Makedonlar, Arnavutlar, Sırplar, Çingeneler ve diğerlerinin yaşadığı durmakta. Üsküp ve Makedonya Türkleri bu olaya karşı ilgileriyle yüreğimi doldururken, M. C. Anayasasında anılan o 'diğerlerinin' o saatlerde nerede bulunduklarını soramadan olamadım. Dahası çok daha önceden yapılacağını duyuran ve tanıtımı sağlayan büyük sokak afişleri gözlerimi çıkarırken, diğer gözlerin bunu görememesine acıdım… Bizim memlekette körlerin sayısı ne kadar çokmuş…



Bu küçük şakadan sonra sıra biraz ciddi konuşmada: Biz birbirimizin kültürünü tanıdıkça, birbirimizi tamamlarız… Oysa toplantıda hepimizi ortakça ilgilendiren bir konu vardı…


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət