Ana səhifə

10 Kasım’da büyük bir gurur yaşadık


Yüklə 257.89 Kb.
səhifə4/5
tarix25.06.2016
ölçüsü257.89 Kb.
1   2   3   4   5

Nev’i şahsına münhasır bir şehir: İstanbul

Televizyonda yayınlanan 5N1K programından tanıdığımız gazeteci-yazar

Cüneyt Özdemir’le yağmurlu bir günde, İstanbul’un en güzel ve en önemli tarihi mekânlarından biri olan Rumelihisarı’nda İstanbul’da yaşamı konuştuk
Sonbahar yağmurlarının İstanbul’u iyiden iyiye ıslattığı bir günde, “Ford ile Yollarda” için sözleştiğimiz gazeteci-yazar Cüneyt Özdemir’le Gümüşsuyu’ndaki ofisinde buluştuk. Sisli, puslu ve yağmurlu bir havada bile güzelliğinden hiçbir şey yitirmeyeceğini düşündüğümüz İstanbul’un en güzel semtlerinden biri olan Bebek’e doğru yola koyulduk. Ardından da kendimizi Bebek’in hemen yanı başındaki bir başka özel mekânda, tarihi Rumelihisarı’nda bulduk. “İstanbul’u yaşayabilmek” diye başladığımız sohbet, zaman zaman Özdemir’in televizyon programı 5N1K’ya, zaman zaman gazeteciliğine ve yazarlığına uzandı...
Boğaz büyük bir lüks

Ankaralı olan Cüneyt Özdemir için İstanbul’un anlamı bir başka. İstanbul’u dünyanın birçok şehrinden farklı kılan özelliğinin, ortasından geçen büyük su yolu olduğunu düşünen Özdemir, bu mavilikteki su yolunun pek de alışıldık bir durum olmadığını söylüyor.


İstanbul’da olup da İstanbul’u yaşayamamayı dramatik bulduğunu belirten Özdemir’e, “Siz nasıl yaşıyorsunuz İstanbul’u?” diye soruyoruz, başlıyor anlatmaya: “Ben Ankaralıyım aslında. O nedenle İstanbul’a biraz daha dışarıdan bakabiliyorum ve değerini daha iyi anlayabiliyorum. Yılın yaklaşık dört ayını, bazen haber için bazen de sırf gezmek için yurtdışında bir yerlerde geçiriyorum. Güney Amerika’dan Avrupa’nın bir başka ülkesine, dünyayı gezdikçe şunu görüyorsunuz ki, İstanbul aslında nev’i şahsına münhasır bir şehir. Bir şehrin ortasından bu kadar büyük bir su yolunun geçmesi alışılmadık bir durum. Bu su yolunun mavi renkte olması daha da alışılmadık. Avrupa’ya baktığınızda bütün şehirler aslında bir suyun etrafına kurulmuştur. San Francisco ya da birkaç büyük denizi olan şehri çıkardığınızda, bu kadar hızlı trafiğin olmasına rağmen doğal bir ferahlama alanı olan su yolu yoktur. İstanbul’un hangi kesiminden, hangi gelir veya kültür düzeyinden olursanız olun Boğaz’la iletişim kurabilmeniz kolay. İsterseniz lüks bir balıkçı restoranına, isterseniz bir çay bahçesine gidin sonuçta aynı Boğaz’a gidiyorsunuz. Şehrin içindeki insanlara, İstanbullu arkadaşlarıma bakıyorum ve bu lüksün farkında olmadıklarını görüyorum. Aylarca Boğaz hattına inmemiş arkadaşlarımı biliyorum. İstanbul’un çeşitli semtlerinde yaşayıp Boğaz’ı görmemiş insanlar da var tabii. Bu çok dramatik bir durum.
Kaosun içindeki ritim

İstanbul bir de dünya şehri olmaya başladı. Yaşam kalitesi bunu gösteriyor. Düzenlenen konserler, sanat etkinlikleri, festivaller... Kimi büyük sergilerin artık Türkiye’ye sıradan bir olay gibi gelebilmesi… Bunlar beni çok etkiliyor. Ben İstanbul’da Sultanahmet çevresini çok seviyorum ve açıkçası Etiler’den çok daha yaşanılır bir yer olarak görüyorum. Mesela Gülhane Parkı benim Avrupa’da gördüğüm en şık parklardan bir tanesi. Beyoğlu’nun İstiklal Caddesi’nin o kendine özgü kaosu, o kaosun ritmi, bir dükkâna girip çok eğlenebilme ihtimali, yan dükkâna girdiğinizde ise bir cinayete tanık ya da kurban olabilme hali de insana farklı olasılıkları sunuyor. Bu da bence yaşama heyecan katan bir unsur.”


Cüneyt Özdemir’in hayatında önemli olan mekân kavramı, 5N1K’ya da yansıyor ve farklı yerlerden yaptığı sunuşlar beğeni topluyor. Bu durumun da İstanbul’un dokusu ile ilgili olduğunu belirten Özdemir, “İstanbul’da program yapıyorsak, İstanbul dokusunu verelim istedik” diyerek tramvay ve arabalı vapur dahil birbirinden çok farklı mekânlarda bulunduklarını, bir yıl boyunca Darphane-i Amire’de program yaptıklarını, şimdilerde ise Yedikule Zindanları’ndaki kulenin içine kurdukları stüdyodan izleyicilerin karşısına çıktıklarını söylüyor.
Üretim soylu bir şey

Asıl mesleği gazetecilik olan ve kendisini ilk olarak 32. Gün’le tanımaya başladığımız Cüneyt Özdemir’in yayınlanmış yedi kitabı, üzerinde çalıştığı bir de şiir kitabı bulunuyor. Özdemir’e, yazı yazmanın kendisine ne ifade ettiğini sorduğumuzda aldığımız yanıt, “Özgürlük ve kendine güvenin ifadesi” oluyor. Haddini bilerek yapılan üretimin soylu bir şey olduğunu anlatan Özdemir, “Ben bir gazeteciyim ve birçok şeye tanık oluyorum, yaşıyorum, araştırıyorum. Televizyon gazeteciliği nankör bir iş. Çok uğraşıyorsunuz, araştırıyorsunuz, bir iki saatte uçup gidiyor. Ben bunların paylaşılması gerektiğini düşünüyorum, bu yüzden yazıyorum. Yazdığım kitapların bir kısmı gazetecilikle, bir kısmı belgesellerle, bir kısmı da daha amatörce ilgilendiğim edebiyatla ilgili denemeler tarzında. Şimdi bir şiir kitabı çıkıyor. Bunlar iddialı olduğum şeyler değil ama yine de bir insanın kendisine inanması önemli bir şey. Haddini bilerek yapılan üretimin kimseye zararı olduğunu düşünmüyorum. Üretim soylu bir şey. Bizim insan olduğumuzu kanıtlayan bir şey.

Konu üretmekten açılınca Cüneyt Özdemir’e, altı yıldır devam eden 5N1K programının başarısının sırrını soruyoruz. Özdemir, programın kendileri için büyük bir keyif olduğunu ve ekip olarak hayatlarına anlam kattığını söylüyor. Hayatlarının sadece 5N1K’dan ibaret olmadığını ve zevkle yaptıkları başka işler de olduğunu vurgulayan Özdemir, programı birlikte yaptıkları Soner Yalçın’ın da kitap yazdığını söylüyor.

Zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız keyifli bir yolculuk daha Rumelihisarı’nın gölgesinde sona erdi. Konuğumuz Cüneyt Özdemir’i, Rumelihisarı’nın görkemini ardımızda bırakarak günlük koşuşturmasına kaldığı yerden devam edebilmesi için ofisine bıraktık; İstanbul’u biraz daha severek…


Migros ve Aygaz eğitim için AB fonlarına başvurdu

AB’nin “insan kaynakları” alanındaki eğitimlerde sağladığı “Leonardo da Vinci Programı” fonlarına Aygaz ve Migros başvurdu. Migros çocuklara “bilinçli tüketici”, Aygaz güvenlik ve hizmet kalitesi eğitimi verecek


Koç Topluluğu içinde Avrupa Birliği (AB) fonları hakkında bilinirliği artırmak ve fonlardan yararlanmak isteyen şirketlere yön göstermek amacıyla yapılan çalışmayla, Kocweb’deki İnsan Kaynakları Direktörlüğü ana portalı altında AB portalına ulaşım sağlandı. Kılavuzlar, başvuru şartları, diğer detaylar ve “Ulusal Ajansın” fonlar hakkındaki güncel haberlerinin yer aldığı “www.ua.gov.tr” adresindeki AB portalı tüm Koç Topluluğu şirketlerinin ve çalışanlarının erişimine açıldı.
Avrupa Birliği’nin insan kaynakları için verdiği fonlardan Koç Topluluğu şirketlerinin de yararlanalabilmesi amacıyla, başvuru şekil ve şartları hakkında bilgilerin derlenmesi, detaylı kılavuzların oluşturulması ve bu fonlar hakkında Topluluk çalışan ve şirketlerinin farkındalığının yaratılması amacıyla Mayıs 2005’te İnsan Kaynakları Direktörlüğü ve Emre Görgün’ün sponsorluğunda bir çalışma başlatıldı. Çalışmaları yürüten ekip, Temmuz sonunda Koçweb‘te tüm Koç şirketlerinin hizmetine sunulan AB portalının açılışını gerçekleştirdi. Proje kapsamında, düzenlenen seminerle ilgili kaynaklar ve başvuru detayları ile ilgili eğitim, daha sonra da “Leonardo da Vinci Programı” fonları ile ilgili workshop’lar gerçekleştirildi. Koç Topluluğu’ndan, çalışma grubunda katılımcı olan iki şirket Aygaz ve Migros Eylül ayında Leonardo da Vinci B Tipi Pilot Proje Fonu için başvuruda bulundu. Bu fonlardan yararlanmak isteyen diğer Koç Topluluğu şirketleri ve Koç Vakfı, Deniz Temiz, Eğitim Gönüllüleri Vakfı gibi sivil toplum kuruluşlarının benzer konularda projelerini hazırlayarak Şubat ayı başına kadar “Ulusal Ajans”a başvurmaları gerekiyor. Migros ve Aygaz tarafından ön başvuruları yapılan Leanorda B Tipi Pilot projeler şöyle:
Migros’tan bilinçli tüketici eğitim projesi

Migros’un başvuruda bulunduğu projede, geleceğin bilinçli tüketicileri olacak öğrencilerin okul sıralarında alacakları eğitime yönelik olarak öğreticilerin mesleki eğitimlerine katkıda bulunulması amaçlanıyor. “Geleceğin Bilinçli Tüketicilerini Yetiştirecek Öğreticilerin Mesleki Eğitimleri Projesi” adını taşıyan çalışmayla, ilköğretim 3. sınıftan itibaren müfredatta yer alan Tüketici Eğitimi ünitesinin işlenmesine, içerik ve örnekler konusunda farklı şekillerde katkıda bulunulması amaçlanıyor. Migros; Yunanistan ve Almanya merkezli iki firma ile de projede ortaklık için anlaşmaya yaptı. Proje çerçevesinde, öğrenci ve öğreticilerin mesleki eğitim ihtiyaçlarını giderecekleri uzaktan eğitim modüllü ve elektronik öğrenme içeriği bulunan bir web portalı hazırlanacak. Eğitimciler dışında, aileler, müfredat planlayanlar ve ilgili sivil toplum örgütleri, sağlık personelleri, tüketici hakları uzmanları ve hukukçular bu portalda gereksinimlerini, deneyimlerini, yenilikçi yaklaşımlarını paylaşabilecek. Eğiticilerin eğitim ihtiyaçlarını belirlemek üzere Yunanistan, Almanya ve Türkiye'deki eğiticiler “focus” grup çalışmaları yapacak, uluslararası sanal bir iletişim ağı kurulacak Fonla öğrenciler için mini bir alışveriş laboratuvarı hazırlanacak. Bu laboratuvar, öğretmenlerin yüksek teknolojili donanımlarıyla hem eğitim alabilecekleri hem de öğrencilere market alışverişi tecrübesini yaşatacakları mini bir mağaza görünümünde tasarlanacak. Mobil mağaza uygulamasıyla özellikle şehir merkezlerine uzak noktalardaki öğretmen ve öğrencilerin bu ihtiyaçlarına cevap vermek amacı güdülüyor. Öğrenciler ve öğretmenler için deneysel öğrenme ile didaktik eğitim malzemeleri, kitler, kılavuzlar üretilecek, pilot olarak seçilecek üç adet ilköğretim ilkokulunda tasarlanan süreçler uygulamaya konulacak. Tüketici hakları ile ilgili toplum bilincini artıracak eğitici filmler ve broşürler hazırlanacak.


Aygaz’dan “LPG Sektöründe Süper Hizmet Takımı” projesi

Aygaz da, teknik ve davranış konularında uygulamalı eğitimleri amaçlayan önemli bir projeye imza attı. Program kapsamında Türkiye, Belçika ve İspanya’nın LPG sektörü incelenecek, bilgi paylaşımı yapılacak ve hedef kitlenin geliştirilmesine yönelik, eğitim içerik ve yöntemleriyle, materyalleri oluşturulacak, oluşturulan gelişim programı hedef kitleye uygulanacak. Bu fon, ev ve işyerlerine servis yapan LPG bayi ya da dağıtım şirketleri personeline, teknik ve davranış konularında, LPG taşımacılığı alanında; kamyon ve tankerlerle tüplügaz ve dökmegaz taşıyan sürücülere ise “Güvenli Sürüş Teknikleri, Teknik ve Mükemmel Hizmet” alanında verilecek eğitimlerde kullanılacak. Eğitim çerçevesinde, teorik ve uygulamalı olarak bu eğitimler yaygınlaştırılacak. Projeyle, sektörde her boyutuyla güvenlik kavram ve bilincinin yükseltilmesi de amaçlanıyor.


Geleceğin liderlerini yetiştiriyoruz

Yaklaşık dört aydır Koç Özel İlköğretim Okulu ve Lisesi’nin müdürlüğünü yürüten Tony Paulus ile Türkiye’deki eğitim ve geleceğin liderleri üzerine konuştuk...

“Öğrencilerimize öncelikle vermek istediğimiz özellik, eğitimi sevmeleri ve bu sevgiyi daha sonra Türkiye’de ya da yabancı bir ülkede devam ettikleri

üniversitelerde de sürdürmeleri”


Bize öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz?

Türkiye’ye gelmeden önce bütün deneyimim kısa bir Avrupa macerasının dışında sadece ABD ile sınırlıydı. Üniversite eğitimimin ardından öğretmenlik kariyerime Boston’da başladım. Normalde İngilizce öğretmeniyim ve aynı zamanda da beyzbol koçluğu yapıyorum. Öğretmenliğin yanı sıra uzun bir süredir yönetim görevlerinde yer aldım. Çalışma hayatımın son beş yılında John Chandler ile tanıştım. Daha sonra Chandler’ın önerisiyle Koç Özel İlköğretim Okulu ve Lisesi’nde görev yapmaya başladım.


Beyzbol koçluğu da yaptınız. Türkiye’de bu sporun olmaması sizin açınızdan sorun yaratıyor mu?

Elbette olsa iyi olurdu. Ama pek çok spor dalını severek izliyorum. Daha önce görev yaptığım okullarda futbol takımlarımız da vardı, bu nedenle Avrupa’da çok yaygın olan futbola da aşinayım.


Türkiye’ye gelmeden önce Türkiye’deki eğitimle ilgili bilginiz var mıydı?

Açıkçası John Chandler’dan ilk teklif geldiğinde Türkiye hakkında neredeyse hiç bilgim yoktu. Böyle bir teklif gelince hemen ev ödevimi yapmaya koyuldum. Her ne kadar ilk başlarda eğitim sistemi ile ilgili olarak hiçbir fikrim olmasa da içinde bulunduğum bu kısa sürede pek çok şey öğrendim. Bu dönemde İstanbul ve Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yetkililerle görüştüm. Onların Koç Özel Lisesi’ne bakış açıları ve açıkçası okulu eğitim sisteminde bir değişimin öncüsü olarak kabul ediyor olmaları benim için son derece etkileyiciydi. Onlarla birlikte çalışmamızı ve bu çalışma sonucunda da Türkiye’deki gelişimi sürdürmek en büyük amaçlarımızdan. Burada bulunmamın en büyük sebeplerinden biri de bu zaten.


Geride kalan dönemi de göz önünde bulundurursak eğitimle ilgili şu anki düşünceleriniz neler?

Şu an dikkatimi çeken en büyük özellik öğrencilerin genellikle akademik çalışma odaklı olmaları ve üzerlerinde önemli bir baskının bulunması. Ben onların okul hayatları süresince spor ve sanat gibi uğraşlarla eğitimleri arasında daha iyi bir denge yakalayabilmelerinden yanayım. Elbette bizim asli görevimiz onları Türkiye’deki üniversite sınavına ve yurtdışındaki eğitimlerine hazırlamak. Şu anda mezunlarımızın yaklaşık %30-40’ı yurtdışında eğitimlerine devam ediyorlar. Onun için akademik olarak iyi hazırlanmış olmaları gerekiyor. Ancak bizim bir diğer önemli görevimiz de onların hayata pek çok farklı açıdan donanımlı olarak hazırlanması. Bugün son derece yoğun bir eğitim veriyoruz. Öğrenciler günde 40’ar dakikalık dokuz derse giriyorlar. Akademik olarak çok yoğun bir programları var. Açıkçası resmi eğitim programlarıyla arzuladığımız eğitim arasında bir denge sağlamak durumundayız.


Okul”, derslerden daha fazlasını ifade ediyor, değil mi?

Elbette. Kültürel etkinlikler, spor aktiviteleri, hepsi... Bizim okullarımızdaki durum da buna paralel bir biçimde gerçekleşiyor zaten. Öğrencilerimizin okul dışı aktivitelere katılıp okulumuzu temsil etmeleri en büyük arzumuz. Pek çok öğrencimiz gerek ülke çapında, gerekse uluslararası pek çok etkinliğe ve projelere katılıyorlar.


Türkiye’de üniversiteye girişte farklı bir sistem var. Tüm eğitiminiz, girdiğiniz üç saatlik bir merkezi sınavla sınanıyor. Bununla ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Neler hissettiğimi kolaylıkla anlayabilirsiniz. Gerçekten de her şeyi üç saatlik bir sınavın belirlemesi çok doğru değil. Ama yakın bir gelecekte bu sistemin değişeceğini düşünüyorum. Ancak yine de şu anda öğrencilerimizi bu sınavda başarılı olabilecek bir biçimde yetiştirmeye çabalıyoruz. Öğrencilerin okulla ilgili çabaları sadece sabah sekizden öğleden sonra üçe kadar sürmüyor. Uzun bir yoldan geliyorlar okula ve bazen onlardan normalden fazla şeylerin talep edildiğini düşünüyorum.


Dört aya yakın bir süredir Türkiye’desiniz. Sizce bu kısa süre içinde gözlemleyebildiğiniz kadarıyla Türkiye’de eğitim alanındaki en önemli problem nedir?

Bizim misyonumuz, öğrencilerimizi, eğitimlerini hayat boyu sürdürecek biçimde yetiştirmek. Etik liderler olmalarını istiyoruz. Bence Koç Özel Lisesi gibi okullar, geleceğin liderlerinin yetiştirilmesinde büyük bir pay sahibi olmalı. Bu nedenle çok önemliler ve benim de bu okulda görevi kabul etmemin en büyük sebeplerinden biri bu. Sadece Türkiye için değil, bütün dünya için önemli liderler yetiştirdiğimize inanıyorum. Değişim bir gecede gerçekleşmiyor. Öğrencilerimize öncelikle vermek istediğimiz özellik, eğitimi sevmeleri ve bu sevgiyi daha sonra Türkiye’de ya da yabancı bir ülkede devam ettikleri üniversitelerde de sürdürmeleri.


Koç Özel İlköğretim Okulu ve Lisesi çok güzel bir kampüste hizmet veriyor. Öğrenim sürecinde çevrenin de büyük önemi var, değil mi?

Evet. Buradaki olanaklar bence mükemmel. Elbette bunda en büyük pay Vehbi Koç Vakfı’nın. Vehbi Koç Vakfı, okulun her alanda lider olmasını arzuluyor. Bu açıdan fiziksel ihtiyaçlarımızı hızlı bir biçimde karşılayabilme olanağına sahibiz. Şu anda okul binasına kimi yeni eklemeler yaptırıyoruz. Bu inşaat bittiğinde ilköğretim okulumuz ülkenin en mükemmel okulu olacak. İlköğretimden üniversiteye dek vakfa bağlı tüm okullarda uluslararası bir yapı var ve bu yapı iki dilde yapılan bir eğitimle destekleniyor. Diğer yandan Koç Holding her açıdan etkileyici bir kuruluş. Sadece iş hayatındaki gücü ve etkinliğiyle değil, aynı zamanda Vehbi Koç Vakfı gibi pek çok alanı kucaklayan bir sosyal oluşuma sahip olmasıyla da güçlü bir kuruluş. Böyle bir kuruluşun altında görev yapmak gerçekten de müthiş bir duygu. Geçtiğimiz Aralık ayında Suna Kıraç ve Rahmi Koç ile ilk kez görüştüğümde onların okul için ne kadar destekleyici olduklarını gördüm. Bu gerçekten çok güzel. Geleceğin liderlerini yetiştirmeye çabalarken onlara Koç Ailesi gibi bir örneği verebilmek çok önemli. Aile bizim için mükemmel bir örnek. Suna Kıraç’ın kızı İpek Kıraç şu anda Brown Üniversitesi’nde okuyor. Okulunu bitirdikten sonra gelip mutlaka daha etkin olacağını düşünüyorum. Geleceğin liderleri için bundan daha iyi bir örnek olabilir mi?


OPET Kart sahibi akaryakıt tüketicisi sayısı 600 bini aştı

OPET ve Migros işbirliğiyle hizmete sunulan OPET Kart, müşterilerine birçok avantaj sunuyor. Sayıları 600 bine ulaşan OPET Kart kullanıcıları, OPET istasyonları dışında Migros ve Şok mağazalarında yapacakları alışverişlerden de puan kazanabiliyor


OPET, müşterilere vermiş olduğu hizmet yelpazesini genişletmek amacıyla “Sadakat Programı” başlatma kararı aldı. “Sadakat Programı” çerçevesinde ilk olarak, müşteriyi tanıma prensibi doğrultusunda, tanıma aracı olarak OPET Kart hizmete sunuldu. Programın ilk aşamasında müşteriler kart aracılığıyla istasyonlardaki promosyonlardan, indirimlerden ve daha birçok avantajdan yararlanıyor.
4 Nisan 2005 tarihinde başlatılan OPET – Migros ortak puan uygulamasıyla da, Migros gibi Türkiye’nin önde gelen önemli bir firması ile çalışmak OPET müşterileri açısından büyük avantajlar yarattı. 4 Nisan tarihinden itibaren müşteriler OPET Kart ile hem OPET istasyonlarında, hem de Migros ve Şok mağazalarında puan kazanabiliyor. OPET Kart’la sağlanan puanlarla müşteri, isterse ücretsiz akaryakıt alabiliyor ya da kampanyalar dahilindeki birçok ürüne sahip olabiliyor. Söz konusu program faaliyete geçirilirken, OPET hep daha çok sadık müşteri yaratmayı hedefledi. Gelinen noktada gerek işlem sayıları, gerekse yaratılan ciro kalemlerinden bu sistemdeki başarı rahatlıkla görülebiliyor. OPET Kart, OPET müşterisi yaratmanın en etkin aracı haline geldi. Her geçen gün daha da büyüyen OPET, iyi ve kaliteli hizmetleriyle müşterilerin ilk tercihi olma hedefine yaklaşırken, OPET Kart sistemi de bu hedefte etkin bir itici güç oldu.
Müşteriye yakın olma yolunda önemli bir adım

OPET Kart uygulamaları ile beraber müşteriye daha yakın olma yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Bu aşamadan sonra müşterilerin kendini OPET’e daha da yakın hissetmelerini sağlayacak programlar yürütülüyor. Bir başka deyişle, müşteriler OPET’i tercih ettikleri için ödüllendirilecek. Gerek OPET Kart uygulamalarında, gerekse çok çeşitli eksenlerde yürütülen kampanyalar çerçevesinde her geçen gün OPET, müşterisini daha iyi tanıyor. Şu anda yapılan kampanya ve sunulan avantajlarla müşteriler grup grup algılanıyor ve bu gruplar için kampanyalar düzenleniyor. Önümüzdeki dönemde de birey bazında davranış alışkanlıkları çıkarılacak müşteriler için kampanyalar düzenlenecek. Müşteriyle doğru ve hızlı iletişim kurmak, aynı zamanda sorunları ile önerilerini almak ve yönlendirmeleri neticesinde girişimlerde bulunmak amacıyla OPET bünyesinde Çağrı Merkezi kuruldu. OPET müşterisi, haftada 7 gün 24 saat, 444OPET/4446738 no’lu Çağrı Merkezi’nden OPET’e ulaşabiliyor. OPET, müşterilerinin sorunlarını en kısa zamanda çözüme ulaştırırken, önerilerini de değerlendirmeye alıyor. Ayrıca, OPET olarak kısa mesaj (SMS) vasıtası ile müşterilerle iletişim daha da güçlendiriliyor. Bu uygulamaların dışında, OPET Kart sahiplerine internet üzerinden puanlarını öğrenme ve bilgilerini güncelleme şansı tanınıyor. OPET Kart internet sitesi www.opetkart.com.tr sayesinde OPET müşterileri, OPET sadakat programları çerçevesinde ne gibi kampanyalar yürütüldüğünü daha yakından takip edebiliyor. Bu uygulamalarla, tüm müşteri iletişim kanalları açık ve kolay ulaşılabilir hale getirildi. OPET Kart’la kısa sürede sağlanmış olan başarının altında hep müşteriye daha yakın olma çabası yatıyor. OPET’in “Tüketicinin birinci tercihi olmak” vizyonu, OPET Kart programının başarısıyla pekişti.


Grup sinerjisi

Öte yandan OPET, otomotiv sektörüyle büyük bir sinerji yakaladı. Ford ile yürüttüğü Yakıt Güvence Sistemi’nin ardından Fiat, Iveco ve Trakmak marka araç sahipleri için de Yakıt Güvence Sistemi geliştirdi. Koç şirketleri ile ortak çalışmalar otomotiv sektörü ile sınırlı tutulmuyor. Birçok Koç Topluluğu şirketi ile Koç müşterisi yaratmak amacı ile Avis, Demirdöküm, Biletix ve Setur gibi farklı firmalar ile de çalışmalar yapılıyor. OPET, Koç Topluluğu şirketleri ile yapmakta olduğu programları geliştirip yeni uygulamalarla desteklemeyi planlamakta.


Noel Baba’yla baca üstünde konuştum!

eni bir yıl daha kapımıza, Noel Baba ise bacamıza dayandı. Damlarda gezerken bir baca önünde içeri girme antrenmanları yapan Noel Baba ile karşılaştım. Kendisi beni kırmadı ve onunla “Bizden Haberler” okurları için bir yılbaşı röportajı yaptım.

- Merhaba Noel, size “baba” diyebilir miyim?

- Rahat ol evlat, zaten ben senin bildiğin Noel Baba’lardan değilim artık...

- Nasıl yani, anlayamadım?

- Bak evladım, her şey bir yılbaşı gecesi başladı. Malum ben yılbaşı geceleri bacadan sarkıp, şömineden içeri girer, hediye filan dağıtırdım bir zamanlar. Ancak bundan birkaç yıl önce, şöminesinden içeri girdiğim evin sahibi sıkı bir mafya babası çıktı!.. Adam beni öyle kurum içinde yerlerde görünce hiç unutmam şöyle dedi: “Bak babalık, Noel Baba’lığın sonu yok. Bir gün şömineden inerken düşüp kolunu-bacağını kıracaksın. Şu yaptığın hareket hiç yaşına başına yakışıyor mu? Al şu kartımı da yeni yılda beni gör!..”

- Eeee, sonra... Sonra o Baba’yı gördünüz mü?

- Evet o gece şömineye vurduğum kafama artık dank etmişti. Yıllardır hiçbir güvencem yoktu. Sigortasız çalışıyordum. İki kere damdan düşmüş, beş kere yanan şöminenin içine oturmuştum!.. Artık eski çevikliğim de yoktu. Noel Baba’lık öyle dışardan sanıldığı gibi cazip bir meslek değildi. Karda, kışta, kıyamette altınızda eski model bir kızakla, üstelik her taraf kargo şirketi dolmuşken, hâlâ ordan oraya hediye dağıtmak kolay mı sanıyorsunuz? Allahtan bu “Baba” bir babalık yapıp beni yanına aldırdı...

- Yapma yaaaa!.. Sen ki koskoca ‘Noel Baba’, sende mi Noel?

- Valla elde avuçta dağıtacak herhangi bir hediye filan kalmamıştı arkadaş, n’apiim? Ben de girdim böylece babaların dünyasına, ama klasik kıyafetimi hiç çıkarmadım. Çünkü Noel Baba kıyafeti ile kimse benden şüphelenmiyordu. Artık bana verilen “mallar” hediye paketi niyetine bacalardan aşağı indiriyordum.

- Vay beee!.. Neler duyuyorum böyle Noel Baba!.. İnanılır gibi değil... Demek hediye paketlerinde “mal” taşır oldun haaa?..

- Eeee, n’aparsın evlat, dedim ya, Noel Baba’lığın sonu yoktu, geleceğimi düşünmek zorundaydım. Hem giderek işleri büyüttüm. Beni bu aleme kazandıran “Baba”nın sayesinde kendime ait bir otopark mafyası zinciri kurdum zamanla. Şimdi işler gayet iyi. Genç Noel Baba’lara tavsiyem, ilerdeki yaşlılık günlerini düşünüp, ona göre bacalara girsinler. Bacaya giren kurumuna katlanmalı!.. Baca kurumu adamda nefes darlığı bile yapıyor arkadaş!.. Sonra bizim ülkemizdeki evlerde şömine hâlâ pek az. Şömineli ev bulacağım da, ordan aşağı ineceğim diye ekstradan yorgunluk yaşıyorsun. Oysa yurtdışında evlerin çoğu zaten şömineli. Yabancı Noel Baba’ların şömineli ev arama derdi yok yani...

- Peki Baba, o eski masum ‘Noel Baba’yı hatırlayıp, yeniden o eski günlere dönmek istediğin hiç oluyor mu?..

- Artık istesek de maziye dönemeyiz. Bacadan girdiğim günler geride kaldı. Ben artık evlere kapıdan giren önemli bir adamım... Ama ne zaman yılbaşı gecesi gelse, villamın şöminesine gözüm gidiyor, ordan gelip, bana hediye verecek bir Noel Baba’nın fena halde özlemini çekiyorum. Oooof ooof, ağlatacaksın şimdi beni, hadi git artık, otoparkta yer bulamayacaksın sonra, hadi mutlu yıllar bakiim, herkese mutlu yıllaaaaar!..



SEKTÖREL VİZYON
TEGV’in 10’uncu yıl gururu

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Suna Kıraç’ın öncülüğünde 23 Ocak 1995’te temel eğitime destek olmak amacıyla kurulan Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), başarıyla geçen 10 yılını, vakfa bağış yapanlar ve mütevellilerin katıldığı bir geceyle kutladı. 10 yıl içinde 170 binden fazla bağışçısıyla 45 milyon dolarlık kaynak yaratan, 13 bin 500 gönüllü üyesi ile Türkiye’nin sosyoekonomik açıdan yoksun bölgelerindeki 33 ilin 86 noktasında, 650 bini aşkın çocuğa eğitim desteği veren TEGV’in 10’uncu yılı gecesine, 600’e yakın davetli katıldı. Sunuculuğunu Halit Kıvanç’ın üstlendiği gecenin konuk sanatçısı, Sertab Erener oldu.


Geçmişi örnek alıyor geleceğe umutla bakıyoruz”

“Geçmişi örnek alıyor, geleceğe umutla bakıyoruz” ana temasıyla gerçekleştirilen TEGV 10’uncu Kuruluş Yılı Balosu’nda bir konuşma yapan TEGV Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Süha Sevük, vakfın, on yıl boyunca gerçekleştirdiği etkinliklerle aldığı başarılı sonuçları, bağışçılarının ve gönüllülerinin içten desteğine borçlu olduğunu belirtti. Sevük, “Hedeflerimize ulaşabilmek için genç kuşak eğitim gönüllülerimizin yapacakları çalışmalara ve sağlayacakları katkılara çok ihtiyacımız var. Bu nedenle, geçmişi örnek alıyoruz ama geleceğe de umutla bakıyoruz. Genç kuşak gönüllülerimizin ‘Şimdi sıra bende’ diyerek bu hizmet yarışında görev alacaklarına ve bizi hedeflerimize ulaştıracaklarına yürekten inanmaktayız. Hedefimiz, önümüzdeki 10 yılda iki milyon çocuğa ulaşabilmek” diye konuştu.


Prof. Dr. Süha Sevük konuşmasında ayrıca, vakfın bugünlere gelmesini sağlayan önceki yönetimlere şükran borçlu olduklarını ifade ederek, TEGV 10’uncu Kuruluş Yılı Balosu’na ev sahipliği yapan İstanbul Conrad Oteli’ne, Balo Komitesi Başkanı ve TEGV Mütevelliler Kurulu Üyesi Ender Mermerci’ye, geceye renk katan İzzet Öz’e, Enbe Orkestrası’na, Halit Kıvanç’a ve Sertab Erener’e teşekkür ederek birer plaket verdi.
1   2   3   4   5


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©atelim.com 2016
rəhbərliyinə müraciət